Bahai dininin Edirne'deki kutsal topraklarındaydık

 

Akşam Gazetesi - 01  Ekim 2006 - ABD İstanbul Başkonsolosu Deborah K. Jones'un, Edirne'deki Bahai evlerini ziyaret edeceğini sadece 'Birkaç resmi ziyaretçimiz var' şeklinde duymamıza rağmen, yabancısı olduğumuz bir dini en iyi tanıma yönteminin cemaatiyle vakit geçirmek olduğunu düşünerek yola koyulduk. İstanbul-Edirne arasındaki 228 km'yi aştıktan sonra Türkiye Bahai Toplumu Basın ve Halkla İlişkiler Koordinatörü Dr. Susan Merter'in yanında aldık soluğu. Merter, yalnız bize değil ABD'nin Ankara eski Büyükelçisi Mark Parris, Hollanda Büyükelçisi Sjoerd Izaak Hendrik Gosses, İngiltere Büyükelçisi Sir Peter Westmacott ve Avrupa Birliği Komisyonu Türkiye Delegasyon Başkanı Büyükelçi Dr. Hansjörg Kretschmer'e de Edirne'deki Bahai mekanlarında eşlik etmek için ta Adana'dan gelmişti. Konumuz, kitleleri etkisi altına alan bir olgu olduğu için çevremizdeki her şeye büyük bir hassasiyetle yaklaştık elbette. Gözlemleyip öğrendiğimiz her şeyi tarafsız bir şekilde yansıtmaya kararlı olduğumuzu Türk Bahai Toplumu üyelerine de açıkladıktan sonra topluluğun temsilcilerinden Susan Merter'den de Bahai diniyle ilgili tüm detayları dinledik. Merter, Bahailiği bize kutsal kitaplardan ve ansiklopedik bilgilerden kaynaklar göstererek anlattı.

İlk olarak Bahailiğin, 236 ülkede, 2.100 farklı etnik gruptan, ırktan ve kabileden oluşan 5 milyondan fazla inananıyla dünyadaki en yaygın ve bağımsız dinlerden olduğunu söyle-yerek başladı söze. Sonra da köklerinin İslam'dan geldiğini, kurucusunun da Hz. Bahaullah olduğunu açıkladı. Her şey Hz. Bahaullah'ın ya da bilinen diğer adıyla Mirza Hüseyin Ali'nin İran'ın soylu bir ailesinden gelmesine rağmen eziyet ve yokluk dolu bir yaşamı tercih etmesiyle başlıyormuş. Ama Allah'ın göndermeyi vaat ettiği peygamber olduğunu ilan eden Bahaullah için bu dinin temellerini atmak pek de kolay olmuyor.

TEMELİNDE BİRLİK OLAN DİN

İran'dan Osmanlı İmparatorluğu'na sürgüne gönderiliyor, zaman zaman hapsediliyor ve işkence görüyor. Sürgün hayatı yaşadığı yıllardaysa yolu 1863'te Edirne'ye düşüyor ve Hz. Bahaullah, pek çok önemli kararını burada alıyor ve önemli eserlerini burada meydana getiriyor. Üstelik ilk olarak da, buradan dünya liderlerine ve krallarına sesleniyor ve misyonunu açıklıyor. Bu da Bahailer için Türkiye'yi çok özel bir yer haline getiriyor ve peygamberlerinin ülkemizde yaşadığı evler 'kutsal' etiketini kazanıyor. Böylece dinin pek çok inananı, bizim gibi meraktan değil de, dua etmek ve huzur bulmak için topraklarımıza geliyor.

Evlerin sadece bahçelerinde çekim yapılabilen Bahai mekanlarının şehrin göbeğinde olmalarına rağmen insana huzur veren bir doğası var. Evlerin içlerindeyse Hz. Bahaullah'ın oğlu Hz. Abdülbaha'nın fotoğrafları ve onlarca farklı dile çevrilmiş kutsal kitaplardan başka pek bir şey yok. Ama sanki Bahailiğe gönül verenler bizden farklı olarak bu kapılardan girdiklerinde Hz. Bahaullah'ın inanç savaşını yaşıyor iç dünyalarında. Bu durum da bu dinin temellerini daha çok merak etmemize ve daha derinlerine inmemize neden oluyor.

Aslında Susan Merter'in cevapladığı sorularımızdan çıkan sonuca göre Bahailiğin tüm öğretilerinin temasında birlik kavramı var. Tanrının, dinlerin ve insanlığın birliğini ilke edinen bu inançta da Allah'a, peygamberlerine ve kitaplarına iman söz konusu. Ama kendi peygamberleri olarak Hz. Bahaullah'ı ve onun yazdığı kitaplardan Kitab-ı Akdes'i kutsal kitap olarak kabul ediyorlar.

Bu dinde eğitim ve öğretim mecburi. Özellikle de kız çocuklarının eğitimi öncelikli. Eğer ailenin çocuklarından yalnız birini eğitmeye gücü yetiyorsa öncelik kız çocuğunda. Çünkü Bahailer her şeyin temelinde birey olduğunu düşünüyor ve onları dünyaya getirip yetiştirecek kız çocuklarının eğitimine özel bir önem veriyorlar.

Bahailerde dini yasalar kadar toplum yasaları da önemli olduğundan öncelikle aile içinden başlıyor kurallar. Örneğin Bahailerde tek eşlilik önemli bir şart ve ebeveynler de çocuklarının eğitilmesiyle yükümlü. Bahailikte ayrımcılığın hiçbir çeşidine yer yok. Irk, inanç, sınıf, milliyet veya cinsiyet ayrımı asla yapılmıyor.

ORUÇ TUTUYORLAR AMA RAMAZAN'DA DEĞİL

Bahai dini, takvimiyle de farklılık göstererek 21 Mart günü başlayıp her biri 19 gün süren 19 aydan oluşuyor. Susan Merter'in açıklamasına göre bu takvimde 9 kutsal gün var ve bugünlerde çalışmak kesinlikle haram. İbadetlere gelince... Üç çeşit namazları var ve Kıble'leri, Hz. Bahaullah'ın kabrinin bulunduğu Akka'daki kutsal mekan. Üç namazdan ilki 'Büyük Namaz' ve günde bir defa istekli olunduğu zaman, ikincisi 'Orta Namaz' ise günde üç defa sabah, öğle, akşam tek başına, sonuncusu 'Küçük Namaz' da günde bir defa, öğle ile akşam arasında Allah ile baş başa kalıp ibadet etmek amacıyla kılınıyor. Namaz için mekan şartı yok. Onlar da abdest alıyor ama gönül abdestini esas kabul ediyorlar. Çünkü her ne kadar suyla temizlenmek onlar için de önemli olsa da 'önce kalp ve beynin temizliği' diyorlar. Cami veya kilise gibi ibadethaneleri yok çünkü toplu ibadet etme gibi bir gelenekleri yok.

Bahailer de oruç tutuyor. Oruç aylarıysa Ramazan yerine Bahai takviminin son ayı Ala. 2 Mart'ta başlayan oruç ayı 20'sinde bitiyor yani toplam 19 gün sürüyor. 21 Mart ise hem yeni yıl, hem Nevruz, hem de Oruç Bayramı. Hac konusuysa sadece erkekler için zorunlu. Hac mekanı da tahmin edileceği gibi Kabe değil Hz. Bahaullah'ın Bağdat'taki evi olarak kabul ediliyor. Bu arada Bahai dininde ruhban sınıfı da yok. Susan Merter'in anlattıklarına bakılırsa din adamları olmasa da din kurumları var. Bu kurumların üyeleri de hilafetle değil inananların seçimiyle belirleniyor. Eğer bir bölgede 21 yaşını doldurmuş 9'dan fazla inanan varsa orada her yıl bir mahalli ruhani mahfil seçiliyor. Peki, bu mahfilin görevi ne?

'BU DİN KENDİLİĞİNDEN YAYILACAK' DİYORLAR

Tabii ki de cemaatinin gereksinimlerini karşılamak. Bu konuda da kadınların, toplumun, yaşam seviyesinin gelişmesi ve çocukların gerekli eğitimleri görebilmesi gibi çalışmalar yapılıyormuş. Bunun yanında bir de toplumu ülke bazında ulusal olarak temsil eden Milli Ruhani Mahfiller var ve 9'ar kişilik gruplardan oluşuyorlar. Burada da seçim sistemi var ama adaylık yokmuş. Yani herkes kendini temsil etmesini istediği kişiye o konudan haberdar olmasa bile oy verebiliyormuş. 'Sistem gizli oy ve açık tasnifle yürüyor' diyen Susan Merter ilk olarak 1963 yılında oluşan 'Yüksek Adalet Evi'nin Bahailer açısından en yüksek makam olduğunu da ekliyor. İsrail'deki, Kermil Dağı'nda bulunan bu makamın üyeleri tüm Milli Ruhani Mahfil üyelerinin katılımı ile toplanan uluslararası toplantıda her beş yılda bir seçiliyormuş.

Ne bu bilgileri aldığımız ne de Edirne'de Hz. Bahaullah'ın yaşadığı evleri gezdiğimiz sırada hiçbir Bahai bize hiçbir bilgi veya öğretiyi kabul ettirmek için uğraşmıyor. Çünkü tüm dinlerin günümüze göre uyarlanmış bir hali olarak tanımladıkları Bahailiğin kendiliğinden yayılacağına inanıyorlar.

Ünlü Bahai'ler

  Romanya Kraliçesi Marie; Bahai inancını kabul eden ilk kraliyet mensubu

  Batı Samoa Kralı Malietoa Tanumafili II.

  Dr. David Kelly - İngiliz Savunma Bakanlığı görevlisi, Birleşmiş Milletler silah denetçisi ve Nobel Barış Ödülü adayı

  Jim Seals and Dash Crofts - 'Seals & Crofts' söz yazarı ve müzik ikilisi

  Charles Wolcott - Oscar ödüllü yönetmen

  John Ford Coley - İngiliz müzisyen

  Affe Adel - Şarkıcı ve söz yazarı

  James Moody - Caz sanatçısı

  Red Gramer - Grammy ödüllü şarkıcı

  Marc Ochu - Piyanist

  Russel Garcia - Senarist

  Omid Djalili - Komedyen

  Alex Rocco - Aktör

  David Hofman - Aktör

  Anthony Azizi - Aktör

  Cathy Freeman - Olimpiyat şampiyonu atlet

  Kevin Locke - Kızılderili şarkıcı, dansçı

Rakamlarla Bahai dini

  Tüm dünyadaki Bahailerin sayısı: 5 milyondan fazla

  Ulusal ve Yöresel Ruhani Meclis sayısı: 11.740

  Dinin kabul gördüğü ülke sayısı: 236

  Bahai öğretilerinin tercüme edildiği dil sayısı: 802

  Dünyadaki Bahai tapınak sayısı: 7

  Proje aşamasındaki Bahai tapınak sayısı: 123

  Bahai okulları ve eğitim kurumları sayısı: Yaklaşık 950

  Bahai radyo kanalları sayısı: 7


BM'de bir Türk Bahai


YaŞamI boyunca Bahai olan Fulya Vekiloğlu ülkemizde başlayan kadın meseleleri, sivil toplum organizasyonu ve uluslararası gelişme çalışmalarına New York'taki Uluslararası Bahai Toplumu'nun Birleşmiş Milletler Ofisi'nde devam ediyor. Haziran ayından bu yana New York'ta olan Fulya Vekiloğlu, Toplum'un Birleşmiş Milletler baş temsilcisi Bani Dugal'la birlikte çalışıyor. 'Çeşitli dini ve kültürel kökenlere sahip farklı toplumlarda yaşadım ve taban seviyesindeki kadınların yaşamlarını, deneyimlerini yakından gördüm' diyen Türk Bahai, New York'a gelmeden önce, üç buçuk yıl Afganistan'da Kadın İşleri Bakanlığı'nda çalışmış. Burada Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) için proje yöneticisi olarak görevliymiş. Fulya Hanım bu projede, Afganistan'daki 10 eyaletten gelen 700'den fazla devlet memuru ve sivil toplum kuruluşu (STK) temsilcisini kadın-erkek konularında eğitmiş. Afganistan öncesinde de Bosna-Hersek'te görev almış. 'Tabii ki kendi ülkemde de sivil toplum ve kadın kuruluşlarıyla çalıştım' diyen Vekiloğlu 1999-2000 yılları arasında Ankara'da bir kadın STK ağı oluşturma projesinin koordinatörü olarak hizmet etmiş.


'Aileden Bahaiyim' diyen Vekiloğlu 1992'den 1995'e kadar Türkiye Bahai Toplumu'nun dış ilişkiler ofisinde hizmet vermiş. 40 yaşındaki Vekiloğlu'nun Mimar Sinan Üniversitesi'nin Endüstriyel Ürünler Tasarımı bölümünden mezun olmasının ardına Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde tamamladığı Kadın Araştırmaları yüksek lisansı, hayatında çizeceği yolun şekillenmesini sağlamış.


Sabanur Kıraç