Birleşmiş Milletler’de Bahailer kadınlara karşı şiddet paneline ev sahipliği yaptı

18 Eylül 2006 (BWNS) – Kadınlara karşı küresel çaptaki şiddet artışını durdurmak, genel olarak kültürü ve ulusal sınırları aşan kökleşmiş davranışlarda değişimler gerektirecektir.

Bu, 8 Eylül 2006 tarihli, “Şiddeti Önlemenin Ötesi: Kadınların Güvenliğini ve Gelişimini Mümkün Kılacak Bir Kültür Yaratma” konulu bir panel tartışmasının ortak fikri oldu.

Uluslararası Bahai Toplumu ve Uluslararası Sunum Birliği tarafından ev sahipliği yapılan tartışma, 59. Yıllık Birleşmiş Milletler Halkla İlişkiler Departmanı/Sivil Toplum Kuruluşu konferansının bir parçası  olarak düzenlendi.

Panelistler kadınlara karşı şiddetin hemen hemen her ulus ve kültürde büyük bir sorun olarak kaldığı konusunda hemfikir oldular.

Birleşmiş Milletler Kadın Fonu’nun (UNIFEM) Afrika kısmı program uzmanı olan Letty Chiwara, “Hepimiz biliyoruz ki dünyadaki her üç kadın arasından en az biri hayatında  dövülmekte, cinsel ilişkiye zorlanmakta veya başka türlü kötü muameleye maruz kalmaktadır” dedi.

Sn.Chiwara kırsal Etiyopya gibi bazı yerlerde kadınların yaklaşık yüzde 71’inin kötü muameleye maruz kaldığını söyledi.

Sn.Chiwara, “Zararlı geleneksel uygulamalar—kadınları sünnet etme, çeyiz cinayeti, sözde namus cinayetleri ve erken evlenme—milyonlarca kadın için ölüme, sakatlığa ve psikolojik anormalliğe sebebiyet vermektedir” dedi.

Rutgers Üniversitesi’ndeki Kadınların Küresel Liderliği Merkezi’nin yöneticisi olan Charlotte Bunch, kadınlara karşı şiddeti katı bir içimde bir kültürel problem olarak görme eğilimine karşı uyardı.

Sn.Bunch, “Biz sadece birkaç güney ülkesinde arta kalmış kültürel uygulamalardan bahsetmiyoruz. O hem tüm Batı dünyası hem de dünyanın geriye kalanı için yapısal olarak merkezidir. Genel olarak şiddet ve kadınlara karşı şiddet birçok seviyede kültürel olarak kabul edilmektedir” dedi.

Sn.Bunch, kadınlara karşı şiddetin karşısındaki yasal ilerlemelere rağmen birçok insanın “kadınlara karşı biraz şiddetin büyük bir mesele olmadığını” düşünüyor göründüklerini söyledi.

Uluslararası Bahai Toplumu’nun Birleşmiş Milletler temsilcilerinden Fulya Vekiloğlu, Kadınlara Karşı Tüm Ayrımcılık Şekillerinin Giderilmesi Anlaşması (CEDAW) ve Milenyum Gelişme Hedefleri (MDGs) gibi kadınları korumak ve ilerletmek için tasarlanan o geniş uluslararası çerçevelerin yeni bir küresel sosyal ortamla desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Panele başkanlık eden Sn.Vekiloğlu, “Yasal ve kültürel uygulamalar arasında hala büyük bir engel olduğu açıktır. Uluslararası toplumun önündeki meydan okuma, kadınların ruhani ve fiziksel gelişimini besleyecek olan sosyal maddi ve yapısal koşulların nasıl yaratılacağıdır” dedi.

Sn.Vekiloğlu, “Bu gibi çabalar sadece toplumun yasal siyasi ve ekonomik yapılarını değiştirme maksatlı girişimleri değil aynı zamanda eşit derecede önemli olarak toplumdaki bireylerin değişmesini de gerektirecektir” dedi.

20 yıldır Afrika’daki çeşitli ülkelerde yaşamış ve çalışmış bir Katolik rahibe olan Joan Burke, kadınlara zarar veren çoktandır devam eden kültürel uygulamaların—kadınları sünnet etme gibi—eğer öncelikli değerlere hitap edilirse değiştirilebileceğine inandığını söyledi.

Sn.Burke, “Bu gibi pek çok uygulama gerçekte kadınların kendilerinin kültürel değerler adına başka kadınlar üzerindeki baskısıyla sürdürülüyor. Bu değerlerin sahipleri—birçok durumda hem erkekler hem de kadınlar—onları diğer derin tutulan değerlerin ışığında yeniden incelemeye ve sorgulamaya başlıyorlar. Gerçek değişimin ancak nihayetinde daha geniş grupla paylaşılan yeterli bir bilinç seviyesi olduğu zaman meydana geleceğini bekliyorum” dedi.

Kendisi bir avukat ve Virginia’daki Baha Dini’nden ilham alan bir kadın avukatlık kuruluşu Tahire Adalet Merkezi’nin kurucusu olan Layli Miller-Muro, genellikle yasaların kökleşmiş davranışlara yeterince hitap etmediğini söyledi.

Annesini vahşice dövdüğü için üvey babasını polise teslim ettiğinden babasının intikam olarak tecavüz ettiği 12 yaşındaki bir kızın davasını anlattı.

Sn.Miller-Muro, bütün uygun yasaların yerli yerinde olduğunu, kızın ücretsiz avukatlarının bulunduğunu ve onun sempatik ve eğitimli bir polis kuvveti ile çevrelendiğini, ama bunların hiçbirinin bu çocuğun suiistimalini engelleyemediğini söyledi.

Sn.Miller-Muro, “Görünürde işleyen, ama bir kimsenin kapalı kapılar ardında kendi şiddet eğilimlerini serbest bırakmasını önleyemeyen bir sistemimiz var” dedi.

Sn.Miller-Muro, bu gibi davranışlara ancak hem toplumlar hem de bireyler için ruhani bir değişimle hitap edilebileceğini söyledi.

Sn.Miller Muro, “Din, gerçekten, ilham etme, harekete geçirme ve insan davranışını değiştirme kapasitesine sahiptir. İnsanlar daha yüksek bir güç için davranışlarını değiştirmeye isteklidir, bir Dünya Bankası kredisi için değil” dedi.