İklim değişikliği konulu Oxford konferansı küresel ortak hareketi vurguladı

 

OXFORD, İngiltere, 2 Ekim 2006 (BWNS) - Küresel ısınmanın yarattığı güçlükler, şu anda yapılandan çok daha yüksek bir ortak hareket ve uluslararası işbirliği seviyesi gerektirecektir. Bu, 15-17 Eylül 2006’da Balliol College’deki, “Bilim, Din ve İklim Değişikliği” arasındaki ilişkiyi araştırmaya çalışan bir konferanstaki sonuçlar arasındaydı.

 

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Anlaşması (UNFCCC) Sekreterliğinin yönetici sekreter yardımcısı Halldor Thorgeirsson, iklim değişikliği “insanlığın ortak bir meydan okumanın üstesinden gelme yeteneğini test ediyor. Çözümün kendisi temelde hükümetlerin işbirliği yapma şeklini değiştirecektir” dedi. Dr.Thorgeirsson, “Uluslararası toplumun iklim değişikliğine yanıtı” başlıklı bir konuşmada karbondioksit gibi sera gazlarının küresel ısınmadaki rolünün bilimsel olarak artık iyice yerleştiğini ve “çabuk harekete geçen ülkeleri haklı çıkarmak için yeterince meydanda olduğunu söyledi. Dr.Thorgeirsson, “İklim değişikliği başladığı zaman kendi başına herhangi tek bir aktör tarafından çözülmeyecektir” dedi.

 

Konferans Bahai Sosyal ve Ekonomik Gelişme Bürosu (BASED-İngiltere) ve Bahai Dini’nden ilham alan bir kuruluş olan Uluslararası Çevre Forumu (IEF) tarafından düzenlendi. Yedi ülkeden 60’dan fazla kişi katıldı ve ayrıca 115 kişi de Internet yoluyla çevrimiçi katılım için kaydoldu. Program, iklim değişikliğini çevreleyen meseleleri bazı bilim dalları açısından incelemeye çalışan, hem Bahai toplumundan hem de daha geniş toplumdan, doğa bilimleri, ekonomi, siyasal bilimler ve psikoloji dahil çeşitli bilim dallarından uzmanlara yer verdi.

 

IEF Başkanı Arthur Dahl, konferansın amacının “bu bakış açılarını birleştirmek, onları birbiriyle ilişkilendirmek” ve “Bahai toplumunu, ruhani prensipleri dünyanın uygulamayla ilgili problemlerine uygulama süreciyle meşgul etmek” olduğunu söyledi.

 

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın eski bir yönetici yardımcı asistanı olan Arthur Dahl, çoğu bilim adamının artık gelecek yıllarda kayda değer bir ısınma olacağı sonucuna vardığını söyleyerek iklim değişikliği üzerine “bilimsel ve dinsel bakış açıları” konulu bir açılış sunumu yaptı. Dr.Dahl, “İklim değişikliği insanlığı kendi birliğini tanımaya zorluyor. Tüm ekosistemler uzun mesafeler boyu değişecektir” dedi. Dr.Dahl, “Biz bu gezegenin önceden görmediği bir değişim ölçeğinde bakıyoruz. Deniz seviyesi yükselmekte ve senaryolar bu eğilimin devam edeceğini gösteriyor. O başka etkilere de sebep olacak: yiyecek güvensizliği, su kıtlığı” dedi. Dr.Dahl, bu gibi değişimlerin teknik çözümlerden daha fazlasını gerektirdiğini ve daha ziyade onların bir “dinamik, adil ve başarılı bir sosyal düzen” meydana getirmeye çalışan “değere dayalı yeni ekonomik modeller” yaratmak için “etik ve ruhani prensiplerin uygulanmasını gerektireceğini söyledi. Dr.Dahl, dinin, insanları “değerler ve küresel sorumluluk hakkında” eğitmek, “değişim motivasyonu yaratmak” ve “sürdürülebilir gelişmeyi meydana getirmek için ihtiyaç duyulacak fedakârlıkları teşvik etmek suretiyle iklim değişikliği üzerinde hareket için etik çerçeveyi güçlendirmede anahtar bir rol oynayabileceğini söyledi.

 

Diğer sunumlar, iklim değişikliğinin toplumun çeşitli bölgeleri ve sektörleri üzerindeki muhtemel etkileri gibi belirli yönlerine ve küresel ısınmayı azaltmanın enerji üretimi ve kullanımında olduğu gibi toplumda ve bireysel davranışlarda nasıl çeşitli değişimler gerektireceği üzerine odaklandı.

 

Potsdam Üniversitesi’nde bir araştırmacı üye olan Lars Friberg, iklim değişikliğinin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisine değindi. Sn.Friberg, “Afrika iklim değişikliğinden en kötü şekilde etkilenecek. Bir model, 1.8 ila 2.6 derecelik ısınmanın Afrika’da yüzde 40’a kadar bir yağış azalmasına yol açacağını göstermektedir” dedi.

Bir klinik psikolog olan Minu Hemmati, dünyadaki kadınların iklim değişikliğinden muhtemelen nasıl etkilendiklerine değindi. Dr.Hemmati, “Yoksul insanlar iklim değişikliğinden daha çok etkilenmektedir. Bu yüzden kadınlar çoğunlukla etkileneceklerdir” dedi. O, bununla birlikte, kadınların daha fazla riske duyarlı olduklarını ve bunun onların iklim değişikliğini algılayışlarını içerdiğini söyleyerek, “Onlar yaşam tarzımızı değiştirmek zorunda olduğumuzu düşünmeye daha hazır olacaklardır” dedi.

 

Küresel İklim Toplumu Hareketi için çalışan Peter Luff, kuzey ve güney arasında daha fazla işbirliği ihtiyacını ele aldı. Sn.Luff, “Avrupa kolektif hareketi anlıyor. Soru şudur: Avrupa güneydeki ülkelere bağlanabilir mi?” dedi.

 

Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) Küresel Rekabet Edebilirlik Programı’nın yöneticisi ve baş ekonomisti olan Augusto Lopez-Claros, “Hangi ekonomik sistemler ve politikalar çevrenin korunması ile uyumludur?” başlıklı bir sunum yaptı. Dr.Lopez-Claros, WEF için yapmış olduğu araştırmalardan elde edilen verilere dayanarak, çevresel olarak sorumlu politikalar açısından en üstteki 20 ülkenin aynı zamanda küresel ekonomik başarı açısından da en üst ülkeler arasında olduğundan söz etti. Dr.Lopez-Claros, “Çevresel ve sosyal sorumluluk ve ekonomik rekabet edebilirlik arasında olumlu bir karşılıklı ilişki var” dedi.

 

İklim Yardım Bilgi Ağı için çalışan George Marshall, insanların bu mesele ile daha fazla meşgul olmalarına yardım edecek yollara değindi. Sn.Marshall, “insanlar bilgiyi hareketten ayırdıkları” için onlara iklim değişikliği hakkında bilgi vermenin yeterli olmadığını söyledi ve bunun yerine “eğer biz insanları harekete getirebilirsek onlar mesele ile meşgul olmaya başlayacaklardır” dedi.

 

Brighton Üniversitesi’nde sürdürülebilir kalkınma alanında uzman bir eğitim görevlisi olan Poppy Villiers-Stuart, “toplumun güçlendirilmesi” hakkında bir sunum yaptı ve “iklim değişikliği ile ilgili bu meselelerin Bahai toplumunun tabandaki diyaloguna dahil edilmesi gerektiğini” söyledi. Sn.Villiers-Stuart, “Bahai öğretilerinin ekseni birliktir. Kainatın her tarafı bağlıdır. Eğer biz dünyanın ruhani gelişimimizdeki rolünü değerlendirmek için inancın öğretilerini araştırabilirsek, bu doğal olarak, sürdürülebilir kalkınmaya yardımcı olacak olan, bizim onu sevmeyi ve ona bağlanmayı istememizi sağlayacaktır.” Sn.Villiers-Stuart, “bu bağlantı türünü” genç insanlarda uyandırmak için bir yolun, 11-15 yaşlar için bir ruhani güçle donatma kursu olan “yeni gençlik animatör kursu” vasıtasıyla olduğunu belirtti. Genç insanların “en idealist olduklarını ve değişim yaratma enerjisine sahip olduklarını” söyleyerek “bu idealleri somutlaştıracak olanların genç insanlar olduklarını” ileri sürdü.