|
Panelde iklim değişikliğinin ahlaki değerleri meydana getirdiği söylendi
BİRLEŞMİŞ MİLLETLER, 9 Mayıs 2007 (BWNS) Küresel ısınma üzerine bilimsel fikir birliği artarken, iklim değişikliğinin muhtemelen getireceği ekonomik, sosyal ve insani yüklerin nasıl paylaşılacağına daha yakından bakma zamanıdır.
Bu, Uluslararası Bahai Toplumu tarafından düzenlenen ve bu yılki BM Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu esnasında 30 Nisan 2007’de burada yapılan “İklim Değişikliğinin Etik Boyutu” hakkındaki bir panel tartışmasının ana mesajıydı.
Bahai Dini’nden ilham alan bir kuruluş olan Uluslararası Çevre Forumu’nun başkanı Arthur Lyon Dahl, “Eğer deniz seviyesi söyledikleri hızla artarsa, yüz milyonlarca mülteci görebiliriz” dedi. Dr.Dahl, bunların iklim değişikliğinin görünen etkilerinin yaratmakta olduğu ahlaki ve etik sorunların sadece bir kısmı olduğunu kaydederek, “Onlar nereye gidecekler? Kim onları alacak? Göç kurallarıyla ilgili olarak bu ne anlama gelmektedir?” diye sordu.
BM En Az Derecede Gelişmiş Ülkeler, Gelişmekte Olan Kara İle Çevrili Ülkeler ve Gelişmekte Olan Küçük Ada Devletleri Yüksek Temsilcisi’nden (UN-OHRLLS) gelen yardımla Tuvalu ve Marshall Adaları ülkeleri tarafından desteklenen olayın bu yıl Komisyon’da hakkında en çok konuşulan yan olaylardan biri olduğu Uluslararası Bahai Toplumunun Birleşmiş Milletler temsilcilerinden Tahirih Naylor tarafından söylendi. Bn.Naylor, “Olayın Komisyon’un başlangıç gününe programlanması, tartışmaları Komisyon’da en azından sivil toplum kuruluşları ve büyük gruplar arasında dile getirmeye yardımcı olarak dikkati iklim değişikliğini çevreleyen etik meselelere getirmeye gerçekten yardım etti” dedi.
Panelistler, eski BM Tuvalu Daimi Temsilcisi Enele Sopoaga’yı, UN-OHRLLS’den Om Pradhan’ı, İklim Değişikliğinin Etik Boyutları İşbirliği Programı’ndan proje koordinatörü Don Brown’ı, Kolombiya Üniversitesi’ndeki Uluslararası İklim ve Toplum Araştırma Enstitüsü’nden Tony Barnston’u, GreenFaith Cemaat Program Yöneticisi Haham Lawrence Troster’i ve Cenevre Üniversitesi’ndeki çevresel diplomasi programı BM Çevre Programı’nın koordinatörü ve Bahai olan Dr.Dahl’ı içeriyordu.
Pennsylvania Üniversitesi’ndeki Rock Etik Enstitüsü’nde olan Dr.Brown, yükselen deniz seviyelerine veya yaygın tahıl kıtlıklarına eşlik eden ahlaki ve etik meselelerin birçok kişi için ölüm kalım meselesi olacağını söyledi. Dr.Brown, “Ne kadar uyarıya tahammül etmeliyiz? Dünyanın bir hedef olarak belirlemesi gereken sera gazlarının atmosferik yoğunluğu nedir? Bu meseleden daha açık ahlaki ve etik mesele yoktur. Kimin yaşayıp kimin öldüğünü, Tuvalu’nun kurtulup kurtulmadığını, Marshall Adalarının kurtulup kurtulmadığını tamamen o belirleyecektir” dedi. Dr.Brown bu gibi meselelerin Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı kurumları uluslararası hukuku ve normları yeniden düşünmeye zorlayacağını söyledi.
Büyükelçi Sopoaga, bu meselelerin Tuvalu gibi ülkeler için özellikle şiddetli olduğunu söyledi. Bazı tahminlerin küçük ada devletlerinin tamamen yükselen okyanusun altında kaybolacağını ileri sürdüğünü kaydederek, “Gelecek, bütün toplumlar için, bütün ülkeler için, özellikle de iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle korunmasız olarak belirlenmiş bulunanlar için felaket olacaktır. Tuvalu ve gelişmekte olan küçük ada devletleri ve tabi en az gelişmiş ülkeler gibi ülkelere yardım etmek siyasi zorunluluk veya ekonomik zorunluluk ötesinde ahlaki bir zorunluluktur. Acilen bir şey yapmalıyız” dedi.
UN-OHRLLS’den Sn.Pradhan, en son tahminlerin küçük ada devletlerinin “kolayca yok olacağını” gösterdiğini söyleyerek, “Bu, uluslararası topluma, etik ve ahlakın herhangi bir insani faaliyette, özellikle de iklim değişikliğinin böyle büyük bir sayıyı, özellikle yoksulları ve zayıfları etkilemekte olduğu bir duruma sahip olduğumuz zaman çok önemli bir rol oynadığını hatırlatma zamanıdır” dedi.
Bütün panelistler BM’in Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin son çalışmalarının gözden geçirilmesinde hemfikir oldular ve İngiltere’nin İklim Değişikliğinin Ekonomisi hakkındaki Stern Gözden Geçirme Raporu iklim değişikliğinin gerçek olduğuna ve sonuçların büyük olacağına dair yüksek bir inanç seviyesi belirlemiştir.
Sn.Barnston, “Küresel iklim değişikliğini kabul etmeye karşı olan insanların bazıları en az yüzde 98’lik gibi bir kesinlik istemektedirler. Biz, yüzde 90 civarında veya 90’ların altında bir yere sahibiz. Bu on yıl önce olduğu gibi yüzde 75 değildir” dedi.
Bütün panelistler aynı zamanda iklim değişikliğinin en şiddetli sonuçlarını önlemenin birçok insanın davranışlarını değiştirmelerini—verimli yakıtlı arabalar kullanma, yenilenebilir enerjiye geçme vb.—gerektireceği konusunda da hemfikir oldular. Sn.Barnston şu anki sorunun insanların davranışlarını değiştirmeleri için nasıl harekete geçirileceği olduğunu söyledi. Sigara içmenin zararlı olduğunun veya güneş yanıklarının sağlıksız olduğunun keşfedilmesini örnekler olarak vererek, “Bir şeyin yaşam tarzımıza uygun olmadığını keşfettiğimiz zaman buna alışmak, kabul etmek, inanmak ve sonra onunla ilgili bir şey yapmak yıllar alır. Tüm seviyelerde toplumun iklim değişikliğinin tıpkı sigara içmenin bir tehlike olduğu gibi bir tehlike olduğunu kabul etmesinden önceki geçiş süresini kısaltmalıyız” dedi.
Dr.Dahl ve Haham Troster’ın her ikisi de dini inancın etik davranış için harekete geçirmeyi sağlamada önemli bir etken olabileceğini söyledi.
Dr.Dahl şu soruları sordu ve cevapladı: “Gerekli olacak fedakârlıkları gösterme istekliliğini nasıl yaratırız? Hepimiz aynı ortak meydan okumalarla karşılaşmakta olduğumuz zaman küresel bir dayanışma duygusunu nasıl oluştururuz? “Din, geleneksel olarak ahlak ve etikten sorumlu olmuş bulunan toplum boyutudur. Ilımlılığa bakmalıyız. Ve bütün dinler çok az şeyle memnun olmayı öğretmektedir.”
Hamam Troster, din toplumlarının, insanlığın yaratılışla ilgili olarak kendisine baktığı tutumun davranışı değiştirmede esas olduğuna inandıklarını söyleyerek, “Bu, ahlaki hareket kavramı için merkezidir. Eğer tutumlarımızı değiştirirsek davranışımızı değiştireceğiz” dedi. |