Prensipler  

İnsanlığın Birliği

Hz. Bahaullah bize insanlığın birliğini öğretti. Tüm insanlar tek bir Tanrı'nın çocuklarıdır. Eğer tek bir Tanrı'ya inanıyorsak birbirimizi bir ailenin -insan ailesi- üyeleri ve kardeş olarak benimsemeliyiz.

Hz. Bahaullah bize birlik nurunu getirmeden önce, insanları birbirinden ayrı olarak düşünmeye yöneltecek bir çok nedenler vardı. Örneğin bazı insanlar derilerinin beyaz olması nedeni ile siyah, sarı veya kızıl derililerden daha üstün olduğunu düşünürlerdi. Dünyanın değişik renkteki insanları bir bahçede bulabileceğimiz değişik çiçek çeşitlerine benzerler. Eğer bir bahçenin çiçekleri aynı renkte olsaydı, bahçe bu denli güzel olmayacaktı. Tanrı, derimiz ne renkte olursa olsun, dünyanın hangi bölgesinden gelirsek gelelim, hepimizi sever. O halde biz neden birbirimize yabancılar gibi bakıyoruz?

"Ey iyi sevilenler! Birlik Tapınağı yükselmiştir. Birbirlerinizi yabancı gözüyle görmeyiniz. Siz bir ağacın meyveleri ve bir dalın yapraklarısınız." "Bir elin parmakları ve bir vücudun üyeleri gibi olunuz. Vahiy kalemi size böyle öğütlüyor."

Taassupların Kaldırılması

Hz. Bahaullah insanlığı felakete sürükleyen her türlü dini, ırki ve diğer tür taassupların unutulmasının gerekli olduğunu öğretir. İnsanlar, taassuba bağlı kaldığı sürece dünya barışa kavuşamaz. Geçmişteki tüm savaşlar, cinayetler ve dökülen kanlar çeşitli taassuplar nedeniyle olmuştur. İnsanlar, ülkeleri ve dinleri yüzünden savaşmış ve dünyaya yıkıntı, milyonlarca insana da ölüm getirmişlerdir.

"Allah'ın nazarında muhtelif kavimler arasında fark yoktur. Bütün ırklar, kabileler, kavimler, sınıflar Allah'ın nimet ve ihsanından eşit derecede pay alırlar. İnsanlar arasında bir tek fark varsa, o da Allah'ın Kanununa itaat derecesi itibarıyla olan farktır."

Gerçeğin Bağımsızca Araştırılması

Hz. Bahaullah gerçeğin tek olduğunu öğretir. Değişik insanlar değişik evlerde yaşayıp, güneşe renkli pencere camlarından bakan çocuklara benzerler. Her evin cam rengi diğer evlerin cam renklerinden farklı olduğu için; Bir çocuk güneşe yeşil camdan bakıp güneşin yeşil renkte olduğunu düşünür, diğer çocuk ise mavi camdan bakıp mavi olduğunu düşünür. Üçüncü çocuk ise güneşin kırmızı olduğuna inanır. Çünkü pencere camları kırmızıdır. Bu çocuklar gördükleri rengin doğru olduğuna inanarak güneşin rengi yüzünden kavga edebilirler. Eğer güneşe kendi dar pencere camlarından bakmaktan vazgeçip dışarıya çıksalar güneşin gerçek rengini görecek ve üzerinde savaşacak bir şeyleri kalmayacaktır.

Hz. Bahaullah insanoğullarının atalarından miras kalma evlerinden dışarı çıkarak güneşe renkli pencere camlarından bakmaktan vazgeçmelerini söylüyor.  Çünkü bakmakta olduğumuz aynı güneştir. Renkli camı gözlerimizin önünden çeker çekmez hepimiz onun gerçek rengini görmüş olacağız.

"Hz. Bahaullah'ın ilk öğretisi gerçeği araştırmaktır. İnsan gerçeği kendi başına aramalı, taklide ve atalarından kalma basit şekillere yapışmaktan vazgeçmelidir. Din, insanlığın birliği için olmasına rağmen dini inançların çok çeşitli olması nedeniyle dini inançlar arasında anlaşmazlıklar doğar. Gerçek din, insanlar arasında sevgi ve anlaşma kaynağıdır. Fakat insanlar, Gerçek Birleştirenden habersiz, sahtelik ve taklitleri tutuyorlar. Böylece dinin parlaklığından da mahrum kalıyorlar. Baba ve atalarından kendilerine miras kalan hurafeleri takip ediyorlar."

Evrensel Yardımcı Dil

Dünyadaki anlaşmazlıkların nedenlerinden biri de insanların birbirlerinin dillerinden anlamamalarıdır. Her ülkenin değişik dili vardır. Bir insan kendi ülkesinden dünyanın diğer bir bölgesine gittiğinde yabancılar arasında olduğunu hisseder.

Hz. Bahaullah, dünyanın tüm insanlarını birleştirmek ve onları aynı ailenin üyeleri yapmak için gelmiştir. Kanunlarından biri de evrensel bir dilin dünyanın her tarafında öğretilmesidir. Böylece her insan kendi ana dili yanında bir de evrensel dili öğrenecektir. Bu durumda kişiler nereye giderlerse gitsinler birbirlerini anlayacakları için kendilerini evlerindeymiş gibi hissedeceklerdir.

"Hz. Bahaullah'ın öğretilerinden biri de dil birliğidir. Yani, milletler arasında özel bir konferans toplansın ve her millet dil uzmanı olan delegelerini oraya göndersin. Bunlar bir dili resmen yardımcı genel dil olarak kabul etsinler ve bu dil dünya okullarında çocuklara öğretilsin. Böylece her öğrenci iki dile sahip olur. O zaman dünya bir vatan olur. Çünkü genel yardımcı dil, insan aleminin birlik sebeplerinden birisidir."

Kadın - Erkek Eşitliği

Güvercinin kanatlarından birinin tüylerini yolarsanız diğer kanadı ne kadar kuvvetli olursa olsun uçamaz. Çünkü kuş uçmak için iki kanada gereksinim duyar.

"İnsanlık iki kanadıyla - biri erkek, diğeri kadın - kuşa benzer. Her iki kanadı da kuvvetli olmadıkça ve aynı kuvvette gönderilmedikçe kuş göklere uçamaz."

Tanrı hepimizi insan olarak yaratır. O'nun için erkek veya kadın olmamızın hiç bir farkı yoktur. Seven bir anne ve baba için kız veya erkek evlatlar eşit değerdedirler.

"İnsanlık dünyasında dişi cins aşağılık muamelesi görüyor, eşit hak ve imtiyaza sahip olmasına izin verilmiyor. Bu durum tabiattan dolayı değil, eğitimden dolayıdır. İlahi yaratılışta böyle bir ayrım yoktur. Tanrı yanında hiç bir cinsin diğerine üstünlüğü yoktur."

Zorunlu Genel Eğitim

Bahai dininin temel öğretilerinden biri de -kız veya erkek- her çocuğun eğitilme zorunluluğudur. Eğer anne ve babalar çocuklarının eğitimini ihmal ederlerse Tanrı katında sorumludurlar.

"Her babaya kız ve erkek çocuklarını okuma ve yazmada eğitmesi emredilmiştir. Kim bu buyruğu ihmal ederse, Adalet Evi Üyeleri'nin görevi, eğer zenginse, ondan çocukların eğitimine gerekli olan parayı almaktır. Aksi halde -anne ve babası muktedir değilse- sorun Adalet Evi'ne devredilir. Doğrusu biz onu -Adalet Evi- fakir ve muhtaçların korunacağı bir yer yaptık."

"Kim evladını veya diğer çocukları eğitirse Benim çocuklarımı eğitmiş sayılır."

Hz. Bahaullah'a göre eğitim yalnız okuma ve yazma öğrenmek değildir. Çocuklar insan ırkına hizmet edebilecek şekilde eğitilmelidir. Bahai dinine göre eğitimin amacı, dünyanın bir ülke ve insanoğlunun onun vatandaşları gibi olduğuna inanan, hizmet ve sevgilerini tüm dünyanın düzeltilmesine harcayan kadın ve erkekler yetiştirmek olmalıdır.

Din ve İlim Uyum İçinde Olmalıdır

Tanrı bizlere hayvanlardan farklı olmamız için düşünme gücü vermiştir. İnsan aklını kullanabildiği için çağlar boyunca ilerleyebilmiş ve bugün binlerce sene önce yaşadığından daha değişik yaşayabilmektedir. Yeni bulgu ve buluşlar insanların daha iyi evlerde yaşamalarını, hastalık ve cehaletle savaşmalarını mümkün kılmıştır. Eğer manen gelişemezsek maddi ilerleyişin bize çok az yararı olur. Tanrı manen ilerlememiz için bize din vermiştir. Dinsiz ilim birçok zararlar verebilir. Aynı şekilde, ilimsiz din de karışıklığa neden olur. İnsan ırkının gerçek ilerlemesi için her ikisi de birlikte gereklidir. İlim ve din birlikte yürümelidir.

İlim bizi aletlerle donatır, din ise onları nasıl kullanacağımızı söyler. Eğer bir balta veya orak doğrulukla kullanılırsa çok faydalıdır. Fakat eğer bir katil balta veya orak kullanırsa, aynı faydalı alet tehlikeli bir alet durumuna gelir. Bugün dünya insanlarında kaybolan dini değerler nedeniyle ilmin onlara sunduğu bu gibi aletler silah olarak kullanılmaktadır. Diğer taraftan ilmi terk eder, nedenleri çözümlemek için aklımızı kullanmaktan vazgeçersek, din cehalet ve hurafeden başka bir şey olmayacaktır.

"Tanrı, din ve ilmi anlayışımızın ölçüsü yaptı. Sakın bu görkemli gücü ihmal etmeyiniz. Her şeyi bu terazide tartınız... Bütün inançlarınız ilimle uyumlu olsun, gerçek tek olduğu için karşıt olamaz. Din hurafe, yersiz taassup ve anlaşılmaz prensiplerden arındığı zaman ilimle uygunluğunu gösterir. Böylece dünyadan tüm savaşları, anlaşmazlıkları, kavgaları ve ayrılıkları silip süpürecek büyük bir birleştirici ve temizleyici kuvvet hasıl olacaktır. Sonra insanlık Tanrı sevgisinin kudretinde birleşecektir."

Aşırı Zenginlik ve Fakirliğin Kaldırılması

"Hz. Bahaullah'ın öğretileri arasında en önemli prensiplerden biri, her insanın yaşamını sağlayacak günlük yiyecek ve kazanç araçlarında eşitlik hakkına sahip olma gerekliliğidir."

Bahai dininde, aşırı zenginlik ve fakirliğin olmayacağı dengeli bir toplumun yaratılışı için görkemli kanun ve öğretiler vardır. Şüphesiz ki bazılarının aşırı derecede zengin diğerlerinin ise acınacak derecede fakir olma durumu geliştirilecek bir  organizasyonla sınırlandırılabilir.

"Yoksulluğun, açlıktan ölüme erişmesine müsaade edildiğini gördüğümüz zaman bu, bir yerde zulme rastlayacağımıza işaret olmalıdır. İnsanlar bu konuda hızla harekete geçmelidirler."

Bu konuda getirilecek düzenlemelerin yanı sıra her Bahai konunun aslında ruhani bir mesele olduğunun da bilincindedir.

"Ey dünyanın zenginleri! Fakirler aranızda emanetimdir. Emanetimi iyi saklayınız. Hep kendi rahatınızla meşgul olmayınız."  

Kalplerimiz bu dünyanın zenginliklerine bağlanmaktan vazgeçerse ve zenginliğin kendi başına bir fazilet olmadığının bilincinde olursak, zenginliğimizi ihtiyaç içinde olanlarla paylaşmak kolaylaşır.

"Altın nasıl ateşle denenirse, Tanrı da insanları altın ile dener."

Hz. Bahaullah yardıma muhtaç olanların unutulmamasına dikkatimizi çekerken fakirlerin de dilenmesini yasak eder. Kendi hayatlarını kazanmak için Tanrı'ya güvenerek çalışmalarının gerektiğini söyler. Her fert kendi işini takibe ve bu dünyada görevini yapmaya çağrılmaktadır.

Din Dostluk ve Birlik Sebebi Olmalıdır

Din, dostluğa ve insanlar arasında bağlılıklara sebep olmalıdır. Oysaki insanlık alemi bu güne kadar sadece din yüzünden çıkan savaşlarda büyük kayıplara uğramıştır. Bütün dinler insanlık aleminde sevgiyi ve birliği sağlamak amacını gütmüşlerdir. Her yarattığına karşı şefkatli ve affedici olan Tanrının isteği gibi gösterip başka insanları yok etmeğe çalışmak zaten dinin kendisini inkar etmek olur. Bu nedenle eğer din, düşmanlığa ve savaşa sebep olursa yokluğu daha iyidir.

"Tanrısal dinler, insanlar arasındaki sevgi ve dostluğu sağlamak ve insanlığın birliği için gelmişlerdir."

Hakların Eşitliği

"Her meslek, kabile, ırk, inanç ve makamda olan insanların uygarlık ve ve dini haklarının korunması için tam bir dikkat ve titizlikte bulunulmalıdır. Bu hususta tercih ve farklılık doğru değildir."

Bütün insan haklarının korunması, dokunulmaması ve eşit olması adaletin gereğinden doğar. Bu bir toplumun öz gereklerindendir.Çünkü tüm insanlar Tanrı yanında eşittirler. Hakları aynı olup kimse için bir üstünlük söz konusu değildir. Herkes İlahi yasanın himayesindedir ve kimse için istisna yoktur. Allah'ın yanında zengin ve fakir aynıdır, aziz ve hakir eşittir.

"İnsan türünün hepsi de Allahın esirgeyici gölgesi altındadırlar. Nihayet bazıları noksandır, olgunlaştırılması gerekir. Bilgisizdirler, eğitim görmeleri gereklidir. Bütün insanlar Tanrı'nın yanında birdirler. Hepsinin hakları aynıdır. Hiç kimse için bir farklılık yoktur. Hepsi de ayrıcalıksız olarak Tanrısal yasalardan faydalanırlar ve onun koruyuculuğu altındadırlar."

Genel Barış

Bütün ulusların birbiriyle iyi ilişkiler kurarak, birlik ve beraberlik içinde yaşaması, yardımlaşma ve dayanışma halinde olmaları, devamlı ve savaştan uzak bir güvenlik içinde yaşamaları için genel barışın kurulması gerekir. Barış ortamı içinde meydana gelebilecek her anlaşmazlık, bütün milletler ve devletler tarafından genel bir seçim ile kurulan uluslararası bir mahkeme tarafından verilecek kararlarla çözülecektir. Bu şekilde, anlaşmazlıkların savaşa dönüşmesine ve savaş araçları yapımına gerek kalmayacaktır. Yalnız ülkelerin iç güvenliklerinin sağlanması için her ülke küçük bir kuvvet bulunduracaktır.

"Yer yüzünde büyük bir kurultayın toplanması gerekir. Hükümdarlar ve devlet başkanları bu toplantıda en büyük barış için müzakerelerde bulunmalıdırlar. Bu devletlerin, insanlığın rahatı uğruna sağlam bir barışa girişmeleri gerekir. Bu takdirde, savaş ordularına ve araçlarına gerek kalmaz. Yalnız memleket ve şehirlerin güvenliği için bir miktar kuvvet bulundurmaya ihtiyaç olacaktır."

İnsanlık Alemi İlerlemek İçin Tanrısal Öğretilere Muhtaçtır

İnsanlık alemi ne kadar doğal ilerleme gösterirse göstersin yine de her zaman Tanrısal öğretilere muhtaçtır. Eski bilginler akıl gücü ile insanların terbiyesini sağlamaya çok uğraştılar fakat her ne kadar kendileri ve az bir kitleyi eğitebilmişlerse de tüm insanların genel eğitimini sağlayamazken Peygamberler bu Tanrısal güç vasıtası ile çeşitli milletleri dost yapmışlardır. O halde insanlık alemi, hem bilim ve akıl yönünden hem de ruhaniyet yönünden ilerleyebilmek için bu Tanrısal güce muhtaçtır.

"Batı milletlerinin uygarlıkta olağanüstü ilerlediklerini görmeme rağmen İlahi uygarlığın unutulmaya yüz tuttuğunu gözledim. Bunun nedeni, bütün düşüncelerin doğa alemine yönelmiş olmasıdır. Oysa doğa aleminde birçok eksiklikler mevcuttur. Bu yüzden İlahi uygarlığın ışıkları görünmez hale gelmiş ve hükmetme olanağı doğanın eline geçmiştir. Doğa aleminde en büyük etken yaşam kavgasıdır. Zorlukların, savaşların, düşmanlıkların kaynak ve temeli insanlar arasındaki bu yaşam kavgasından gelmektedir. Zira zorbalık, kendini beğenmişlik, baskı ve başkalarının hakkına sahip olma gibi hayvanlar alemine ait kötü nitelikler doğada bulunmaktadır. Doğanın gereği olan bu nitelikler insanlar arasında hüküm sürdükçe mutluluk ve kurtuluşun mümkün olamayacağı apaçıktır. Yüce Tanrı, insanlar İlahi eğitimle doğanın kötülüklerinden ve zorbalıklarından kurtulup, manevi olgunluklara, vicdan duygusuna ve ruhani erdemliklere erişerek güzel huyların sahibi olsunlar diye Peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Bütün insan alemindeki maddi uygarlık son derece güzel bir lambaya benzer. Fakat bu lamba ışıktan yoksundur. Onun ışığı, İlahi uygarlıktır. Bu uygarlığın kurucusu ise Tanrı'nın Kutsal Doğuşlarıdır."