|
19 GÜN ZİYAFETİ
YÜCE UMUMİ ADALET EVİ BAHAİ DÜNYA MERKEZİ
27 Ağustos 1989
Hz.Bahaullah’a İnananlara
Sevgili Bahai Dostlar,
Ondokuz Gün Ziyafeti’nin yapısı, amacı ve yöntemleri, son yıllarda dostlar arasında giderek artan bir merak konusu olmuştur. Geçen yıl, Altıncı Uluslar arası Bahai Konvenşını’nda meşveretin büyük bir kısmını kapsamıştır ve açıklamalar yapmamız zamanının geldiğine inanıyoruz.
Hz. Bahaullah’ın Dünya Düzeni insan toplumunun tüm birimlerini sarmaktadır; yaşamın ruhani, idari ve toplumsan süreçlerini birleştirmektedir; ve insan ifadesinin türlü biçimlerini yeni bir uygarlığın kurulması için yönlendirmektedir. Ondokuz Gün Ziyafeti tüm bu yönleri, toplumun tam temelinde içermektedir. Köyde, kasabada ve kentte işlev veren, ve tüm Baha ehlinin üyeleri olduğu bir kurumdur. Birliği artırması, gelişmeyi sağlaması ve mutluluk getirmesi amaçlanmıştır.
Hz. Abdülbaha,”Eğer bu Ziyafet uygun biçimde yapılırsa, dostlar ondokuz günde bir kendilerini ruhani bakımdan yenilenmiş ve bu dünyaya ait olmayan bir güçle donanmış bulacaklardır” diyebuyurmuşlardır. Bu görkemli sonucu sağlamak için Ziyafet kavramının tüm dostlar tarafından yeterince anlaşılması gerekmektedir. Ziyafet’in ayrı, ancak birbiriyle ilişkili üç bölümünün olduğu bilinmektedir; ruhani,idari ve sosyal. Birinci bölüm duaların ve Kutsal Eserler’den okunmasını gerektirir. İkinci bölüm, Mahalli Ruhani Mahfil’in etkinlikleri, planları ve sorunlarını topluma durulması, Dünya Merkezi ve Merkezi Mahfil’den gelen haber ve mesajları paylaşması ve danışma süreciyle dostların düşünce ve önerilerini alması için genel bir toplantıdır. Üçüncü bölüm ise, yiyecek ve içeceklerin paylaşılması, ve Bahai Dini’nin ilkelerini veya Ziyafet’in esas özelliğini bozmayan ve dostluğu, kültürlerin belirlediği değişik biçimlerde artırmayı amaçlayan diğer etkinliklerde bulunulmasını içermektedir.
Ziyafet’in yapılması, üç yönüne, tanımlandığı sırayla kesinlikle uyulmasını gerektirse, bile tüm deneyimde çeşitlilik için çok yer vardır. Örneğin, ruhani bölüm de dahil olmak üzere, müzikten yararlanılabilir; Hz. Abdülbaha, açık, düzgün ve ruhu yükselten konuşmaların yapılmasını önermektedir, konukseverliğin ifadesinde özgürlük ve değişiklikler mümkündür, meşveretin niteliği ve boyutları toplantının ruhu için önemlidir. Farklı kültürlerin tüm bu konulardaki etkileri, Ziyafet’e yapıldığı çeşitli toplumların eşsiz özelliklerinin tipik örneği olan yararlı bir çeşitlilik verebilen hoş etkenlerdir, ve bu nedenle katılanların ruhen yükselmesine ve mutluluklarına neden olur.
Ziyafet kavramının, Bahai Dini’nin gelişimi içinde aşamalarla oluştuğu dikkate değerdir. İran’da ilk döneminde, dostlar bireysel olarak, Hz. Bahaullah’ın emirlerine uyarak, ondokuz günde bir kez konukseverlik göstermek üzere evlerinde toplantılar yaptılar, ve öğretilerin okunması ve tartışmalardan ilham aldılar. Bahai toplumu büyüyünce, Hz.Abdülbaha toplantının ruhani ve sosyal özelliklerini açıklamış ve vurgulamıştır. Mahalli Ruhani Mahfil’lerin kurulmasından sonra, Hz. Şevki Efendi idari bölümü başlatmış ve topluma, bir kurum olarak, Ziyafet kavramını öğretmiştir. Ziyafet bir senfoni gibi, üç bölümde şimdi tamamlanmış oluyordu.
Ancak, Ziyafet’in evrimini, sadece bir kurum olarak yavaş yavaş açıklanışı açısından düşünmemek gerekir ; daha geniş bir anlamı da vardır. Yöntemlerin eşsiz bir bileşimiyle Ziyafet, toplum yaşamının temel unsurlarının – ibadet ve kutlama etkinlikleri veya beraberliğin diğer biçimleri --zamanın geniş boyutlarında görkemli bir kaynaşma meydana getirdiği, büyük bir tarihi sürecin sonu olarak görülebilir. Ondokuz gün Ziyafeti, toplum yaşamının temel ifadesinin bu aydınlık çağda ulaştığı yeni bir aşamayı etmektedir. Hz. Şevki Efendi Ziyafet’i, yeni Dünya Düzeni’nin temeli olarak tanımlamakta, ve yazılan bir mektupta ondan, “inananların kendi aralarında ve de mahalli toplumda seçilmiş temsilcilerinin heyetiyle(Mahalli Ruhani Mahfil) yakın ve sürekli bir ilişki sağlamak için hayati bir ortam” olarak bahsedilmektedir. Ayrıca, yönetimin ulusal ve uluslar arası kurumlarından gelen mesajları iletmek, ve de dostların önerilerini o kurumlara aktarmak için sağladığı fırsat nedeniyle Ziyafet, mahalli toplumu, İdari Düzen’in tüm yapısıyla dinamik bir ilişki içinde birleştiren bir bağ olmaktadır. Ancak, kendi mahalli etkinlik alanı içinde düşünüldüğünde, kalbi heyecanlandıran ve hayranlık uyandıran çok şey vardır. Burada bireyi, bir toplumu kuran veya yenileyen ortak süreçlere bağlar. Örneğin, burada Ziyafet, Mahalli Ruhani Mahfil ile toplumun üyelerinin ortak bir platformda toplandıkları, bireylerin ilerleyen bir yapılandırma süreçlerine, ister yeni fikirler, isterse yapıcı eleştiri olarak düşünce yeteneklerini özgürce sundukları, toplumun tam temelinde bir demokrasi arenasıdır. Böylece, ruhani öneminin yanı sıra, insanların bu ortak kurumunun, katılanların sorumlu vatandaşlığın gerekleri konusunda eğiten bir dizi temel toplumsal disiplinleri birleştirdiği görülmektedir.
Eğer Ziyafet uygun bir biçimde yaşanacaksa, kavramın anlaşılmasının ötesinde, onun hazırlanması ve ona hazırlanılması da gerekecektir. Mahalli, Ziyafet’in idari yönden yönetilmesinden sorumlu olmasına rağmen, çoğu zaman bir birey veya gruptan hazırlıkları yapmasını ister – bu uygulama, toplantı için çok hayati olan konukseverlik ruhu ile uyum içindedir. Bu gibi bireyler ev sahibi gibi hareket ederler ve bazen ruhani bölüm için dualar ve yazıların seçimiyle ilgilenirler; sosyal bölümü de yönetebilirler. Küçük toplumlarda kişisel konukseverlik yönünü yerine getirmek kolaydır, ancak büyük toplumlarda Mahalli Ruhani Mahfil, konukseverlik kavramını korumakla birlikte, diğer önlemlerin alınmasını gerekli görebilir.
Ziyafetin hazırlanmasının önemli yönleri içinde, okunacak yazıların uygun seçimi, iyi okuyan kimselerin önceden görevlendirilmesi, ve ruhani programın hem sunuluşunda hem de takip edilişinde uygun davranışlar bulunmaktadır. Ziyafet’in yapılacağı çevreye özen, içeride veya dışarıda olsun, bu deneyimi büyük ölçüde etkileyecektir. Temizlik, alanın pratik ve dekoratif yollarla düzenlenmezi—hepsi önemli bir rol oynar. Dakiklik de iyi bir hazırlığın ölçüsüdür.
Ziyafet’in başarısı çok büyük ölçüde, bireyin hazırlık ve katılımının niteliğine bağlıdır. Sevgili Hz. Abdülbaha şu öğüdü vermektedir.”Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne büyük bir önem veriniz, öyle ki, bu toplantılarda Tanrı’nın sevgilileri ve Merhametli’nin kulları yüzlerini Melekut’a dönebilsinler, dualar okusunlar, Tanrının yardımını dilesinler, sevinç içinde birbirlerine aşık olsunlar, ve arılıkları, kutsallıkları, Tanrı korkuları, tutku ve bencilliğe karşı dirençleri artsın. Böylece kendilerini bu maddesel dünyadan ayıracak ve ruhun tutkularına dalacaklardır.”
Böyle bir öğüdü dinlerken, Ondokuz Gün Ziyafeti’nin ne amaçla konulduğunu gözden geçirmek gerçekten açıklık getirecektir.” Akdes Kitabı’nda şu sözlerle emredilmiştir:” Sadece su ikram etseniz bile, ayda bir kez konukseverlik göstermeniz emredilmiştir; çünkü, Tanrı kalplerinizi birbirine bağlamayı istemiştir, ancak bunu, semavi ve dünyasal araçlar birlikte neden olmalıdır”. O halde Ziyafet’in, dostluk, nezaket, hizmet, cömertlik ve eğlence gibi tüm gerekleriyle, konukseverliğe dayandığı açıktır. Böylesine önemli bir kurumu koruyan ruh olarak konukseverlik fikri, insan ilişkilerinin tüm aşamalarında yönetilmesinde yeni bir değişimci tavır getirmektedir. Bu tavır, Hz.Bahaullah ve Hz.Abdülbaha’nın yaratmak için öylesine uzun bir süre çabaladıkları ve o kadar çok zulüm gördükleri dünya birliği için önemlidir. Böylesine eşsiz bir gerçeğin oluşması için temel, bu ilahi festivalde atılmaktadır.
Ziyafet’e “sevinç nedeni”, uyum ve birliğin temeli”, “sevgi ve dostluğun anahtarı” olarak konulan yüce amaca hepinizin ulaşabilmesi, Kutsal Eşik’te içten dualarımızın bir hedefi olarak kalacaktır.
Sevgi dolu Bahai selamlarımızla Yüce Umumi Adalet Evi
YÜCE UMUMİ ADALET EVİ BAHAİ DÜNYA MERKEZİ
Sekreterlik Bölümü - 28 Ağustos 1989
Tüm Merkezi Ruhani Mahfillere Sevgili Bahai Dostlar,
Ondokuz Gün Ziyafeti
Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, Hz Bahaullah’a İnananlara yazılan, Ondokuz Gün Ziyafeti hakkındaki ilişikteki mektuba ilaveten, bu önemli şölenin kutlanmasında topluma yardım ederken, ilginizi gerektirecek aşağıdaki konular üzerinde düşüncelerini iletmemiz istenmiştir.
İlk olarak, Yüce Umumi Adalet Evi, Ziyafet gününün çoğu insanların çalışması gereken hafta içine gelebilmesi ve akşam saatlerinin bu toplantının yapılması için fazla zaman bırakmaması nedeniyle, birçok bölgede Ziyafet için dostlar tarafından sadece sınırlı bir zaman ayrılabilindiğini bilmektedir. Yüce Umumi Adalet Evi, Ziyafet’in Bahai ayının ilk günü yapılması için Hz. Şevki Efendi tarafından ifade edilen tercihin önemini azaltmak istemekle beraber dostların katılmalarının mümkün olmadığı güç durumlarda, Ziyafet’in Bahai ayının içinde başka bir zamanda, örneğin bir hafta sonunda yapılmana izin verildiğini, Merkezi Ruhani Mahfil’in, Mahalli Mahfil’lere bildirebileceğini düşünmektedir.
İkinci olarak Ziyafet’in idari bölümü yorucu veya sıkıcı olmamalıdır. Bir Ziyafet’te çok sayıda mahalli Bahai heyetleri tarafından, çok sayıda raporlar sunulduğu için böyle olabilir. Bu tür raporların, haber bültenleriyle iletilmeleri belki de mümkündür. Merkezi yönetim heyetlerden de çok sayıda mesajlar gelebilir. Ziyafet’te paylaşılmak üzere bir mesaj veya bazı bilgiler göndermek, Merkezi Ruhani Mahfil’in kararına bağlı olmakla beraber, bu toplantıları Merkezi Mahfil’den ve yardımcı heyetlerden gelen çok sayıda haberlerle sıkıcı bir hale getirmemeye özen gösterilmelidir. Bazı Merkezi Mahfil’ler her Ziyafet’e bir mesaj yollama uygulaması başlatmışlardır; bu uygulama, ilke olarak şüphesiz yanlış değildir, ancak inananlarla iletişim yöntemleri ve arasıra gönderilen mesajların yeterli olup olmayacağını bulmaları gerekebilir. Maksat, Ziyafet’in yönetimini mahalli Bahai toplumların üstlenmeleri ve Din’in Merkezi yönetiminden gelen mesajlar, emir ve görevlerin istilasına uğratıldıklarını düşünmelerine neden olunmamasıdır. Tüm bu konunun Merkezi Ruhani Mahfil tarafından dengeli bir biçimde incelenmesi gerekir, öyle ki önemli Merkezi sorunlar ihmal edilmedin, mahalli toplumum gelişimi için Ziyafet’in olanakları iyice anlaşılmalıdır.
Üçünçü olarak, dostlara yazılan ilişikteki mektupta dikkat, Ziyafet deneyimini, Bahai ilkelerine aykırı olmadan zenginleştirebilecek kültürel unsurların Ziyafet’e getirilmesinin iyi olacağına çekilmektedir. Merkezi Ruhani Mahfil’ler, bu tür unsurların getirilmesinin, sadece Bahai Dini’ne has bir kurum olan Ziyafet’in özelliklerini yitirmesine neden olmaması ve özellikle, toplantıya çirkin gelenek ve uygulamaların girmemesi için uyanık olmayı isteyeceklerdir.
Toplumu daha iyi eğitirken ve bu hayati kurum hakkında dostların sorularını cevaplandırırken bir kaynak olarak yararlanacağınız, “ Ondokuz Gün Ziyafeti “ isimli ekteki derlemeyi de size göndermemiz istenmiştir. Derlemenin içindekileri dostlarla paylaşmakta serbestsiniz, ancak basımı için hiçbir zorunluluk altında değilsiniz.
Sevgi dolu Bahai selamlarımızla Sekreterlik Bölümü
Genel Beyanlar Hz. Bahaullah’ın Kutsal Eserlerinden
Sadece su ikram etseniz bile, ayda bir kez konukseverlik göstermeniz emredilmiştir; çünkü, Tanrı kalplerinizi birbirine bağlamayı istemiştir, ancak buna, zemavi ve dünyasal araçlar birlikte neden olmalıdır. (Akdes Kıtabı’ndan, geçici çeviri)
Hz.Abdülbaha’nın Kutsal Eserleri ve Beyanlarından
Ey Misak’ta sabit Olan ! Ziyafet hakkında yazmışsınız. Ondokuz günlük ayın bir gününde yapılan bu şölen, Hz. Bab tarafından başlatılmış ve Cemal-i Mübarek onun yapılmasını emretmiş, onaylamış ve içtenlikle teşvik ekmişlerdir. Bu nedenle çok önemlidir. En büyük özenle kesin ilgi gösterilmeli, önemini belirtmelisiniz ki, kalıcı ve sağlam olarak yerleşebilsin. Tanrı’nın sevgilileri çok büyük bir nezaketle, duygu ve davranışlarını kontrol ederek bir araya gelsinler, birbirleriyle büyük bir sevgi, ruhaniyet ve mutlulukla arkadaşlık etsinler. Kutsalayetleri, yararlı yazıları ve Hz. Abdülbaha’nın mektuplarını okusunlar; bireyleri ve herkesi sevmek için birbirlerini teşvik etsinler ve ilham versinler; duaları ağırbaşlılıkla ve kutlulukla okusunlar; açık ve düzgün konuşmalar yapsınlar, ve eşsiz Tanrıyı övsünler.
Ev sahibi kendini tümüyle unutup herkese şevkat göstererek, herbireyi sevindirmeli ve dostlara kendi elleriyle hizmet etmelidir.
Eğer Ziyafet, anlatıldığı biçimde layıkıyla yapılırsa, bu yemek gerçekten de Tanrı’nın Yemeği olacaktır, çünkü meyveleri, o Yemeğin meyvelerinin aynısı ve etkisi de benzeri olacaktır. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün Ziyafeti’ne gelince; Büyük bir özenle dikkatinizi vermeli ve esaslı olarak tesis etmelisiniz. Çünkü bu Ziyafet, Tanrı’nın sevgililerine büyük bir mutluluk, birlik ve sevgi getirir. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün şölenleri hakkında yazıyorsunuz. Bu Ziyafet sevinç nedenidir. Uyum ve birliğin temelidir. Sevgi ve dostluğun anahtarıdır. İnsanlığın birliğini yayar. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ey, Kıdem Cemali’nin sadık kulları ! Her devir ve dinde ziyafet beğenilmiş ve sevilmiştir, ve Tanrının sevgilileri için bir sofranın hazırlanması değerli bir davranış olarak görülmüştür.Bu en cömert çağda ve emsalsiz dinde, büyük ölçüde beğenildiğinden bugün için özellikle geçerlidir, çünkü gerçekten de Tanrıya tapmak ve ululamak için yapılan toplantılar arasında sayılmaktadır. Orada kutsal ayetler, semavi methiyeler ve senalar okunur, kalp canlanır ve coşkuyla dolar.
Esas amaç, ruhun bu kımıldanışını uyandırmaktır, ancak aynı zamanda, katılanların yiyecekleri paylaşmaları da çok doğaldır. Böylece beden dünyası, ruh dünyasını yansıta bilsin ve vücut ruhun niteliklerini kazansın; ruhani zevklerin burada bolca olması gibi maddi zevkler de boldur.
Bu emri tüm mistik amaçlarıyla uyguladığınız, ve böylece Tanrının dostlarını uyanık ve dikkatli tutarak,onlara huzur ve sevinç getirdiğiniz için mutlu olmalısınız. (“Selections from the Writings of’ Abdu’l-Baha”,Haifa: Bahai World Centre, 1982, s. 90-91)
Mektubunuzu almış bulunmaktayız. Ondokuz Gün Ziyafeti hakkında yazmışsınız ve benim kalbimi sevindirmiştir. Bu toplantılar, ilahi sofranın cennetten inmesine neden olur ve en Merhametli’nin teyitlerini çeker. Kutsal Ruh’un nefeslerinin onların üzerine eseceğini ve hazır bulunan her büyük toplantılarda, düzgün bir dilde ve Tanrı sevgisiyle taşan bir kalple, Gerçeklik Güneşi’nin yükselişini ve tüm dünyayı aydınlatan Sabah güneşi’nin yükselişini ve tüm dünyayı aydınlatan Sabah Güneşi’nin doğuşunu karşılamaya kendisini hazırlayacağını ummaktayım. (“Selections from the Writings of ‘ Abdu’l-Baha”, Haifa:Bahai World Centre, 1982,s. 90-91)
Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne büyük bir önem veriniz, öyle ki, bu toplantılarda Tanrı’nın sevgilileri ve merhametli’nin kulları yüzlerini Melekut’a dönebilsinler, dualar okusunlar, Tanrının yardımını dilesinler, sevinç içinde birbirlerine aşık olsunlar, ve kutsallıkları, Tanrı korkuları, tutku ve bencilliği karşı dirençleri artsın. Böylece kendilerini bu maddesel dünyadan ayıracak ve ruhun tutkularına dalacaklardır. (Spokane, Washington, Mahalli Ruhani Mahfili’ne bir levih’ten–Farsça’dan çevrilmiştir)
Bu gibi birçok toplantıların yapılmasını ve Ondokuz Gün Ziyafetleri’nin de kutlanmasını Tanrı’nın sonsuz bağışlarından dilerim. Böylece kadın-erkek inananlar Tanrıyı anmakla, O’un ululamak ve övmekle, ve insanları doğru yola kılavuzlamakla meşgul olsunlar. (Stuttgart, Germany, Bahai’lerine bir Levih’ten- Farsça’dan çevirilmiştir)
Ey Misak’ta sabit olan ! Ayrıntılı mektubunuzu almış bulunmaktayız, ancak işlerin yoğunluğu nedeniyle kısa bir cevabın yeterli olması gerecektir.
Her Bahai ayındaki Ziyafet hakkında soruyorsunuz. Bu Ziyafet, dostluk ve sevgiyi artırmak, Tanrıyı hatırlamak ve tövbekar kalplerle O’na yalvarmak ve hayırlı işleri teşvik etmek için yapılır. Yani. Dostlar orada Tanrı hakkında konuşmalı ve O’nu ululamalı, dua ve kutsal ayetleri okumalı ve birbirlerine son derece muhabbet ve sevgiyle davranmalıdırlar. Eğer dostlardan ikisi arasında bir sorun çıkarsa, her ikisi de davet edilecek, aralarındaki ayrılıkların giderilmesine çalışılmalıdır. Tüm tartışmaları hayır işleri ve kutsal davranışlarda bulunulması üzerinde toplayınız ki, övgüye değer sonuçlar onun meyveleri olabilsin. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün Ziyafeti’ne gelince; akıl ve kalbi sevindirir. Eğer bu Ziyafet uygun bir biçimde yapılırsa, dostlar ondokuz günde bir kendilerini ruhani bakımdan yenilenmiş ve bu dünyaya ait olmayan bir güçle donanmış bulacaklardır. (“Selections from the Writings of ‘ Abdu’l-Baha” Haifa: Bahai World Centre, 1982,s. 91)
Ondokuz Gün kutlamasına gelince; dostların bir toplantı yerinde tam bir uyum ve sevgi içinde bir araya gelmeleri çok önemlidir. Tanrıyı hatırlamalı ve O’nu övmekle meşgul olmalı, Tanrının mutlu haberleri ve Hz. Bahaullah’ın Zuhuru’na ait kanıtlar üzerinde konuşmalı, Tanrının İran’daki sevgililerinin yüce davranış ve fedakarlıklarını anlatmalı, şehitlerin dünyadan kopmaları ve büyük sevinçlerinden ve orada inananların birbirlerine nasıl destek vererek, sahip oldukları her şeyden vazgeçtiklerinden bahsetmeliler. Bu nedenle, Ondokuz Gün Ziyafetinin önemi çok büyüktür. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ziyafetleri(Ondokuz Gün Ziyafeti),atalarımızın Tanrı’nın Yemeği’ni kutlamak amacıyla yaptıkları şölenlerini(ilk Hıristiyanların “sevgi-şöleni”) hatırlatan sevinç ve dostluk toplantıları yapınız. (Bir inanana Levih’ten-Farsçe’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün toplantısının tüm(Bahai) toplumunda yerleşmesi için gayretli adımlar atılmalıdır. Ziyafete sadece inananlar katılabileceği için, Beyan ehli hakkında kesin kanıtlar ileri sürülmeli ki, durumun farkında olmayan yeni Bahailerin bundan haberleri olsun. (Bir inanana Levih’ten- Farsça’dan çevrilmiştir)
Dostların, Tanrıyı ululayacakları ve kalplerini O’na bağlayacakları ve Cemal-i Mübarek’in – ruhum O’nun sevgililerine fidye olsun! – Kutsal Eserlerini okuyup söyleyebilecekleri bir toplantı yapmaları uygun olacaktır. En Nurlu melekut’un ışıkları, En Yüce Ufuk’un ışınları, bu gibi parlak topluluklar üzerine saçılacaktır, çünkü bunlar, En Yüce Kalem’in kılavuzluğuyla her kasaba ve kentte yapılması gereken Meşruk’ul Ezkar’lardan başka bir şey değildir… Bu ruhani toplantılar son derece arılık ve bağlılıkla yapılmalıdır ki, bu yerlerden, toprak ve havasından, Kutsal Ruh’un tatlı nefesleri alınsın. (“Selections from the Writings of ‘ Abdu’l-Baha”, Haifa: Bahai World Centre, 1982, s. 93-94)
Kent kapısı Abdu’l-Azim’in bulunduğu semtte yapılan o toplantı hakkında yazışmışsınız. Onu toplantı isimlendirmeyiniz. Kutsan ruhların bir araya gelmesi; Tanrıyı sevenlerin bir toplantısı;En Merhametli’nin ehli için sessiz bir yer; O’nun övgüsünü terennüm eden herkes için bir salon deyiniz. Çünkü, o toplantıya katılanların her biri yanmakta olan bir mumdur, ve o meclis, ay ve yıldızların bir köşküdür. Tüm insanlığın Tanrısı tarafından kutsanmıştır ve Akdes Kitabı’nda belirtilen Ziyafet haline gelmiştir. (Bir inanana Levih’ten-Farça’dan çevrilmiştir)
Ve sen, benim sevgili kızım! Değerli kızım Bayan…..ile her zaman yakın ilişkide bulun ve onun arkadaşı ol. Kutsal Ruh’un nefeslerinin, dilini çözeceğinden emin ol. Bu nedenle konuşun; her toplantıda büyük bir cesaretle sesinizi yükseltin. Konuşmanıza başlamak üzereyken, önce Hz. Bahaullah’a yöneliniz ve Kutsal Ruh’un teyitlerini dileyiniz, sonra dudaklarınızı açınız ve kalbinize ilham edilen her şeyi söyleyiniz; ancak büyük bir cesaret, ağırbaşlılık ve inançla. Umudum şudur ki, toplantılarınız her geçen gün büyüyecek ve gelişecek, gerçeği araştıranlar orada akla yatkın tezler ve kesin kanıtları dinleyeceklerdir. Her toplantıda kalben ve ruhen sizinleyim; bundan emin olunuz.
Ondokuz Gün Ziyafetlerini son derece saygınlıkla yapınız. (Bir inanana Levih’ten-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün Ziyafetlerini yapmayı sürdürmelisiniz. Bu çok önemlidir ; çok iyidir. Ancak, toplantılara katıldığınızda, girmeden önce kendinizi kalbinizde olan her şeyden koparmalı, düşünce ve kafanızı Tanrıdan başka her şeyden arıtmalı ve kalbinizle konuşmalısınız. Tüm bunlar,bunu bir sevgi toplantısı, aydınlanma nedeni, kalplerin cezp edildiği bir toplantı yapabilsin, bu toplantıyı Mele-i Ala Işıkları sarsın ki, son derece sevgi içinde bir araya gelebilesiniz.
EyTanrım! Anlaşmazlık nedeni olan unsurları gider, birlik ve uyum nedeni olan şeyleri bizim için hazırla. Ey Tanrım! Semavi Kokuları üzerimize indir ve bu toplantıyı bir cennet toplantısına dönüştür!! Bize her yarar ve her besini bağışla. Bizim için Sevgi Besini’ni hazırla! Bize Bilgi Yiyeceği’ni ver! Bize Semavi Aydınlanma Yiyeceği’ni bağışla!
Kalplerimizde şunları hatırlayınız ve sonra birlik ziyafeti’ne katılınız.
Her biriniz, toplantınızın dığer üyelerini nasıl mutlu ve hoşnut edeceğini düşünmeli, orada hazır bulunan herkesin kendinizden daha iyi ve büyük olduğunu farzetmelisiniz. Onların makamını yüksek bilmeli, kendi makamınızı alçak görmelisiniz. Bu emirlere göre davranır ve yaşarsanız, gerçekten biliniz ki, o Ziyafet Semavi Besin’dir. O Yemek, “ Tanrının Yemeği”dir! Ben, o toplantının hizmetçisiyim. (“Star of the West”,IV. Cilt,sayı 7, 13 Temmuz 1913,s.120)(17)
Ondokuz Gün Ziyafeti’ni, Hz.Bab başlatmış ve Hz. Bahaullah tarafından kutsal kitabı Akdes’te onaylanmıştır ki, insanlar bir araya gelsinler, ve dostluk ve sevgiyi görülür biçimde göstersinler, ilahi sırlar açıklanabilsin. Amaç uyumdur ve bu dostluk sayesinde kalpler birbirine kusursuzca bağlanabilsin ve karışılıklı ilişki ve yardımlaşma sağlansın. İnsanlık dünyasının üyeleri birbirlerine bağlanmadan var olmayacakları için, işbirliği ve karşılıklı yardımlaşma insan toplumunun temelidir. Bu iki büyük ilke gerçekleşmezse, hiçbir büyük hareket ilerleyemez.
Kısacası, umudum şudur: Ondokuz Gün Ziyafeti dostlar arasında büyük bir ruhani dayanışmanın nedeni olsun, inananları birleştirsin; o zaman öylesine kaynaşacağız ki, bu merkezden tüm diğer yerlere sevgi ve hikmet yayılacaktır. Bu Ziyafet, ilahi bir Ziyafettir. Tanrı’nın bir yemeğidir. Tanrının teyidini bir mıknatıs gibi çekecektir. Kalplerin aydınlanmasına neden olacaktır.
Maddi mutluluk ve yiyeceklerden zevk almak için hergün büyük ziyafetler ve yemekler verilmektedir. İnsanlar bazı yiyeceklerden ve çeşitli içeceklerden almaktadırlar ki, iyi bir vakit geçirebilsinler. Balo ve danslar bunu takip etmektedir. Tüm bunlar beden içindir, ancak bu dostluk, Tanrının beğenisi, ruhun besinden pay alınılması, ruhani konuların aydınlatılması, Tanrının öğreti ve öğütlerinin tartışılması ve yorumlanması içindir. Bu, mutlak ruhaniyettir.
Umudum Ondokuz Gün Ziyafeti’nin iyice yerleşmesi ve düzenlenmesidir ki, böylece bu toplantının gerisindeki kutsal gerçekler, tüm bağnazlıkları ve anlaşmazlıkları arkada bıraksın, ve kalplerini sevgi hazinesi yapsın. Bazı ruhlar arasında en küçük bir sevgi eksikliği duygusu varsa bile, tamamen yok edilmelidir. Son derece niyet açıklığı ve temizliği olmalıdır.
Tanrının sevgisinden zevk almalı, Tanrı’nın Kelimesi’ni ve insanlığın mutluluğunu yayma gücü kazanmalıdırlar. Böylesine yüce bir övgü nedeniyle, bu Ziyafet yerleşmiş bir kurum olmalıdır. Bu toplantıda biraraya geldiklerinde, orada bulunan herkes yüzünü Ebha Melekutu’na dönmeli, kalpten yalvarmalı, yüce tahta doğru dua etmeli, tüm kusurlar için Tanrının merhametini dilemeli, öğretileri okumalı ve O’nun hizmetine kalkmalıdırlar.
Daha sonra ziyafet hazırlanmalı, yiyecek ve içecekler verilmelidir. Böyle toplantıların sonunda sonuçlar kesinlikle çıkacaktır. Maddi ve manevi yararlar sağlanacaktır. Orada bulunan herkes, Tanrı Sevgisinin esintileriyle sarhoş olacak ve Kutsal Ruh’un Nefesi büyük bir güçle kalplere ilham verecektir.
Bu toplantı böyle bir temel üzerine kurulursa, semavi teyitleri çekecek bir güç haline gelecek, Tanrı Işığı’nın görünüşüne vasıta olacak, her konunun gerçeği ortaya çıkacaktır. Böyle bir toplantı, Tanrının koruması altındadır. Umudum şudur ki, bu toplantıları yapmaya devam edeceksiniz ve her seferinde tüm iyi niteliklerin merkezi ve Tanrının nuru için bir yer olacaktır.
Kalplerinizin aydınlanmasını dilerim! Yüzlerinizin parlamasını dilerim! Ruhlarınızın aydınlanmasını dilerim! Düşüncelerinizin daha geniş bir görüş kazanmasını dilerim! Ruhani duyularınızın artmasını dilerim! Tanrının Melekut’unun sizi sarmasını, kalplerinizin semavi hazine olmasını dilerim! Bu benim umudumdur. (Hz. Abdülbaha tarafından, Londra’da bir Ondokuz Gün Ziyafeti’nde yapılan konuşmadan, “ Bahai News Letter”33,s.1-2, Temmuz 1929)(18)
Üç Bölümlü Ziyafet Toplantısı Hz. Şevki Efendi’nin Eserlerinden
O Düzen’in gelişimini hızlandıran ve güçlenmesine katkıda bulunan diğer etkenler, Bahai toplumsal yaşamının ibadet, idare ve sosyal yönleri üzerinde üçlü önemiyle, Doğu ve Batı’da Bahai toplumlarının çoğunda işlev veren Ondokuz Gün Ziyafeti’nin düzenli olarak yapılmasıdır… (“God Passes By”, Willette, Bahai Publishing Trust, 1987,s. 342)(19)
Hz. Şevki Efendi Adına Yazılan Mektuplardan Emrin Velisi Ondokuz Gün Ziyafetleri’nin temel özellikleriyle ilgili olarak, niteliği, işlevi ve amacı üzerine “ Haber Bülteni’nin yakın geçmişteki bir sayısında yayınlanan çok güzel bir yazının, konuyu sunuşunda o kadar kapsamlı ve doğru olduğunu düşünmektedir ki bunları tekrar etmek ve genişletmek gereğini duymamaktadır. Ancak, o yazıda ifade edilen düşünceyi, bu hayati Bahai kurumunun özellikle ruhani, idare ve sosyal yönlerini vurgulayarak açıklamak gereğini duyuyorsanız, buna bir itirazları olmayacaktır. (Birleşik Devletler ve Kanada Menkezi Ruhani Mahfili’ne, 6 Eylül 1933, “ Bahai News”, sayı 79, 1933)(20)
Bu Alıntıda sözü edilen yazı aşağıdadır:
Emrin Velisi, Hz. Bahaullah tarafından tesis edilen bu kurumu, yeni Dünya Düzeni’nin temeli olarak tanımlamaktadır. Merkezi Ruhani Mahfil, her inananın bu Ziyafet’lerin her birine, hasta veya şehir dışında olmadıkça katılmasının gerektiğini anlamaktadır.
Birkaç yıl önce Mahalli Ruhani Mahfil’lere yazılan genel bir mektupta, Emrin Velisi’nin Ondokuz Gün Ziyafeti’nin şu programa göre yapılmasını emrettiği belirtilmişti; tümüyle ruhani nitelikte olan birinci bölüm, Bahai Kutsal Eserleri’nden okumaya ayrılmıştır; Mahalli Ruhani Mahfil’in, etkinliklerini topluma bildirdiği, öneri ve meşveretini istediği ve Emrin Velisi ve Merkezi Mahfil’den gelen haberleri verdiği ikinci bölüm, Emrin faaliyetleri üzerinde genel bir danışmadan oluşur. Üçüncü bölüm ise, maddi ziyafet ve tüm dostların sosyal toplantısıdır. Ondokuz Gün Ziyafetlerine katılmak üzere sadece oy veren inananlar davet edilirler, ancakyirmibir yaşından küçük tescilli genç inananlar da, özellikle Bahai bir ailenin fertleriyse, katılabilirler.
Bu toplantılar, Bahai toplumsal yaşamımızın tam kalbi olarak düşünülmelidir. Uygun bir biçimde yönetilir ve önemlerini iyice bilen bir Bahai toplumu bunlara katılırsa, Ondokuz Gün Ziyafetleri, iman ruhumuzu yenilemeye ve derinleştirmeyi, birlikte hareket için gücümüzü artırmaya, anlaşmazlıkları gidermeye, mahalli, merkezi ve uluslar arası çapta tüm önemli Bahai etkinliklerinden bizi iyice haberdar etmeye yarar. (Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Ruhani Mahfili’nin bildirisi,”Bahai News”, sayı 75, Temmuz 1933, s. 8)
Hz. Şevki Efendi, Bahai Ziyafetleri konusundaki sorunuzla ilgili olarak, dostların bu tür toplantılarda hem ruhani hem de yönetim unsurlarına önem vermelerinin gerektigine çok inanmaktadır. Çünkü bunlar, her Bahai festivalinin başarısı için aynı ölçüde gereklidir. Bu nedenle, aralarında iyi bir denge sağlamak her Bahai bireyinin veya grubun görevi ve sorumluluğudur. İnananlar ikisini birleştirmeyi öğrenene kadar, bu tür dinsel kutlamalardan herhangi bir gerçek ve kalıcı yarar elde etmeleri için umut olamaz. Şüphesiz, Ziyefetin büyük bir bölümü Kutsal Sözler’in okunmasına ayrılmalıdır. Çünkü dostlar, Emir için çalışmalarının başarıyla bitirilmesi için ihtiyaçları olan ilham ve görüşü onlar sayesinde alabilirler. (Bir Bahai bireye, 27 Mayıs 1934)
Ondokuz Gün Ziyafetleri konusundaki sorunuza gelince: Hem sosyal hem de idari yönden önemli olduğu, ve tüm tescilli inananlar tarafından düzenli olarak katılınması gerektiği için bu toplantıların dostlar için şüphesiz özel bir önemi vardır. Bahai takvimine göre de, her Ondokuz günde bir yapılmalıdır. (Bir Bahai bireye, 12 Nisan 1953)
Ondokuz Gün Ziyafetinin özelliğine gelince: Bu kurumun ruhani ve sosyal niteliğini, Hz. Bahaullah, “Akdes” kitabında açıkça belirtmiştir. Ancak idari önemi, Bahai Devrinin bu kuruluş döneminde, Bahai toplumunun Bahai yönetiminin ilkeleri ve uygulamalarında daha iyi eğitilmelerine olan artan ihtiyaçlarına doğrudan karşılık olarak, Emrin Velisi tarafından vurgulanmıştır. (Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 29 Temmuz 1935)
Ondokuz Gün Ziyafeti konusuna gelince: Emrin Velisi, Merkezi Ruhani Mahfil’e gönderdiği daha önceki bir mektupta, zorunlu bir hüküm olmamasına rağmen, bu Ziyafetin Hz. Bahaullah tarafından çok beğenildiğini ve değer verildiğini açıklamıştır. Hz. Bahaullah “Akdes” kitabında Ziyafetin ruhani ve ibadet özelliğini, ve de inananlar arasında daha yakın bir dostluk ve birlik yaratmak için bir araç olarak Bahai toplumundaki önemini vurgulamıştır. Bu Ziyafetin idari önemi, dostların Bahai Yönetimi’nin ilkeleri ve yöntemleri üzerinde daha iyi eğitilmelerine olan artan ihtiyaç nedeniyle Emrin Velisi tarafından belirtilmiştir.
Bu nedenle, Ondokuz Gün Ziyafeti’nin önemi üç yönlüdür. İbadet, sosyal ve idari önemi olan bir toplantıdır. Bu üç özellik birleştirilince, bu Ziyafet en iyi ve azami sonuçları verebilir ve kesinlikle verecektir. Ancak dostlar, Hz. Bahaullah’ın yarattığı bu kurumun önemini gereğinden fazla vurgulamamaya dikkat etmelidirler. Önemini küçültmek veya azaltmamak için de özen göstermelidirler. (Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 2 Ekim 1935)
Hz. Şevki Efendi, Ziyafet toplantıları yaptığınızı öğrenmekten çok mutlu olmuştur, çünkü bunlar dostların yeniden canlanmaları için bir zemin oluşturmakta ve onların Din’de birleşmelerine ve derinleşmelerine yardım etmektedir. (Bir Bahai bireye, 5 Mart 1946)
Yüce Umumu Adalet Evi Tarafından veya adına Yazılan Mektuplardan
Şüphesiz, bir grup,idari bir kurul değildir, ve bir grubun üyelerinin herhangi bir fırsatta, hep beraber oldukları zaman, Ondokuz Gün Ziyafeti’nde bile olsa, kendi etkinlik içinde kararlar almalarına bir itiraz olmayacaktır. Ondokuz Gün Ziyafeti, sadece, ondan sorumlu, dostlara raporlar veren ve onların önerilerini alan bir Mahalli Ruhani Mahfil olursa, resmi bir idari toplantı olabilir. Ancak gruplar, dostlar kendiliklerinden bir araya geldiklerinde ve hatta tek başına olan inananlar(nokta), şüphesiz o günü hatırlamalı ve birlikte dualar okumalıdırlar. Bir grup söz konusu ise, resmen idari bir statüsü olmadığını bilerek, Ziyafeti, bir Mahalli Ruhani Mahfil gibi yapabilir. (Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, İsviçre Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 31 Ekim 1972)
Ziyafet’in düzeninde değişiklik yapılmasıyla ilgili olarak, Hz. Şevki Efendi’nin emirlerinden açıkça görülüyor ki, Ondokuz Gün Ziyafeti programı, içecekler veya birlikte yemeği içeren sosyal bölümle değil, ruhani bölümle başlamalıdır… Ancak dostlar arasında bir tür birliğin veya yiyecek ve içeceklerin ikram edilmesinin yararlı olduğu görülürse, ve eğer bu başlangıçta yer alırsa, Ziyafet’in bir bölümü olmadığının açıkça bilinmesi koşuluyla. Bu uygulamaya bir itiraz olmayacaktır. (Yüce Umumi Adalet Evi adına bir Bahai bireye, 23 Ocak 1985)
Ziyafet’in Zamanı
Hz. Şevki Efendi Adına Yazılan Mektuplardan
Son Ondokuz Gün Ziyafeti’yle ilgili sorunuza gelince: eğer dostlar Ziyafeti Ha günlerinden birinde yapmayı tercih ederlerse, Hz. Şevki Efendi bir sakınca görmemektedir. Yiyecekten kaçınmak koşoluyla, oruç ayı içinde de yapabilirler. (Bir Bahai bireye, 2 Ağustos 1934)
Üçünçü sorunuz, Ziyafetin her ay hangi gün yapılması gerektiği konusundadır. Cevap olarak, Emrin Velisi, belirli bir gün tesbit edilmemiş olduğunu, ancak dostların bu toplantısının her Bahai ayının birinci gününde yapılmasının tercih edildiğini ve en uygun olacağını belirtmiştir. (Bir Bahai bireye, 1 Aralık 1936-Farsça’dan çevrilmiştir)
Ondokuz Gün Ziyafetleri ve seçimlerin zamanına gelince: Emrin Velisi, bu tür toplantıları, önerilen günde ve gün batımından önce yapılması için Mhfilinizin dostlara ısrar etmesini öğütlemektedir. Eğer mümkün değilse, bir gün yapılmasına izin verilmektedir. Ancak dok kutsal gün toplantıları konusunda gelince, bunların emredilen günde ve gün batımından önce yapılmasını dostlar bir zorunluluk olarak görmelidirler. (Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 24 Aralık 1939)
Nevruz Bayramı toplantısı, 21 Mart’ta gün batımından önce yapılmalıdır ve Ondokuz Gün Ziyafeti, işlev olarak idaridir, oysa Nevruz bizim Yeni Yıl’ımızdır, konukseverlik ve sevinç Şöleni’dir. (Birleşik Devletler ve Kanada Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 5 Temmuz 1950)
Yüce Umumi Adalet Evi Tarafından Yazılan Bir Mektuptan
Ziyafetler ve Kutsal Günler’in zamanlarıyla ilgili sorularınıza gelince: Bahai Günü, gün batımından gün batımına kadardır. Bu nedenle eğer güneş yazın Ondokuz Gün Ziyafeti’nin bir önceki akşam yapılmasına imkan vermeyecek kadar geç batıyorsa, o gün içinde yapılmalıdır. Toplantı, gün batımından önce başladığı sürece, o gün batımıyla biten günde yapılmış sayılır. Doğal olarak, On dokuz Gün Ziyafetleri, eğer mümkünse, Bahai ayının ilk günü yapılmalıdır. Ancak böyle yapmak güçse, ördeğin düzenli bir genel toplantı akşamıyla çakışıyorsa, ertesi gün, yani Bahai ayının bir sonraki gününde yapılmasına izin verilmelidir. (Finlandiya Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 23 Haziran 1964)
Ziyafet Yerleri Hz. Şevki Efendi Adına Bahai BireylereYazılan Mektuplardan
Saygınlıkla yönetildikleri sürece, toplantıların açık havada yapılmasında bir sakınca olmayacaktır. (Bir Bahai bireye, 22 Kasım 1941)
Her kentin kendi Ruhani Mahfil’i olacaktır, birkaç semt Mahfilleri değil. Doğal olarak, bir kentte çok sayıda Bahai olunca, semtlerde Ondokuz Gün Ziyafetleri yapılabilir. (Bir Bahai bireye, 31 Mart 1949)
Ondokuz Gün Ziyafetlerinin nerede yapılması gerektiği konusunda, şüphesiz Ruhani Mahfil karar vermelidir; ancak Haziret’ul Kuds, çogu toplantılar için uygun bir yer olarak görülmektedir. Dostlar ibadet için bir yere sahip olana kadar, bu bina hem idari amaçlar, hem de ruhani toplantılar için kullanılacaktır.
Eğer özel bir Ziyafet, bazı koşullar altında, Ruhani Mahfil’in onayıyla inananlardan birinin evinde yapılırsa, bunda bir sakınca olamaz; ancak genel olarak, Haziret’ul Kuds’ların kullanılmasının daha iyi olacağını düşünmektedirler. (Bir Bahai bireye, 18 Şubat 1954)
Yüce Umumi Adalet Evi Tarafından veya Adına Yazılan Mektuplardan
Ondokuz Gün Ziyafetleri’nin New York ve Los Angeles gibi büyük kentlerde yapılmasında çıkan sorunları anlıyor ve takdir ediyoruz. Eğer Mahalli Mahfil isterse, Ziyafet’in bir deney olarak değişik yerlerde yapılmasını sağlamak üzere, Mahfilinizin, aşağıdaki önlemleri akılda tutarak, Mahalli Mahfil’e yetki vermesinde bir sakınca yoktur:
Metropolitan bölgelerde eğilim, ayrılık yönündedir, ve bu nedenle, Ziyafet’in yeri nedeniyle Bahai toplantılarında benzer davranışların gelişmesini önlemek için, Mahalli Mahfil dikkatli olmalıdır.
Toplumun birliğinin veya Mahalli Mahfil’in kontrolünün bu uygulamayla yok olmaması için Mahalli Mahfil dikkatli olmalıdır. (Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, Birleşik Devletler Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 23 Ocak 1967)
Ondokuz Gün Ziyafetleri ve diğer Bahai etkinliklerinin, evlerde yapılmasını imkansız kılacak ölçüde büyümüş bulunan iki toplumun sorununu bilgimize sunan 9 Ağustos tarihli mektubunuzu memnuniyetle almış bulunmaktayız ve çok geçmeden bu sorunla diğer toplumlarda da karşılaşacağınızı umuyoruz.
Bu büyük toplumların, Ziyafetlerde ve diğer Bahai etkinliklerinde inanaları içine alacak yeterli binalar satın almaları, kiralamaları veya yine evleri kullanarak aynı birkaç Ziyafet yapmalarının gerekip gerekmediği konusunu sizin kararınıza bırakmaktayız. (Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, Alaska Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 21 Ağustos 1972)
Bazı bölgelerde, Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne ve diğer toplantılara gitmekte karşılaşılabilecek güçlükleri, böyle bir yöredeki Mahalli Mahfil’e birden fazla Ziyafet yapma yetkisini vererek yenebilirsiniz. Böylece bir amaç için katı sınırlar koymaya gerek yoktur ve dostların bölgelerinde kendilerine en uygun bir Ziyafet’e katılmalarına izin verilmelidir; ancak herkes bilmelidir ki, bölgedeki her Ziyafet, Mahalli Ruhani Mahfil’in yetkisi altındaki aynı Ziyafet’in bir parçasıdır. Bölgedeki tüm Bahai toplumunun bir araya gelmesi için fırsatlar yaratılmalıdır ve Ziyafetler bu tür toplantıların dışında tutulmamalıdır. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Barbodos ve Windward Adaları Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 20 Ocak 1980)
Bahai Kutsal Günleri’ni kutlama toplantılarının bölgesel temele göre yapılması konusuyla ilgili olarak, Yüce Umumi Adalet Evi, Kutsal Günler ve bazı etkinliklerde, komşu bölgelerdeki inananların diğer toplumlarla bir araya gelmelerinin bazı bölgelerde iyi olabileceğine karar vermiştir. Bu gibi konular, Merkezi Ruhani Mahfil’e sorulmalı ve onlar tarafından karar verilmelidir. Ancak, Ondokuz Gün Ziyafetleri ve diğer mahalli etkinlikler her idari bölgede ayrı yapılmalıdır. (Yüce Umumi Adalet Evi adına bir Bahai bireye, 20 Mart 1986)
Sorunuzda belirtilen sorunların çözümleri bulunabilir. Örneğin, Mahalli Ruhani Mahfil’e kentin birkaç semtinde idari heyetler atama yetkisi verilebilir; ve bu heyetler, bu bölgelerdeki dostların acil ihtiyaçlarıyla, Mahfil adına ilgilenebilirler; ve eğer iyi olduğu görülürse, Ruhani Mahfil Ondokuz Gün Ziyafetleri’nin birkaç semtte ayrı ayrı yapılmasına izin verebilir. Merkeziyetçi olmayan böyle bir sistemde, kentin her semtindeki dostların çabalarının kapsamlı biçimde yönetilmesini, Mahalli Ruhani Mahfil’in sağlaması gerekecektir.
Kentin bölgelere ayrılması, tüm toplumun yararı için sadece idari bir ihtiyaç olarak görülmelidir; bu anlamda, Mahfil çok sayıda semtlerin oluşturulmasına karşı büyük çaba göstermeli ve bu konuda asgari çalışmayla yetinmelidir. Büyük kentlerin ırksal ve toplumsal dağılımları göz önüne alındığında, kentin bir semtinde bir ırk veya sosyal sınıf daha egemen olsa bile,….. Bahai toplumunun gerçekte ırksal veya toplumsal olarak parçalanmasına izin vermemek için, Ruhani Mahfil’in son derece özen gösterilmesi de gerekmektedir. Mahfil’in, heyetlerin ve bireysel olarak dostların hatırlamaları gereken en önemli konu, Dinimizin temel ilke ve hedefini, yani insan ırkının birliğini, işlevleri ve davranışlarıyla her zaman nasıl destekleyecekleri olmalıdır. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Birleşik Devletler Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 20 Aralık 1987)
İnananların Ziyafet’e Katılımları
Hz. Şevki Efendi Adına Yazılan Mektuplardan
Hz. Şevki Efendi, Ondokuz Gün Ziyafetleri’yle ilgili olarak, ruhani önemlerinin yanı sıra, inananların kendi aralarında ve de mahalli toplumda seçilmiş temsilcilerinin heyetiyle(Mahalli Ruhani Mahfil) aralarında yakın ve sürekli bir ilişki sağlamak için hayati bir ortam oluşturan bu toplantılara katılmanın öneminden, dostların etkilenmeleri gerektiğini düşünmektedir.
Ancak, bir kimsenin bu Ziyafetlere katılmaması durumunda, herhangi bir inananın toplumdan çıkarılması gibi aşırı bir işe girişilmemelidir. Emrin bu konuda kendisinden ne beklediğini anlamak, her bireysel inananın kendi sorunudur. Bireysel ve sorumluluğa yöneltilen bir çağrıya dayanmadıkça, herhangi bir korkutma veya tehditin bir yararı olamaz. (Bir Bahai bireye, 22 Aralık 1934)
Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne gelince: bunlar tam manasıyla zorunlu değildir, ancak inananlar, başlıca şu iki nedenle, düzenli olarak katılmaya çalışmalıdırlar: birincisi, toplumda hizmet ve dostluk ruhunu yükselttiği için, ve ikinci olarak, Emrin işlerini iyice tartışmak ve Bahai etkinliklerinin yürütülmesinde sürekli gelişme için yollar ve araçlar bulmak üzere şahane bir fırsat verdiği gerçeğinden dolayı. (Bir Bahai bireye, 30 Kasım 1936)
Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne katılmak zorunlu değildir. Ancak son derece arzu edilmektedir ve dostlar, her Bahai ayında bir kez, bu ruhani ve toplumsal canlanıştan kendilerini yoksun bırakmamak için çaba göstermelidirler. (Bir Bahai bireye, 23 Aralık 1948)
Emrin Velisi, ardı ardına üç kez Ondokuz Gün Ziyafeti’ne katılmayan bir inananın seçme-seçilme haklarının elinden alınabileceği gibi bir kararı hiç duyulmamıştır. Böyle bir hareketin doğru olabileceğini de hiç düşünmemektedir. Tüm sorun,bir kimsenin kendisini bir Bahai olarak düşünüp düşünmediği ve Din’in ilkelerine bağlılık göstermeye istekli olup olmadığı, ve Emrin Velisi’nin ve Yönetimin yetkisini kabul edip etmediğidir – o bireyin Ziyafetlere ve Bahai toplantılarına katılıp katılamayacağı, veya ruhsal açıdan her zaman katılacak durumda olup olmadığı tamamen farklı bir konudur. Eğer bir kimse, Bahai Toplumunun aktif bir üyesi olarak bilinmeyi, onunla sıkı bir ilişkisi olmasını ve seçim ve hakkını kullanmayı istemediğini oldukça açık bir biçimde ortaya koyuyorsa, isimleri seçim listesinden çıkarılmalıdır; eğer bir kimse kendisini Bahai olarak görüyorsa, ve çeşitli nedenlerle, Toplumun etkinliklerinde aktif olamıyorsa, en azından, Bahai Toplumu’nun sayıca çok küçük olduğu bu zamanda seçim listesinden kesinlikle çıkarılmamalıdır. (Almanya ve Avusturya Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 2 Mart 1951)
Hz. Şevki Efendi, bir Mahfilin üyeleri ve bir toplumun seçmenlerinin kentin idari sınırları içinde yaşamalarının gerektiği ilkesine uymanız halinde, Mahfilinizin gireceği güç durumu çok iyi takdir etmektedir. Ancak, neden olabileceği herhangi bir geçici güçlüğe rağmen, Paris’in Bahailerin TÜM DÜNYADA uyacaklarını dilediği bu genel kuralın dışında tutulamayacağını düşünmektedir.
Bu, kentin idari sınırları dışında yaşayan Paris Bahailerinin, Ondokuz Gün Ziyafeti ve Bahai Kutsal Günleri’ne katılmamaları gerektiği anlamına gelmemektedir; aksi, idari işlerde aktif olmadan, duyuru işine yardım ederek toplumun faaliyetlerinden aktif bir rol oynamaları gerekmektedir. Hz. Şevki Efendi, bu ilkeye uyulmasıyla toplumunuzun zayıflamasının tersine, büyüdüğünü ve güçlendiğini sonunda göreceğinizden emindir. (Paris Mahalli Ruhani Mahfili’ne, 20 Şubat 1953)
Bir Toplumda, herhangi bir Bahainin kendi evinde Ziyafet toplantısı yaparak, başka bir inananın ona katılmasını istememesine izin verilmesini anlamak mümkün değildir ve hiç kabul edilemez; ve bu nedenle Mahfilinizin, Emrin Velisi’nin bu durumu öğrenmekten sadece şaşırmakla kalmadığını, fakat bunu en şiddetli biçimde reddettiğini belirterek … Mahfili’ne çok sert bir biçimde yazması gerekmektedir.
Her Bahai her Ziyafet’e katılabilir – mahalli bir Bahai, kent dışından bir Bahai, ve şüphesiz komşu bölgede yaşayan tek bir Bahai. (Britanya Adaları Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 27 Mayıs 1957, “ Unfolding Destiny: The Messages from the Guardian of the Baha’i Faith to Baha’i Community of the British Isles” (London: Baha’i Publishing Trust, 1981),s.340)
Yüce Umumi Adalet Evi Tarafından veya Adına Yazılan Mektuplardan
8 Kasım tarihli mektubunuza cevap olarak, koşulları ne olursa olsun, tüm dostların Ondokuz Gün Ziyafeti’ne katılmaya teşvik edilmeleri gerektiğine inanmaktayız. Ondokuz Gün Ziyafeti’nin, ondan sorumlu, dostlara bilgi veren ve önerilerini alın bir Mahalli Ruhani Mahfil’in bulunduğu yerde, resmi bir idari toplantı olabileceği açıktır. Ancak gruplar, dostlar kendiliklerinden bir araya geldiklerinde ve hatta tek başına olan inananlar(nokta), şüphesiz o günü hatırlamalı ve birlikte dualar okumalıdırlar. Bir grup söz konusu ise, resmen bir idari statüsü olmadığını, bilerek, Ziyafeti bir Mahalli Ruhani Mahfil gibi yapabilir.
Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne gelen konuklara gelince: dünyanın herhengi bir yerinden gelen Bahailer, şüphesiz içtenlikle konuk edilmelidirler ve danışmaya katılabilirler. Ancak, Mahalli Ruhani Mahfil’e öneriler üzerinde sadece mahalli toplumun üyeleri oy verebilirler.
Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, Britanya Adaları Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 1 Aralık 1968)
Bahai olmayanların bulunması nedeniyle, Ondokuz Gün Ziyafeti’nin, Birlik Ziyafeti’ne dönüştürüldüğünü söylemek gerçekten doğru değildir. Yapılabilecek şey, Ziyafet’in danışma bölümünün ertelenmesinin gerektiğidir….
Yüce Umumi Adalet Evi, Ziyafet’in danışma bölümünün bir kısmının veya tamamının ertelenmesine karar verilmesi halinde, bunun tamamlanması için Bahai ayı içinde başka bir toplantının yapılıp yapılmaması veya bir sonraki Ondokuz Gün Ziyafeti’ne kadar ertelenebileceği konusundaki kararın Mahalli Ruhani Mahfil’in yetkisinde olduğunu belirtmektedir. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Almanya Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 5 Eylül 1983)
Başka bir toplumu ziyaret eden bir Bahai, Ondokuz Gün Ziyafeti’nin danışma bölümünün tümüne katılabilir, ancak Mahalli Ruhani Mahfil’e yapılan öneriler üzerine oy verme hakkına sahip değildir. Ancak misafir, nezaket icabı, danışma bölümünde çok zaman almaktan doğal olarak kaçınacaktır.
Tek başına bir inanan, veya mahalli toplumun veya bir grubun üyesi olarak her Bahai, teklif ve önerilerini her zaman Merkezi Ruhani Mahfil’e iletebilir, ve böylece Bahai toplumsal yaşamının danışma evresine katılabilir. Şüphesiz, tek başına olan inananlar ve grupların üyeleri de, istedikleri zaman toplumların Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne katılabilirler. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, bir Bahai bireye, 23 Temmuz 1985)
Yüce Umumi Adalet Evi, başka bir toplumun Ziyafeti’ne katılmak için bir Mahalli Ruhani Mahfil’in kendi Ondokuz Gün Ziyafeti’ni iptal edip edemeyeceğini soran sorunuzla ilgili olarak, Ondokuz Gün Ziyafeti’nin iptal edilmemesi gerektiğini öğütlemektedir. Ancak, iki veya daha fazla mahalli toplumun ara sıra ortaklaşa Ondokuz Gün Ziyafeti yapmalarında, bu gibi ortaklaşa Ziyafetlerin düzenli biçimde yapılmasına izin verilmesi olmamakla beraber, bir sakınca yoktur. Eğer bir toplumun üyeleri, bu gibi ortaklaşa bir Ziyafet’in yapılması düşüncesinin kendileri için güçlük yaratacağını görürlerse, konuyu Mahalli Ruhani Mahfil’leriyle görüşmelidirler. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, bir Bahai bireye, 26 Nisan 1987)
Ziyafet’e Katılımda Sınırlamalar
Hz. Şevki Efendi Adına Yazılan Mektuplardan
Ondokuz Gün Ziyafeleri’yle ilgi sorunuza gelince: bu gerçekten ikinçi derecede önemli bir konudur, ve Mahfil tarafından karar verilmelidir; belirli bir tarihte yapılacağı duyurulan toplantılar şüphesiz iptal edilemez. Bahai olmayanların katımına gelince: bundan kesinlikle kaçınılmalıdır, ancak Ondokuz Gün Ziyafeti’ne Bahai olmayanlar gelirse, duygularını incitebiliceği için, dışarı çıkarılmamalıdırlar. (İki Bahai bireye, 21 Eylül 1949)
Sevgili Emrin Velisi, Merkezi Mahfil’iniz tarafından geçenlerde alınarak, Bahai News’unOcak-Şubat sayısında yayınlanan ve “ Din’e olan ilgilerinin içtenliğine “ tescilli bir inanan kefil olursa, Bahai olmayanların Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne katılabileceği konusundaki kararla ilgili olarak yazmamı emrettiler.
Emrin Velisi, Din’in kurumlarından veya temel ilkelerinden hiç birinin, herhengi bir koşul altında değiştirilemeyeceği gerçeğine dikkatinizi çekmemi istemektedir.
Ondokuz Gün Ziyafeti; Emrin ilk olarak Hz. Bab tarafından kurulan, sonra Hz. Bahaullah’ın onayladığı, ve şimdi de Din’in yönetim düzeninin önemli bir parçası olan bir kurumdur. Bu Ondokuz Gün Ziyafetleri sadece Bahailer içindir ve bu ilkenin herhangi bir biçimde değiştirilmesini izin verilmez.
Bu nedenle Emrin Velisi, Ziyafet’lerin “ Bahailiği yakın “ kimselere açılması için Mahfil’inizin almış olduğu kararı, Bahai olmayanların veya Bahailiği yakın kimselerin Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne özellikle Ziyafet’in idari bölümüne katılmaları, yönetim düzeninin ruhuyla uyuşmadığı için iptal etmeniz gerektiğini düşünmektedir.
Emrin Velisi, duyuru işinin daha etkili biçimde ilerleyebilmesi için önerinizi yapmak üzere sizi hareketi geçiren ruhu anlamaktadır; ancak uzun vadede Din’e zararlı olacağını düşünmektedir, ve bu nedenle, yukarıda belirtildiği üzere, iptal edilmelidir. (Almanya ve Avusturya Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 28 Mayıs 1954)
Yüce Umumi Adalet Evi Tarafından veya Adına Yazılan Mektuplardan
Her yerde uygulanabilecek olan kural, Bahai olmayanların Ondokuz Gün Ziyafeti’ne davet edilmemeleridir. Eğer İran’da Ondokuz Gün Ziyafeti’nin birine, Bahai olmayanlar katılmışsa, bu bir kural değil istisnadır.
İran’da iyi bilinir ki, eğer Bahai olmayan bir kimse bilmeyerek, Ondokuz Gün Ziyafeti’ne katılırsa, kendisine saygılı davranılmalıdır. Ancak, Hz. Bahaullah tarafından, sadece ruhani bakımdan yenilenme ve birlik için değil, fakat toplumun içişleri üzerinde Ruhani Mahfil ile inananların tümü arasında danışma için emredilen bu özel toplantılara, Bahai olmayanları davet etmekten kaçınmaları gerektiğini dostların anlamaları da aynı ölçüde önemlidir.
(Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, bir Mahalli Ruhani Mahfil’e, 4 Şubat 1974)
Emrin Velisi’nin “Emir ve Halk”ın IV. Cildinin 367. sayfasında yayınlanan bir beyanının açıklanmasını dileyen 16 Masım 1975 tarihli yazınıza cevap olarak, sevgili Emrin Velisi’nin daha sonraki emirleri, seçme-seçilme haklarını kaybeden kimselerin Ondokuz Gün Ziyafetleri’ne katılmalarını açıkça yasaklamaktadır. Ve bu nedenle, “Emir ve Halk”ta yayınlanan beyanlarının yerine, Emrin Velisi’nin başka bir beyanları konulmalıdır. (Yüce Umumi Adalet Evi tarafından, Uluslar arası Duyuru Merkezi’ne, 24 Kasım 1975)
Hatırlanması gereken esas nokta, bir grubun Bahai Yönetim Düzeni’nde idari bir kurum olmadığıdır; ancak bin Mahalli Ruhani Mahfil’in embriyonudur ve Merkezi Ruhani Mahfil’in doğrudan yetkisi altında olduğu süre içinde, o ilahi kurumu kuracağı güne kendisini hazırlaması için şüphesiz teşvik edilmelidir. Yönetim yetkisinin grup değil, Merkezi Ruhani Mahfil’de olduğunun daima hatırlanması koşuluyla, sekreter, başkan ve sayman gibi idareciler seçmesinde, Ondokuz Gün Ziyafetleri ve Kutsal Günler toplantıları yapmasında, duyuru ve büyüme işine girişmesinde hiçbir sakınca yoktur. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Paraguay Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 13 Haziran 1974)
Ondokuz Gün Ziyafeti’nin, Bahai toplumunun içişlerinin tartışıldığı ve üyelerinin şahsi dostluk ve ibadet için bir araya geldiği, tamamen özel bir dinsel ve Bahailere özgü bir toplantı olduğu,dostça bir biçimde açıklanabilir. Ziyafet’in kesinlikle hiçbir gizli yönünün bulunmaması, ancak sadece Bahailer için düzenlenmesi nedeniyle, konu büyütülmemelidir. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Belçika Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 4 Kasım 1976)
Ondokuz Gün Ziyafeti’yle ilgili olarak, her yerde uygulanabilecek olan kural, Bahai olmayanların davet edilmemeleridir ve eğer bu konuda size sorulursa, Ziyafet’in özelliğinin esasen idari ve Bahailere özgü olduğunu açıklayabilirsiniz. Danışma bölümünde Bahailer, Emrin işleri üzerindeki görüşlerini, tüm söylediklerinin Hz. Bahaullah’ı kabul etmemiş ve bu nedenle Din hakkında çok çarpık bir izlenim edinecek kimse tarafından duyulmakta olduğu duygusuyla utanmadan ifade edebilmenin kusursuz özgürlüğünü kullanabilmelidirler. Bahai olmayan, herhangi bir duygusal bireyin kendisini, bir parçası olmadığı Bahai toplumunun ayrıntılı faaliyetleri üzerinde bir tartışmanın içine itilmiş bulunması da çok utandırıcı olacaktır. Eğer bu konu kendisine açıklanırsa, Ziyafet’e davet edilmeyi isteyen bir gayri Bahai bunu çoğu kez anlayacaktır. (Yüce Umumi Adalet Evi adına, bir Bahai bireye, 12 Ağustos 1981)
Bu konu üzerindeki aşağıdaki öğüt, Yüce Umumi Adalet Evi tarafından 24 Mart 1970 tarihinde bir inanana gönderilmiştir :
Bahai olmayan bir kimse, bir Ziyafet’e gelirse, ayrılması istenmemelidir; aksine, Mahfil Ziyafet’in danışma bölümünü atlamalı ve Bahai olmayan kimse memnuniyetle karşılanmalıdır..
Şüphesiz bu emirden haberiniz vardır. Aynı şekilde, Ziyafet bazen eşlerden birinin Bahai olmadığı bir ailenin evinde yapılırsa, ailenin Bahai olmayan üyesinin, en azından Ziyefet’in sosyal ve ruhani bölümlerine katılmasına izin verilmemesi, saygısızlık olacaktır (Yüce Umumi Adalet Evi adına, Avustralya Merkezi Ruhani Mahfili’ne, 8 Ocak 1985)
|