|
ERDEM AĞACINDAN MEYVELER
TANRI
Bir tek Tanrı vardır. Ancak, insanlar O’na çeşitli isimler vermişlerdir.
Dünyanın tüm insanları bu tek Tanrı’ya dua ederler. Fakat bazıları bunu bilmezler ve kendi inandıkları Tanrı’dan başka bir Tanrı’ya inidığımızı zannederler.
Ancak eğer insanlar aynı Tanrı’yı sevdiklerini bilseler, kendilerini büyük bir ailenin fertleri gibi hissedeceklerdir.
İNSANLAR
Dünyadaki her şey Tanrı tarafından yaratıldı. Güneş, ay ve yıldızlar, çocuklar, ağaçlar, hayvanlar... ve Kendi’sini tanımak ve sevmek için yetenek verdiği insanlar. Eğer insanlar, Tanrı’ya olan sevgilerinden dolayı O’nun Emirleri’ne uyarlarsa, mutlu olurlar. Fakat, Tanrı’nın isteğine karşı hareklet ederlerse, mutsuz olacaklardır.
TANRI ELÇİLERİ
Tanrı ve elçileri hakkında neler biliyoruz? Tanrı, zaman zaman Elçilerini bize gönderir. Onlar aracılığla bizimle konuşur ve isteklerini bize duyurur. Tanrı Elçileri’nden bazılarının isimleri şöyledir:
Krişna, Buda, Zerdüşt, Musa, İsa, Muhammed, Bab vr bahaullah. Onlar değişik zamanlarda ve dünyanın değişik yerlerinde doğmuşlardır. Hepsi, insanlığın sevgi dolu Eğitici’leridir. Tanrı’ya inanan ve O’nun Elçilerinin sözünü dinleyen insanlar hoşnut ve mutludurlar.
Hz. KRİŞNA
Hz. Krişna, çok uzun bir zaman önce Hindistan’da büyük bir savaş sırasında ortaya çıktı. İnsanların Tanrı’ya tapmaları ve iyi işler yapmaları gerekiğini öğretti. Günümüzde bile, Hindistan’da pek çok insan O’nun Öğreti’lerine inanmaktadır ve onlara Hindu denilir.
Hz. Krişna, insanları iyi yolda eğitmek için, Tanrı’nın sürekli olarak başka elçiler göndereceğini ve insanlarla konuşacağını da öğretti.
Hz. Krişna, insanların, ancak neyin doğru veya neyin yanlış olduğunu öğrendiklerinde ve insanları ödül beklemeden sevip, onlara hizmet ettiklerinde, ve görevlerini yerine getirdiklerinde, Tanrı’yı doğru bir biçimde tanıyıp, tapabileceklerini öğretiyordu.
Hz. BUDA
Hz. Buda, Kuzay hindistan’da bir sarayda, büyük bir zenginlik içinde büyüdü. Fakat, fakirlik, yaşlılık ve ölümü tanığında sarayını terk etti ve fakir bir Derviş gibi ülke içinde yollara düştü. Dua ve derin düşünme ile aydınlandı. Öyle li, dünyanın ve insanların nasıl meydana geldiğini biliyordu. İnsanlara acıdığı için, nasıl aydınlanacaklarını ve dünyanın acılarını bastırabileceklerini onlara öğretti.
Bunun için, öğrenmeli, doğru görmeli, doğu düşünmeli, doğru dua etmeli, doğru çalşımalı ve doğru olanı yapmalıydılar.
Hz. Buda’ya inananlara Budist denilir. Hz. Buda onlara, insalık için büyük bir Eğitmenin tekrar geleceğini haber vermiştir.
Hz. ZERDÜŞT
Hz. Zerdüşt, insanlara olan sevgisinde dolayı, dünyaya doğru düzeni veren ve herşeyi yaratan En Yüce Tanrı’yı över.
Hz. Zerdüşt, insanlara iyi düşünmeyi, iyi konuşmayı, iyi davranmayı öğretir ve onlardan sadece doğruyu söylemelerini ister.
Hz. Zerdüşt, sade bir yaşam sürmekeri, daima temiz olmaları ve toprak, ev ve hayvan edinmeleri için insanları uyarmıştır.
Hz. Zerdüşt’ün ülkesindeki insanlar, O’nu dinlemek istemediler ve kış ortasında doğu İran’a kaçmak zorunda kaldı Ancak, oradaki Kral Hz. Zerdüşt’ün inancını kabul etti ve büyük bir imparatorluk kurdu.
Hz. MUSA
Çok zaman önce, Mısır’da on iki İsrail kabilesi yaşıyordu. Çok zor işlerde çalıştırılıyor ve acımasız bir egemenlik altında eziliyorlardı.Özgür olabilmek için atalarının yurduna olan özlemleri giderek büyüyordu.
İşte o anda Tanrı, İsrail halkından olan Elçisi Musa’yı uyandırdı. Hz. Musa, İsrailliler güçlü bir elle Mısırdan çıkardı ve Sina dağında onlara Tanrı’nın On Emrini duyurdu.
Tanrı’yı sevmek, Emir’lerine boyun eğmek, tatil gününü kutsamak, baba veanneye saygı göstermek, öldürmemek, çalmamak, yalan söylememek... Kutsal Kitaplarda On Emri okuyabilirsiniz.
Hz. İSA
Hz. İsa bir ahırda doğdu. Ancak gökte bir yıldız ışıldadı ve Kutsal Ülke’de bir Tanrı Elçisinin doğduğunui duğudaki bilge insanlara işaret etti. Böylece, bu insanlar O’na saygı göstermek için yola koyuldular.
Hz. İsa büyüdüğünde İsrail ülkesine taşındı ve insanlara, Tanrı’ya dua etmelerini, kendilerini dünyasal zenginliklere bağlamamalarını, iyi işler yapmalarını ve diğer insanları sevmelerini öğretti. Halk, Hz. İsa’nın konuşmalarını dinlemek için sel gibi aktı.
Fakat ileri gelenler ve din büyükler, O’nun güçlenmesinden korktular. Halkı Hz. İsa’ya karşı kışkırttılar. Onu hapse attılar ve çarmıha gerdiler Ancak, O’nun öğretileri tüm dünyaya yayıldı.
Hz. MUHAMMED
Hz. Muhammed, sürekli savaşan ve putlara tapan, vahşi arap kabileleri içinde büyüdü. Bunlar, karılarına bir sığırdan daha az önem verirlerdi. Hz. Muhammed, uçsuz bucaksız arap çöllerinde kervan sürerdi. Çok saygı gördüğü için, O’nu “Saygıdeğer” olarak adlandırmışlardı. Fakat, Hz. Muhammed insanları Tanrı yoluna çağırmaya başlayınca, bu insanlar O’nun düşmanı oldular ve Kendisini doğduğu şehirden sürdüler. Bir yıl sonra bu insanlar O’nu dinlemeye hazırdılar ve Hz. Muhammed onlara, tek bir Tanrı’ya inanarak dua etmelerini, sadaka vermelerini, oruç tutmalarını ve kutsal şehirleri ziyaret etmelerini öğretti.
Hz. Muhammed’e inananlar Müslüman olarak bilinirler. Onların kutsal kitabı, Hz. Muhammed tarafından vahyedilen Kur’an’dır.
Hz. BAB
Önceki yüzyılda, dünyanın her yerinde yaşayan birçok insan, tüm dinler tarafından vaadedilen Tanrı Elçisi’nin artık gelmesini bekliyordu.
İran’da birkaç inançlı insan O’nu aramak için evini barkını terk eti ve Tanrı tarafından gönderilmiş olan Hz. Baba, çok yakında diğer bir Tanrı Elçisi’nin ortaya çıkacağını, bir kutlu gecede açıkladı.
Birçok kişi Hz. Baba’a iman etti, O’nun buyruklarına uydu ve kutlu kişiler oldular. Bu olay, ruhani sınıfların ve toplum liderlerinin kıskançlıklarına neden oldu.
Ancak, Hz. Bab’a inananlar, O’nun geleceğini bildirdiği yeni Tanrı Elçisi’ni özlemle beklediler ve hz. Bahaullah Kendisini açıkladığındai O’na bağlandılar ve Bahai oldular.
Hz. BAHAULLAH
Hz. Bahaullah, günümüz için gönderilmiş Tanrı Elçisi’dir. O tüm insanlığı birleştirmek ve barış getirmek için gelmiştir. Geçmişteki tüm Tanrı Elçileri O’nu işaret etmişler ve O’nun Kendisini açıklayacağı kutlu günün özlemini dile getirmişlerdir.
Hz. Bahaullah, tüm insanların taptığı gerçek ve sınırsız yücelikte tek bir Tanrı’yı bildirdi. Bize, özellikle adalet ve insana özgü temel erdemleri öğretti.
Hz. Bahaullah İran’da zenginlik ve bolluk içinde doğdu. Ancak, Tanrı yolunda herşeyini feda etti ve kırk yıl boyunca esirlik, yoksulluk ve zulme uğradı. Hz. Bahaullah’ın Behçi’de (Akka) bulunan kutsal türbesini binlerce insan ziyaret etmektedir.
DUA
Eğer biz dua ediyorsak, Tanrı ile konuşuyoruz demektir. Tanrı bizi sever ve kutsal yazıları her gün okumamızı, dua etmemizi ister. Aşağıda, ezberleyebileceğimiz ve her gün, özellikle öğleyin okunabilen güzel bir duayı veriyoruz:
“Ey Tanrım! Senin beni, Seni tanımak ve Sana tapmak için yatarmış olduğuna tanıklık ederim. Şu andan kendi güçsüzlüğüme ve Senin gücüne, kendi yoksulluğuma ve Senin zenginliğine tanıklık ediyorum. Senden başka koruyan ve varolan Tanrı yoktur.”
SABAH VE AKŞAM
Bir Tanrı Elçisi’nin gelişi, karanlık bir geceden sonra güneşin doğuşu ve yeni bir günün başlayışı gibidir.
Bu nedenle sabah, Tanrı’ya yönelmek için en iyi zamandır. Eğer biz uyandıktan, elimizi yüzümüzü yıkadıktan sonra Tanrı’ya dua eder, O’nu över ve ayetlerini okursak, güne doğru başlamış oluruz. Tanrı’ya akşamları da dua etmeliyiz. Akşam duası kalplerimizi aydınlatır ve bizi Tanrı’nın yakınına götürür. Aşağıdaki duayı okuyabilirsiniz:
“İlahi! Bana yol gözter, beni koru, gönlümün kandilini yak ve beni parlayan bir yıldız yap. Sen güçlü ve kuvvetlisin.”
SÖZ DİNLEME
Tanrı elçileri’nin bize öğrettiği Emirlere uymak en yüce erdemlerden biridir. Tanrı’nın Emirlerine uymayı öğrenmeliyiz. Bu buyruğa uymanın ödülü sonsuz mutluluktur. Ancak biz, Tanrı’nın Emirlerine özül için değil, Tanrı sevgisi için uymalıyız.Hz. Bahaullah, “Emirlerime, Güzelliğimin hatırı için uyunuz” diye buyurmuştur. Bizler, anne ve babamızın sözünü, onları sevdiğimiz için dinleriz.
SEVGİ
Bırakın kalpleriniz karşılaştığınız herkes için sevgi dolu arkadaşlıkla yansın. Biz ailemizi seviyoruz, fakat bu yeterli değildir. Hangi ırk ve ulusa ait olursa olsun, tüm insanları sevmeliyiz. Tüm insalar Tanrı tarafından yaratıldılar. Eğer Tanrı’yı seviyorsak, O’nun yarattığı tüm insanları da severiz. Eğer insanların kusurlarına bakarsak, onları sevemeyiz. Ancak, onların iyi yanlarını görmeyi denersek, o zaman onları sevmekte başarılı oluruz.
GERÇEK SÜS
Günümüzde birçok insan, güzel görünmek için süslü ve gösterişli elbiseler giymektedir. Ancak en değerli eşyalar bile bir süre sonra tüketilir, biter veya kaybolur. Fakat, bir başka tür süs vardır ki, hiç eksilmez. Gerçek sevgi, dürüstlük, nezaket ve diğer iyi özellikler gibi erdemler mücevher taşı gibidirler. Onlara sahip olanları, gerçek zengin, güzel ve sevilmeye değer kişiler yaparlar.
Bizler sürekli takacağımız ve her yere götürebileceğimiz bu öz cevherleri kazanmak istiyoruz.
DOĞRULUK
“Gerçeğin yüzü için bir mücevher olunuz!” Gerçekçi olmak belki her zaman kolay değildir. Ancak, biz daima ve her yerde gerçekçi olmak için çaba göstermeliyiz. Gerçeği dürüstçe sevmemiz için Tanrı’dan bize yardım etmesini dileyebiliriz. Çocukluğumuz süresince bunu öğrenmeliyiz. Çünkü yetişkin olduğumuzda, bu bize zor gelecektir. Sürekli olarak dürüst davranmak ve yalan söylememek için çaba gösteririz.
SÖZÜNÜ TUT
“Sözünü kutsalca tut!” Eğer bir şey yapmak için söz vermişsek, onu yerine getirmeyi de hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Eğer sözümüzü tutacağımızdan emin değilsek, o zaman söz vermemeliyiz. Ancak birsöz vermişsek, bize zor ve yorucu da gelse, sözümüzü tutmayı denemek zorundayız.
CÖMERTLİK
“Cömertlik ve el açıklığı Benim alametimdir.” Tanrı çok cömerttir. Bu dünyada sahip olduklarımızın hepsini bize O bağışlamıştır.
Ailemiz, arkadaşlarımız, evimiz ve sahip olduğumuz bütün güzel şeyler, Tanrı’dan bizim için bağıştır. Cömert olmayı biz de öğrenmeliyiz.
Tanrı sahip olduğumuz güzel şeylerden başkalarına da vermemizi ister.
Tanrı, kendilerine bağışlanan zenginlikten cömertçe veren, eli açık kimseleri beğenir
DÜRÜSTLÜK
Doğru bir insan, başkalarına ait olan hiçbirşeyi almaz. Eğer bir kimse, malımızı iznimiz olmadan alsa, sevinir miydik? Hayır, kesinlikle hayır. Aynı şekilde, başkaları da bir şeylerinin bizim tarafımızdan çalınmasını istemezler. Hz. Musa bize şu emri vermişri: “Çalmayınız!”.
Eğer bir arkadaşımız, kendisi için bir şeyi saklamamızı rica ederse, buna özen göstererek dikkat etmeli ve geri istendiğinde hemen vermeliyiz.
NEZAKET
“Nezaket, tüm erdemlerin en soylu olanıdır.”
Sadece yaşlı kimselere değil, bizden daha genç olan arkadaşlarımıza ve çocuklara da olmak üzere, tüm insanlara karşı nazik olmalıyız.
Eğer insanlara bir şey söylerken veya yaparken saygı ve sevgi gösterirsek, işte nezaket budur. Bizler hiçbir zaman samimi olmayan sözlerle değil, sadece içtenlikle konuşmalıyız. Eğer bir kimse bize karşı nezaketsizlik gösterirse bile, biz nazik olmalıyız.
İYİLİK
Küçük çocuklar ve hasta insanlar kendilerine bakamazlar. Onların yardımımıza gereksinmeleri vardır. Onlara tam bir hayırseverlik göstermeli ve hiçbir zaman somurtkan veya sabırsız olmamalıyız. Oyun esnasında küçük çocuklara dikkat etmeliyiz. Tanrı bizim hoşgörülü ve iyiliksever olmamızı ister. Bunu ancak bir insanın kötü yanlarına değil, her zaman iyi özelliklerine bakarsak başarabiliriz.
HAYVANLAR
Yeryüzünde irili ufaklı ve küçücük, çok çeşitli hayvan vardır. Hayvanlar karada, havada veya suda yaşarlar. Bize ve diğer insanlara yararlı olan hayvanlara, ne yazık ki, severek bakamıyoruz. Hayvanlara karşı sevecen olmalıyız. Ev hayvanları için özel bir sorumluluğumuz vardır. Onlar konuşamazlar ve acı çektiklerinde, aç veya susuz olduklarında bize söyleyemezler.
Bu yüzden onlara karşı çok dikkatli olmalı ve dostluk göstermeliyiz. Tanıdığınız bütün hayvanları saymayı deneyiniz ve bize ne şekilde yararlı ve doğadaki görevlerinin neler olduğunu düşününüz.
BAĞIŞLAMA
Hepimiz yanlışlık yaparız. Yaptığımız hatadan pişman olur ve Tanrı’dan af dilersek, Tanrı bizi bağışlar. Elbetteki, yanlışı tekrarlamamak için de kararlı olmalıyız. Bazı yanlışlıklar yaptığımız zaman, Tanrı’dan bizi bağışlamaya hazır olması gibi, bize karşı uygun olmayan davranışlar ve kötülük yapanları biz de affetmeliyiz.
Başkalarının nezaketsizliği, hiçbir zaman bizim nezaketsizliğimiz için özür olamaz
İŞ
“Sözle değil, işle süsleniniz!”
Yani bizler iş yapmalı ve sadece söz üretmemeliyiz. Ailemize yardım edebiliriz, diğer insalara sevecen olabiliriz, sahip olduklarımızı başkalarıyla paylaşabiliriz. Bunlar, yapabilecğimiz bazı iyi işlerdir. Bunlardan sadece söz etmek yararsızdır, onları uygulamamız gerekir.
Başka hangi iyi işleri yerine getirebileceğiniz üzerinde düşününüz!
ALIŞKANLIKLAR
Tekrarlayarak yaptığımız şeyler alışkanlık haline gelir. İnsan gençken kendisini iyi şeylere daha kolay alıştırır. Örneğin, eğer doğru bir insan olmak istiyorsak, başlangıçta bize zor gelse de, daima gerçeği söylemek konusunda kendi kendimize karar verebiliriz. O zaman gerçeği söylemek için çok çabuk bir alışkanlık kazanacak ve gerçek olmayan bir şeyi söylemeyi hiçbir zaman düşünmeyeceğiz.
Gerçek arkadaşlar bize bu konuda yardımcı olabilirler. Eğer iyi özelliklere sah,p arkadaşlarımız varsa, onlardan iyi şeyler öğreniriz. Ancak, kötü özelliklere sahip arkadaşlarımız varsa, her geçen gün bu kötü nitelikleri daha fazla edinme tehlikesinde oluruz.
CESARET
Cesur olmak harika bir şeydir.
Eğer biz cesur olursak, bir şeyi yanlış yapmamız ve bunun için cezalandırılacağımızı bilmemiz halinde bile yine doğruyu söyleriz.
Eğer biz cesur olursak, arkadaşlarımız bizimle alay etseler ve bizi akılsız saysalar bile, sadece bize doğru görüneni yaparız.
Sen cesur musun?
AİLE
“Eğer ailene karşı gösterdiğin ilgi ve özenden onlar hoşnut iseler, Ben de hoştunum.”
Ailemiz bizi gözetir, aç olduğumuzda bize bakar, bize Tanrı’yı anlatır ve dua öğretir. Eğer biz ailemizi seviyor, onların sözünü dinliyor ve özen gösteriyorsak, Tanrı emrine göre hareket ediyoruz demektir.
Tanrı bizim için, herbirimizi seven iyi bir baba gibidir. O bize, yaşamamız için gerekli herşeyi verdi ve O’nun isteğine göre, birlikte nasıl mutlu yaşayabileceğimizi öğreten İlahi Elçi’lerini gönderdi.
EVİMİZ
Bziler, taştan veya ağaçtan yapılmış çeşitli evlerde, bir çadırda veya bir kulübede yaşarız. İster zengin, ister bir eve sahip olalım, onu samimi bir biçimde döşemek için herşeyi yapmalıyız ki, içerisinde kendimizi mutlu hissedelim. Arkadaşlarımız evimizde hep hoşnut olmalı ve yabancılar da arkadaşımız gibi gönülden kabul görmeli ki, evimiz tüm insanlara açık olsun.
“Benim Evim bir dostluk evidir. Benim Evim bir neşeli mutluluk evidir. Benim Evim aydınlık bir gülüş evidir. Kim ki, bu Evin kapısından girer, sevinçli bir kalple ayrılır. Bu bir ışık Evidir. Kim ki, daima buraya girer, aydınlanacaktır.”
GELENEKLER
İnsanların uzun zamandan beri uydukları birçok çeşitli gelenekler vardır. Bunların bazıları iyi, bazıları ise kötüdür.
Her şeyden önce, yaptığımızın mantıklı, insanlığa yararlı, anlamlı ve iyi olup olmadığını düşünmeliyiz.
Gelenekler, daha çok insanların bugünkü yaşamlarından tamamen farklı koşullarda geçen zamanlarda ortaya çıkıyorlardı. Bu yüzden, birçok gelenekler eskimiş, boş alışkanlıklar haline gelmiş ve anlamını yitirmiştir.
Bu nedenle bizler bir geleneğe, başkalarının ona uyması veya çok eskiden beri takrarlanması nedeniyle değil, sadce iyi bir etki yapması halinde katılmalıyız.
TEMİZ SU
Hiç dağlarda taştan fışkıran serin bir akarsu gördün mü? Onun temiz, duru suyundan içtin mi?
Bu su daha sonra vadide gübreli tarlalar, köyler ve şehirler arasından akıyor. Çoğu kez ona temiz olmayan atık sular karışır ve suyu gittikçe daha kirli olur. Artık içme suyu olarak kullanılmaz. Birçok insan temiz olmayan bulaşık sular içmek zorunda kalarak hastalanmaktadır. Dünyadaki tüm insanların akarsu, nehir ve denizleri tekrar temiz tutmaya öncelik vermeleri çok önemlidir.
ŞİFA
Hasta olduğumuzda doktora gitmeliyiz. Onun yazdığı ilacın tadı belki her zaman iyi olmaz, ancak bize yardım eder.Aynı zamanda Tanrı’da da şifa dilemeliyiz. Ayrıca, sağlıklı olmayan arkadaşlarımız için de dua edebiliriz.
İşte Hz. Bahaullah’tan bir şifa duası. Onu ezberlemek ister misin?
“İsmin benim şifamdır, Ey Tamrım! Seni anmak benim ilacım, Senin yakınlığın benim ümidim ve Sana olan sevgim benim yoldaşımdır. Senin Merhametin, bu ve gelecekteki dünyalarda benim şifam ve çaremdir. Sen gerçekten Kerem Sahibi, Bilici ve Hikmetlisin.”
BİLGİ
“Bilgi insan yaşamının kanatları gibidir.Onun tırmanışı için bir merdivendir. Bilgi edinmek herkesin görevidir.”
Üzerinde yaşadığımız dünya, insanların birlikte nasıl yaşadıkları, Tanrı’nın gönderdiği Elçiler ve öğrettkleri hakkında çokça bilmek, büyük bir sevinç verir.
İlgimizi çeken bilgileri veren kitaplardaki her şeyi okuyabilmek için, okuma yazma öğrenmeliyiz. Ancak sadece bilge kelimeleri kullanmak ve değersiz şeyler üzeinde konuşmak için öğrenmeyi istemek faydasızdır. Bu yüzden, insanlığa yararlı meslek, sanat ve bilimleri öğrenmeliyiz.
Her şey için geçerli olan ve öğrendiklerini daha sonra başkalarına iletebilmenin koşulu, ev ödevlerini yapman ve buna ek olarak her gün biraz daha yeni şeyler öğrenmendir.
ÖĞRETMEN
Öğretmenimiz bize bilgi iletir, yazma, okuma ve hesap yapmayı öğretir. Dünyadaki dağları ve nehirleri, ağaçları, çiçekleri ve hayvanları anlatır. İnsanların önceleri nasıl yaşadıklarını ve milletlerin bugün değişik ülkelerde nasıl yaşamakta oldukları konusunda bize bilgi verirler. Genç olduğumuz sürece, yaşamımızın daha ileri yaşlarına göe çok daha hızlı öğreniriz. Bizi eğittikleri için öğretmenlerimize gönül borcumuz olmalı ve okul arkadaşlarımızın da öğretmenlere dostça davranmalarını sağlamalıyız.
ERKEKLER VE KIZLAR
Önceleri okula sadece erkekler gidiyor, okuma ve yazmayı sadece onlar öğreniyordu ve bu yüzden kızlardan daha değerli olduklarını düşünüyorlardı. Günümüzde artık biliyoruz ki, kızlar da erkekler kadar yeteneklidir ve gerekli tüm bilimlerde eğitilmelidir. Onlar da erkekler gibi, mümkün olan en ileri düzeyde öğremelidirler. Tanrı, erkekler ile kızlar arasında fark gözetmez. O, kalplerin temizliğine ve ister erkek ister kız olsun, insanların işlediği işlere bakar.
Yetişkin olduklarında, kız ve erkeklerin birbirlerine yardım edebilecekleri değişik görevleri olacaktır. Onlar birbirlerini aynı değerde görmeyi öğrenmelidirler.
ÇALIŞMA
Hz. Bahaullah, çalışmayı biricik gerçek Tanrı’ya yapılan hizmetle aynı seviyeye yükseltmiştir.
“Zamanınızı tembellik ve hazlaklıkla harcamayınız!”
Bir ailede herkesin özel görevi vardır ve herbiri görevlerini son gücüne kadar yerine getirmek zorundadır. Baba annenin birer mesleği vardır, evden işe giderler veya işlerini evde yaparlar ve çocuklarına bakarlar. Çocukların görevi okulda verilen bilgileri öğrenmektir. Ev ve bahçe işlerine de yardım ederler.
Eğer ödevlerinizde neşe ve sevinçle işe koyulursanız, onları hızla bitirir, neşe ve sevininizi aileniz, kardeşleriniz ve okul arladaşlarınızla paylaşısınız.
Daha yetişkin olduğunuzda, kendini ve ailenizin geçimini sağlamak için bir meslek öğreneceksiniz.
DAYANMA GÜCÜ
Yapmak zorunda olduğunuz bazı işler her zaman kolay değildir. Ancak, biz eğer sebat eder ve çabalarımızda gevşeklik göstermezsek, sonuçta onun üstesinden geliriz.
Eğer vazgeçmeyip, aksine tamamlamaya sürekli olarak çalıştığımız zor bir işi başarmışsak, sonuçta sadece kolay olan işi yaparak zor olanını bırakmış olmaktan çok daha fazla sevinç duyarız.
Hiç önce zor görünüp sonra sonunu mutlu bitirdiğin bir görevin oldu mu? Sana güç bir görev verildiğinde şikayet etme. Eğer onu sevinçle çözmeyi denersen, güçlük yarıya inecektir.
YARDIMSEVERLİK
“Eğer kullarımdan biri senden bir şey isterse, sakın onu reddetme!”
Başkalarına yardım etmek için her gün sayısız fırsatlar vardır. Eğer bir kimse kendisine ağır gelen bir yük taşıyorsa ve sen ona yardım edersen, bu her ikiniz için mutluluk vericidir. Yardım ettiğin kişi yardım edildiği için, sen ise birirni mutlu ettiğin için sevinceksiniz. Küçük bir çocuğun çözülmüş ayakkabı bağını bağlarsan, çocuk tekrar tökezlemeyeceği için sevinecektir. Gözleri görmeyen bir adamı caddede karşıya geçirirsen veya yaşlı bir hanıma düşürdüğü bir anahtarı alıp verirsen, işte bir kimseyi sevindirmiş olursun.
Eğer diğer insanlara yardım konusunu sürekli olarak düşünürsek, dünya daha ayınlık olur. Çünkü herkes daha mutlu olacaktır.
İŞBİRLİĞİ
Kendi gücünü aşması veya zaman yetersizliği yüzünden, insanın tek başına üstesinden gelemeyeceği işler vardır. Öncelikle de tek başına yapmak hiç de eğlenceli olmayabilir. Kumda bir çok kapı ve kuleleriyle büyük bir şato, dal ve yapraklardan bir kulübe yapmak, arkadaşlarımızla birlikte bulunacağımız harika girişimlerdir. Bunun yanısıra, yetişkin olduğunuzda da, tek başınıza üstesinden gelemeyeceğiniz ve başlalarıyla birlikte yapmanın sizi mutlu kılacağı birçok ödevler olacaktır.
OYUN
Hz. Abdülbaha, torunu Şevki Efendi için, “Şimdi okuma ve yazma zamanı değil, hoplamak, zıplamak ve “Ey Tanrım!” şarkısını söyleme zamanıdır.” diye azıyordu. Eğer çocuklar mutluysa, oyun oynuyorsa, gülüyor ve şarkı söylüyorsa, bu çok hoştur.
Şüphesiz ailemize de, yardım etmeli ve ev ödevlerimizi bitirmeli ve onları özenle yapmalıyız. Ancak, daha sonra hoşça oyun oynamak için zor zamanımız olur.
Diğer çocukların da birlikte oynamalarına izin vermeli, kavga ve sürtüşmeden çekinmeli ve uzaklaşmalıyız.
MUTLULUK
Tanrı’nın Elçileri aracılığıyla bize buyurduklarını yaptığımızda mutlu oluruz. Eğer mutluysak güleriz, seviniriz ve her şey bize aydınlık ve kolay görünür. Ancak, kendimizi diğer insanlardan üstün görüp onlarla alay edersek, onların mutsuzluğuna neden olmaktan dolayı kendimiz mutlu olamayız.
Fakat, sevdiğin biri hasta veya mutsuz da olabilir. O zaman sen üzülürsün. Ancak, bu nedenle mutsuz olmamalı, aksine Tanrı’ya dua etmeli ve O’na güvenmelisin. O Kendi Hikmetinde doğru olanı yaptırır.
BİRLİK
“Bir elin parmakları, bir bedenin organları gibi olunuz!”
Tüm bedenimizle karşılaştırdığımızda, bir tek parmak çok ufak kalır. Ama küçücük bir parmak bizim için çok önemlidir ve yaralandığında bize acı verir.
İnsanlığı, çeşitli organları insanlar tarafından oluşturulan bir bedene benzetebiliriz. Bedenin, kendisini oluşturan tüm organlara gereksinimi vardır ve insanlığın bedeni ise her bir insana ayrı ayrı gereksinim duyar. İçimizden biri zorluğa düşer, hasta olur veya şanssızlığa uğrarsa, bu hepimizi ilgilendirir. Bu nedenle, ona yardım etmeyi, onu biraz daha mutlu yapmayı denemeliyiz.
LİSAN
Dünyada her ülkede değişik yüzlerce lisan konuşulur. Hatta bazen insan kendi ülkesinde bile birden fazla lisan konuşur. Aynı lisanı konuşmamaktan dolayı, iki insanın birbirini hiç anlayamama durumu ortaya çıkabilir. Bu durumda bunların arkadaş olması güçleşir. Bu nedenle, dünya ulusları evrensel bir dil seçmeli ve onu tüm dünya okullarında ders olarak öğretmelidirler. Böylece, ana dilimizin yanısıra, tüm dünya insanlarıyla konuşabilmemizi sağlayan yardımcı bir dünya lisanını öğreniriz.
O zaman, daha az anlaşmazlık olur ve tüm insanlarla dostluk bağları kurabiliriz. BİR BAHÇENİN ÇİÇEKLERİ GİBİ
Dünya üzerinde hiçbir insan, bir başkasına benzemez ve bir başkasıyla karşılaştırılamayacak kadar kendine özgü özelliklere sahiptir. Siyah derili, beyaz derili, uzun, kısa, dar veya geniş yüzlü, sarışın, kahverengi, kırmızı veya sihay saçlı, açık veya koyu renk gözlü insanlar vardır.
Fakat hepsi Tanrı’nın örnekledikleridir. Dünya büyük bir bahçe gibidir. İnsanlar da o bahçedeki çiçeklerdir. Bir bahçedeki çiçekler tüm renklerde açarsa, bin defa daha güzeldir. Onların hepsi tek renk olsaydı, ne kötü olurdu! Bu nedenle, başka insanlarla karşılaşınca sevinmelisin.
“Ey Tanrım! Bu çocukları yetiştir.Onlar Senin korunun bitkileri, Senin çayırının çiçekleri, Senin bahçenin gülleridir. Yağmurunu onların üzerine yağdır; Sevginin Gerçeklik Güneşini onların üzerine parıldat; onları Senin esintinle tazele ki, yetişsinler, büyüsünler, gelişsinler ve parlayan güzelliklerle açsınlar. Sen bağışlayan ve Merhametlisin.” Abdülbaha
GÖNÜL BORCU
Tanrı, yaşamımız için gerekli herşeyi yaratmıştır. Tarlalardan mahsul toplarız, ağaçlarda meyveler yetişir, kaynaklardan serin sular fışkırır. Koyunların yününü alır, eğirir elbiseler yaparız. Ağaçları keseriz ve kerestesinden evler yaparız. Tanrı bizim için dünyayı böylesine güzel yaratmıştır. Etrafına bak ve gör! Çiçekler, kuşlar, kelebekler ne harika! Bak, Tanrı onlar için ne kadar farklı şekiller ve renkler kullanmış. Her kuş kendine özgü şarkılar söylüyor ve her çiçek farklı kokuyor.
Tüm bu harika şeyler için Tanrı’ya teşekkür etmeyi hiçbirzaman unutmamalıyız. |