|
BAHAİ DİNİNDE ŞER’İ HÜKÜMLER VE İZAHLARI
1 - NAMAZ
BAHAİ dininde Akdes kitabının <<Sizin ve atalarınızın Rabbı olan Tanrı’dan Namaz ve Oruç, erginlik yaşından itibaren size farz olundu>> ayeti gereğince yerine getirilmesi gerekli olan şer’i bir yasadır. Bu şer’i emri 15 ile 70 yaş arasındaki her BAHAİ kadın ve erkek yerine getirmeğe yükümlüdür. Bu yaşların dışında kalanlar ise yükümlü değildirler. BAHAİ namazı tek başına, kimseye uyulmadan ve kimsenin çağrısına gereksinme kalmadan kılınır. BAHAİ dininde yalnız cenaze namazı topluca kılınır. (Ayrıntı için XLV.bölümde Vefat’a bakınız.) Namaz, TANRI ile kul arasındaki önemli bir ibadet şeklidir. Namaz, inançla ve samimi bir yürekle TANRI’yı anmaktır. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<TANRI’dan veya cehennemden korktuğunuz yahut TANRI’nın ihsanına ve cennetine erişmek maksadıyla ibadet etmeyiniz. TANRI’ya ibadetiniz O’nu sevdiğiniz için olsun. En yüce ibadet budur. Âşık sevgilisini daima nasıl anarsa; Ruhani âşıkta TANRI’yı anmaktan başka hiçbir şeyle zevk bulmaz.>> Diğer bir yerde ise <<bütün üzüntülerin bizi sardığı zaman, eğer biz namaz ve dua ile meşgul olursak, o zaman bütün üzüntüler yok olur ve yerini taze bir ruha ve sevince bırakır>> diyorlar.
Namaz, BAHAÎ kıblesi olan Hz. BAHAULLAH’ın kutsal vücutlarının gömülü bulunduğu Âkka şehrine yönelerek kılınır. Namaza başlamadan önce el ve yüzün yıkanmasından ibaret olan abdest alınır. Abdest suyu temiz ve akan bir su olmalıdır. Suyun çok soğuk olması halinde onu ısıtmak caizdir. Abdest için suyun bulunmaması ve el ile yüzde su ile temas halinde kişiye zarar verecek bir deri hastalığı varsa, su ile abdest yerine beş defa <<Temizler temizi TANRI’nın adıyla>> ayeti okunur.
Yolculukta hareket esnasında ve namaz kılmak için emin bir yerin bulunmadığı hallerde her geçen namaz için adedi kadar secde edilir ve secdede şu ayet okunur <<Her şeyden münezzeh olan ALLAH; Azamet, Celâl, Mevhibet ve Fazilet sahibidir.>> Sonra oturularak yalnız bir defa (bir onsekiz) şu ayet okunur <<Mülk ve Melekût sahibi olan ALLAH, her şeyden münezzehtir.>> örneğin:Beş defa namaz kazaya uğramışsa; beş defa secde edilerek << Herşeyden münezzeh olan ALLAH; Azamet,Celal,Mezhibet ve Fazilet sahibidir>> Ayetinden ibaret kaza namazı kılınır ve sonra oturarak bir 18 defa << Mülk ve Melekut sahibi olan Allah her şeyden münezzahtir>> ayeti okunur. Bu hüküm; savaş ve barış içerisinde aynı şekilde uygulanır.
Namaz vakitlerini saatle ayarlamak ve tayin etmek mümkündür. Kıl ve hayvan derisiyle yapılan giysilerle kılınacak namaz geçerlidir. Kitab-ı Akdes’te buyuruyorlar <<TANRI her temiz şey üzerinde secde etmenize izin vermiştir.>> Kadınlar; âdet görme zamanlarında namaz yerine, o günler için öğle üzeri 95 defa <<Güzellik ve Cemal’e sahip olan ALLAH münezzehtir >> ayetini okurlar. Namaz ayetlerini doğru okumak gerektir. Namaz ayetleri her dile çevrilebilir ve o çeviri ile namaz kılınabilir. Namaz kılarken başın açık olması sakıncalı değildir. Ay ve güneş tutulmalarında namaz kılmak vacip değildir. BAHAÎ dininde kişisel namazlardan ve toplu kılınan cenaze namazından başka, Bayramlara ait namaz yoktur.
BAHAÎ dininde üç namaz şekli vardır.
A- BÜYÜK NAMAZ: Bu namazı kılmak için belirli bir zaman yoktur.Gün boyu kılınabilir. Kılacak şahısta TANRI’ya yönelmek için gönülden bir istek ne zaman doğarsa, bu namazı kılabilir. Bu namaz günde bir defa kılınır.
B- ORTA NAMAZ: Sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç defa kılınır. Sabah namazı; güneşin doğuşundan öğleye kadar olan zaman içerisinde, öğle namazı; öğle ile güneşin batışına kadar olan zaman içerisinde, akşam namazı ise; güneşin batışı ile bu batıştan iki saat sonraya kadar olan zaman içerisinde kılınır.
C- KÜÇÜK NAMAZ: Bu namaz bir ayetten ibaret olup günde bir defa, öğle zamanından güneş batışına kadar olan zaman içerisinde kılınır.
Her namaz kılan şahıs bu üç namaz şeklinden birisine niyetlenmesi ve abdestten sonra niyetlendiğini kılması yeterlidir. Kılınan namazın dışındaki diğer namazları o gün için kılması gerekmez.
A- BÜYÜK NAMAZ : Namaz kılan kimse TANRI’ya yönelerek ayağa kalksın ve ayağa kalkıp vaziyet alınca, Rahman ve Rahîm olan Rabbinin rahmetini bekliyormuş gibi sağına ve soluna baksın; sonra şöyle desin: << Ey isimlerin ilahı ve göğün yaratıcısı. Namazımı, senin güzelliğini görmekten alıkoyan perdeleri yakacak bir ateş ve vuslatın denizine iletilecek bir ışık yapmanı, Senin yüceler yücesi ve nurlular nurlusu Gayb Matlalarının yüzü hürmetine senden dilerim.>> Sonra, ellerini yüce ve kutlu TANRI’ya kunut için yukarı kaldırsın ve şöyle desin: <<Ey Âlemin Maksudu ve Ümmetlerin Mahbubu. Beni, özgenden kesilmiş ve hareketiyle bütün varlıkları harekete getiren ipine yapışmış olarak Sana yönelmiş görüyorsun. Rabbım! Ben kulunum ve kulunun oğluyum. Senin istek ve iraden karşısında emrine hazır duruyorum. Senin hoşnutluğundan başka bir isteğim yoktur. Kuluna, sevdiğin ve hoş gördüğün gibi muamele etmeni, Rahmet Denizin ve Fazıl Güneşin namına senden dilerim. Senin anılmaktan ve övülmekten münezzeh olan izzetine yemin olsun ki, senden ne gelirse kalbimin isteği ve gönlümün sevdiği odur. İlahi! İlahi! Emel ve amellerime değil, yer ve gökleri kaplayan iradene bak. Ey ümmetlerin Maliki! Senin ismi Âzamına yemin olsun ki, istediğin istediğim ve sevdiğin sevdiğimdir.>>
Sonra secde ederek şöyle desin: <<Sen özgenin vasıflandırılmasıyla vasıflanmaktan ve özgenin tanıtmasıyla tanınmaktan münezzehsin.>>
Sonra ayağa kalkıp şöyle desin: <<Rabbım! Âlemlerinden her bir âlemde anıldığın müddetçe ve saltanatın süresince özümün baki kalması için namazımı bana hayat kevseri kıl.>>
Sonra yine ellerini kunut için yukarı kaldırarak şöyle desin: <<Ey ayrığıyla can ve ciğerlerin eriyip, sevgisiyle cihanda bulunanların tutuştuğu Kimse! Ey boyunların maliki! Katından olandan beni menetmemeni ufukları teshir etmeğe vasıta ittihaz buyurduğun İsmin yüzü hürmetine, Senden dilerim. Rabbim! Görüyorsun ki, ben garip, Senin azamet kubbelerinin gölgesinde ve rahmetinin civarında bulunan yüce yurduna koşuyorum. Asi olan ben, Senin gufran denizine, ben zelil Senin izzet sahana, ben fakir Senin zenginlik ufkuna varmak istiyorum. İstediğin gibi yaparsın. Tanıklık ederim ki, Sen, işinde mahmud, hükmünde muta, emrinde muhtarsın.>>
Sonra ellerini kaldırarak üç kere tekbir getirsin (ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA) ve sonra kutlu ve yüce TANRI’ya rükû için belini öne doğru bükerek şöyle desin: <<İlahi! Organlarım ve vücudumda bulunan ruhumun titrediğini ve Senin ibadetinin sevincinde olduğunu, Seni anmak ve Seni övmek aşkı içerisinde bulunduğunu görüyorsun. Senin beyan melekûtunda ve senin ilim ceberudunda neye tanıklık ettiyse o da ona tanıklık ediyor. Rabbım! Kendi fakirliğimi ispat edip Senin bağış ve zenginliğini yüceltmek, kendi aczimi gösterip Senin kudret ve iktidarını belirtmek maksadıyla bu yerde Sende olanın hepsini senden dilemek istiyorum.>>
Sonra doğrulup kunut için ellerini bir kere daha kaldırsın ve şöyle desin: <<Senden başka azîz ve vehhab tanrı yoktur. Başlangıçta ve sonda hüküm sahibi TANRI ancak Sensin. İlâhi! İlâhi! Affın, beni cesaretlendirdi. Rahmetin beni kuvvetlendirdi. Sesin beni uyandırdı. Fazlın beni kaldırıp Sana kılavuzladı. Yoksa, ben kim oluyorum ki, Senin yakınlık şehrinin kapısı önünde durayım veya Senin irade semanın ufkundan parlayan nurlara yöneleyim? Rabbım. Görüyorsun ki, yoksulun biri, bağış kapını çalıyor ve faninin biri, Senin cömert ellerinden abıhayat içmek istiyor. Ey İsimlerin Mevlâsı! Her bir halde emir Senden. Ey Semayı Yaratan! Her bir halde teslim ve rıza benden.>>
Sonra ellerini üç kere kaldırsın ve şöyle desin: <<Tanrı her büyükten daha büyüktür.>>
Sonra secdeye vararak şöyle desin: <<Sana yakın duranların zikirleri, Senin yakınlık semana çıkamaz. Temiz yüreklilerin gönül kuşları, Senin kapının önüne varamaz. Senin, sıfatlarından mukaddes ve isimlerinden münezzeh olduğuna tanıklık ederim. Yüceler Yücesi ve Nurlular Nurlusu Tanrı ancak Sensin.>>
Sonra oturarak şöyle desin: <<Her şeyin, Melei-Âlânın, yüce cennetin ve onun ötesinde Ebha Ufkundan Azamet Dilinin şahadet ettiğine ben de şahadet ederim. Sen gerçekten TANRI’sın. Senden başka TANRI yoktur. İnsanlar arasında görünen kimse ise, Gizli Sır ve Saklı Remiz olup <<Kâf>> harfi kendi rüknü bulunan <<Nun>> harfine onun vasıtasıyla iktiran etti. Onun ismi, Kalem-i Âlâ tarafından yazılmış, yerin ve göğün Rabbi olan TANRI’nın kitaplarında anılmış olduğuna şahadet ederim.>>
Sonra ayağa kalkıp durarak şöyle desin: <<Ey varlığın ilâhi ve hem görünenin hem görünmeyenin Mâliki! Gözyaşlarımı ve ahlarımı görüyorsun. Sızlanış ve haykırışımı, kalbimin iniltisini işitiyorsun. İzzetine yemin olsun! Suçlarım beni Senden uzak tuttu ve Sana yaklaştırmadı. Günahlarım beni Senin mukaddes huzuruna gelmekten alıkoydu. Rabbım! Sevgin, beni perişan etti. Ayrılığın, beni bitirdi. Uzaklığın, beni yaktı. Bu muhataralı çölde, Senin ayaklarının bastığı yer, bu fezada seçkinlerinin: Lebbeyk! Lebbeyk! Sesleri, vahyin güzel kokuları ve zuhur fecrinin nesimleri yüzü hürmetine Senden diliyorum ki, Cemalini ziyaret etmeği ve Kitabında yazılı olanla amel eylemeği bana takdir buyurasın.>>
Sonra üç kere tekbir (ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA) getirip belini öne doğru büksün ve şöyle desin: <<İlahi! Hamdolsun Sana ki, beni zikrine ve senana müeyyit eyledin. Ayetlerine Maşrık olanı bana tanıttın.
Rububiyetine hazi’ ve Uluhiyetine haşi’ ve Ulu dilinden çıkana muterif kıldın.>> Sonra doğrulup şöyle desin: << İlahi! İlahi! Günahım, belimi kırdı ve gafletim, beni helâk etti. Her ne zaman kendi kötü halimi ve Senin iyiliğini düşünürsem, içim kan ağlıyor ve kanım damarlarımda kaynıyor. Ey Âlemin Maksudu! Cemâline yemin olsun ki, yüzüm Sana dönmeğe utanıyor ve ümit ellerim, Senin kerem göğüne kalkmağa sıkılıyor. İlâhi! Ey yerin ve Arş’ın Rabbı! Görüyorsun ki, gözyaşlarım, beni zikir ve senandan alıkoyuyor. Ey Varlığın Mâliki! Dostlarına cömertliğine yakışır tarzda muamele eyle. Ey görünen ve görünmeyenin Sultanı! Bunu, Senden Melekût ayetlerin ve ceberut sırların namına diliyorum.>>
Sonra üç kere tekbir getirip secdeye varsın ve şöyle desin: <<Ey TANRI’mız! Bizi Sana yaklaştıracak şeyi bizim için indirdiğinden, kitaplarında ve sayfalarında indirdiğin bütün iyi şeyleri, bize nasip kıldığından dolayı, Sana hamdolsun. Rabbımız! Zan vehim askerlerinden bizi korumanı, Senden dileriz. Aziz allâm Sensin.>>
Sonra başını kaldırıp otursun ve şöyle desin: <<İlahi! Seçkinlerinin tanıklık ettiğine ben de tanıklık ederim. Yüce cennette oturanların, büyük Arş’ını tevaf edenlerin, itiraf ettiğini, ben de itiraf ederim. Mülk ve Melekût Senindir, Ey Alemlerin İlâhı.>>
B- ORTA NAMAZ : Namaz kılmak isteyen kimse ellerini yıkasın ve yıkarken şöyle desin: << Ey TANRI’m! Elimi öyle güçlendir ki, Kitab’ını bütün dünyanın ordularının sarsamayacağı bir sağlamlıkla tutabilsin. Onu kendinin olmayan şeylere sahip olmaktan koru. Gerçekten Sen güçlü ve tükenmez kudret sahibisin.>>
Sonra yüzünü yıkasın ve yıkarken şöyle desin: <<Rabbim! Yüzümü Yüzüne çevirdim. Onu Yüzünün nuruyla nurlandır ve Senden başkasına yöneltmekten koru.>>
Sonra Kıble’ye karşı ayakta dursun ve şöyle desin: <<Allah Kendisinden başka TANRI bulunmadığına tanıklık etti. Emir ve Yaradılış O’nundur. Zuhurun Maşrıkını Tur’un Mükellimi’ni meydana çıkaran O’dur. O’nun zuhuruyladır ki, Yüce Ufuk parladı, Sidret-ül-münteha dile geldi ve şu nida yer ile gök arasında yükseldi: Malik geldi. Mülk ve Melekût, izzet ve Ceberut İnsanların Mevlâsına ve arş ile yerin Maliki’ne mahsustur.>>
Sonra rükûa varsın (Elleri dizlere dayayıp öne doğru eğilsin) ve şöyle desin: <<Benim anmamdan ve benden başkalarının anmasından, benim nitelendirmemden, yerlerde ve göklerde olanların nitelendirmesinden arınmışsın.>>
Sonra kunut için doğrulup şöyle desin: <<Ümit parmaklarıyla merhamet ve bağış eteklerine yapışanların ümitlerini boşa çıkarma; Ey Merhametliler Merhametlisi!>>
Sonra oturup şöyle desin: <<Senin birliğine ve tekliğine ve Senden başka TANRI bulunmadığına tanıklık ederim. Sen Kendi Emrini açıkladın, ahdine vefa ettin ve fazıl kapını bütün yerlerde ve göklerde bulunanlara açtın. Dünya işleri dolayısıyla Sana yönelmekten geri kalmayan ve kendilerinde olanı Sende olanın hatırı için feda eden dostlarına salât, selâm, tekbir ve baha olsun. Sen yargılayıcı ve cömertsin.>>
NOT: Bir kimse ayakta durarak okunan uzun ayetin yerine, şu ayeti derse yeterlidir: <<Allah Kendisinden başka koruyucu ve kayyum TANRI bulunmadığına tanıklık etti.>> Ve yine bir kimse oturmuşken şu ayeti derse yeterlidir: <<Birliğine ve Tekliğine, Senin Allah olup Senden özge bir ilah bulunmadığına tanıklık ederim.>>
C- KÜÇÜK NAMAZ: <<Ey TANRI’m! Seni tanımak ve Sana tapmak için beni yaratmış olduğuna tanıklık ederim. Şu anda kendi güçsüzlüğüme ve Senin gücüne, kendi yoksulluğuma ve Senin zenginliğine tanıklık ederim. Senden başka koruyan ve var olan TANRI yoktur.>>
2 - ORUÇ
BAHAÎ dininde oruç, Akdes Kitabı gereğince tutulması farz olan şer’î bir hükümdür. 15 ile 70 yaş arasındaki her BAHAÎ kadın ve erkek buna yükümlüdür. Oruç, BAHAÎ senesinin son ayında, yani (Alâ) ayında tutulur. Ondokuz gündür. Oruç, güneşin doğuşuyla batışı arasındaki zaman içerisinde, kişilerin yemekten, içmekten ve her türlü fena hareketlerden kendini men etmesidir. Böylece BAHAÎ orucu sadece maddi olarak vücudun dinlenmesi ve çeşitli yemeklerden perhizi olmayıp, nefsin isteklerinden uzaklaşmasını gerektirir. Hz. ABDÜLBAHA bu hususta buyuruyorlar: <<Oruç bir simgedir. Anlamı, nefsanî isteklerden el çekmektir. Demek isterim ki, İnsan maddi iştihalardan nasıl perhiz ederse, nefsanî istek ve iştihalardan da öyle el çekmelidir.>>
Hastalar, gebeler, süt emziren anneler, yolcular ile zor ve ağır işlerde çalışanlar ve günah hududunun dışında olanlar (15 yaşından önce ve 70 yaşından sonra) oruç tutmaktan bağışlanmışlardır.
Yolculuk için şartlar şöyledir: Oruç olan bir kişi, iki saatlik bir yaya yolculuğuna mecbur kalırsa, orucu bozması gerekir. 9 saatlik bir yolculuktan sonra eğer kişi durakladığı yerde geçici olarak bir BAHAİ ayını geçirecekse, o kişi orada oruç tutmağa mecburdur. Bir BAHAÎ ayını geçirmeyecekse, oruç tutması zorunlu değildir. Yolculuk tam oruç ayı içerisinde nihayete ererse, gittiği yerde 3 gün oruç tutmaz ve akabinde kalan günlerde oruç tutmağa başlar. Eğer yolculuğun bittiği yer kendi daimi oturduğu yerse, şahıs ertesi gün hemen oruca başlamalıdır. Âdet zamanlarında kadınlar oruçtan bağışlanmışlardır. Bu bağışlandığı günlerde yalnız öğle üzeri 95 defa <<Güzellik ve Cemâl’e sahip olan ALLAH, her şeyden münezzehtir>> ayeti okunmalıdır.
Oruç ayından başka bir zamanda oruç tutmak doğru değildir. Ancak şahıs kaza veya başka gerekli sebepler için adak ve yemin etmişse, oruç tutmasında bir sakınca yoktur.
19 günlük (2 Mart – 20 Mart) BAHAÎ orucunun bitimindeki günün, güneş batışından ertesi günün güneş batışı arasındaki zaman Oruç Bayramı’dır. Bugün aynı zamanda BAHAÎ yılbaşıdır. Bugünle takvimin son ayı olan Alâ ayı sonra ermiş ve Baha ayının ilk günü başlamış olur. Bundan dolayı bugüne NEVRUZ bayramı adı da verilir. Bayram güneşin koç burcuna girmesiyle başlar. Bu giriş, güneş batışından bir dakika önce bile olsa, hemen oruç bozulur ve bayram tutulur. Bayram toplantısında Nevruz’a ait levih ve dualar okunur. Oruca ait Yüce Kalem’den çıkmış pek çok levih ve dualar vardır. Bunlarda oruç günlerinde sabah ve akşam okunur. Oruç ve Bayrama ait dualardan örnekler:
A - Oruç Duası:
O AZİZDİR, BOL VERİCİDİR.
Ey gücü cihanları saran esirgeyici TANRI! Bağış definelerinde gömülü ve cömertlik hazinelerinde saklı, göz görmedik incilere kavuşmak ümidiyle, Seni anmak ve Seni övmek için seherleri uykudan kalkan, emir ve isteğine uyarak gündüzleri oruç tutan bu kul ve kölelerini görüyorsun. Ey evrenin dizginini elinde, isim ve sıfat Melekût’unu avucunda tutan! Kullarını, bu günlerinde bağış bulutunun yağmurlarından mahrum buyurmamanı ve onları hoşnutluk denizinin serpintilerinden uzak tutmamanı Senden dilerim.
Ey TANRIM! Zerreler Senin güç ve saltanatına, olağandışı alâmetler Senin ululuk ve iktidarına tanıklık ediyor. Ey Âlemin İlâhı! Ey Kıdemin Malikî! Ey Ümmetlerin Sultanı! Buruklarının ipine yapışan, Senin istek göğünde hükümlerin görünce onlara baş eğen kullarına Sen acı. Ey TANRIM! Görüyorsun ki, gözleri Senin bağış ufkuna dikilmiş, gönülleri Senin lûtuf denizine yönelmiş, sesleri Senin Ebha adınla Yüce Makam’dan yükselen güzel sesine boyun eğmiştir.
Ey TANRIM! Sende olana kavuşmak ümidiyle kendilerinde olanı bir yana atan, dünyayı bırakıp Senin En Yüce Ufku’na yönelmeleri yüzünden türlü belâ ve sıkıntılarla karşılaşan dostlarına Sen yardım eyle. Ey TANRIM! Onları kötü arzu ve isteklerin saldırısından korumanı ve her iki dünyada işlerine yarayacak şeylere başarılı kılmanı Senden dilerim.
Ey TANRIM! Yaratık dünyasında yüksek sesle seslenip herkesi Sidret-ül-Münteha’ya ve öteler ötesi Makam’a çağıran, O hazinede saklı cevherlere benzeyen ismin yüzü hürmetine dilerim ki, bizim ve kulların üzerine bağış bulutunun yağmurlarını yağdırasın. Yağdır ki, Senden başkasının anmasından arınalım ve erdemlik kıyısına yaklaşalım. Ey TANRIM! Ruhlarımızı Ceberut’unda, isimlerimizi Melekût’unda, bedenlerimizi koruyuculuk kalende ve cisimlerimizi Arınmış Hazinende sürekli kalabilmesini bizim için Kalem-i Âlâ ile yaz. Senin, her olmuş ve olacak üzerinde mutlak iktidarın var. Senden özge koruyucu ve ezelî TANRI yoktur.
Ey TANRIM! Rica ellerim, Senin cömertlik göklerine kalkmış olduğunu görüyorsun. Onları bağış hazinelerinden doldurmadıkça geri göndermemeni Senden dilerim. Ey TANRIM! Bizim için, babalarımız ve analarımız için yargılama kelimesini yaz. Senin bağış okyanusundan umduğumuzu bizlere ihsan eyle. Ve sonra: Ey Sevgilimiz! Senin yolunda işlediklerimizi kabul buyur. Sen güçlüsün, yücesin, teksin, birsin, yargılayıcısın ve acıyıcısın.
B - Oruç Bayramı Duası:
BEN, KUTSALLAR KUTSALI, ULULAR ULUSU VE NURLULAR NURLUSUYUM İlahi! Bu günü, Sana yakın duran kullarına ve temiz yürekli dostlarına bayram yapıp bu İsim ile isimlendirildiğin için, Sana hamdolsun. Her şey, bu İsim ile fethedildi ve Zuhur’un güzel kokuları, yer ile gök arasında bu İsim vasıtasıyla yayıldı. Senin kutsal Sahifelerinde ve indirilen Kitaplarında yazılı şeyler, bu İsim ile gerçekleşti. Elçilerin ve Sana yakın olanların, herkesi Seni görmeğe, kavuşma denizine yönelmeğe, Senin Tahtın önüne gelmeğe, tatlı nidânı görünmeyen Matlâ’ından ve Zatının Maşrık’ından işitmeğe hazırlamak için bu İsmin müjdecisiyle müjdeledi.
Ey İlâhım ALLAH! Hamdolsun Sana ki, kanıtını açıkladın ve nimetini tamamladın. Hamdolsun Sana ki, Senin birliğini simgeleyen ve tekliğini bildiren Kimse Zuhur Tahtı’na yerleşti. Ve Sen, O’nunla, herkesi Huzuru’na çağırdın. Bazıları O’na yöneldiler, mülakâtına erdiler ve vahyinin şarabını içtiler. Dostlarını özgenden ayırıp cömertlik ufkuna yönelt. Bunu, evreni kaplayan fazlın ve bütün varlıkları yenen saltanatın namına Senden dilerim. Onları, hizmetine kalkmaları için güçlendir ki, Senin ülkende istediğin, onlardan zuhura gelsin ve Senin zafer bayrakların şehirlerinde, onlar vasıtasıyla dalgalansın. Sen gerçekten güçlü, yüce, koruyucu, bilici ve hikmetlisin.
İlahi! Sana hamdolsun ki; zindanı, ülkene taht, göklerine gök, doğularına doğu, matlâlarına matlâ, feyizlerine başlangıç ve yaratıklarının cisimlerine ruh kıldın. Seçkinlerini, Senin memnun olacağın şekilde davranmağa muvaffak eyle.
İlahi! Onları, Senin bu günlerinde her türlü uygunsuz hal ve hareketlerden arıt. Rabb’ım! Bazı diyarında, hoşuna gitmeyen şeyler bulunduğunu ve Seni sever görünen bazı kimselerin tıpkı Sana düşman kimseler gibi hareket etmekte olduklarını görüyorsun. Rabb’ım! Sana yakın yaratıklarını ve samimi dostlarını, bu kevserle temizlediğin gibi, onları da bu kevserle temizle. Diyarında, Emrine zarar verecek ve halkının yakın gelmesini önleyecek davranışlardan arıt.
Rabb’ım! Nefislerin arzusuna uymaktan onları korumanı, bütün isimler üzerine koruyucu kanatlarını geren Ulu İsmin hürmetine Senden dilerim. Koru ki, bütün İnsanlık, Kitab’ında emir buyurduğun şeylerde birleşsinler. Onları, bu dünyada, Senin ayetlerini yayan Emir elleri ve yaratıkların arasında arılık simgeleri yap. Sen istediğini yapansın. Koruyucu ve kayyum Tanrı ancak Sensin.
C - Nevruz Bayramı Duası:
O ULUDUR! ilahi! Nevruzu sevginle oruç tutup hoşlanmadığın şeylerden uzak duranlara bir bayram kıldığın için sana hamdolsun. Ey Tanrım! Sen, onları Senin sevginin ateşiyle ve orucunun hararetiyle Emrinde alevlendir. Seni anmak ve Seni övmekle meşgul et.
Ey Rabbim! Onları, oruç süsü ile süslediğin gibi; kendi fazıl ve bağışınla kabul süsüyle de süsle. Çünkü; yapılan tüm işler senin kabulüne ve Senin emrine bağlıdır. Oruç tutmamış bir kimseyi oruç tuttu sayarsan o kimse ezelden beri oruç tutmuş olur. Oruç tutmuş olan bir kimseyi, oruç tutmamış sayarsan; o kimse Emrin giysisini tozlandırmış ve bu cennet ırmağın tatlı suyundan uzak kalmış olur.
“İşinde övülmüş Sensin” Bayrağı Seninle dikildi ve “Emrine boyun eğilen Sensin” sancakları Seninle yükseldi.
ilahi! Bu makamı, kurallarına tanıt ki; her şeyin şerefi Senin Emir ve Sözünle, her işin erdemliği, Senin izin ve iradenle olduğunu bilsinler. Tanıt ki; yapılan işlerin dizgininin Senin emir ve kabul avucunda olduğunu görsünler. Bunu böyle bilsinler ve görsünler ki; bu günlerde hiçbir şey onları Senin Cemal’inden uzak tutmasın. Bu günler, Mesih’in: “Padişahlık Senindir, Ey Ruhun Mucidi” dediği günlerdir. Bu günler, Tanrı Habibi’nin : “Hamdolsun Sana Ey Sevgilim ki; Cemali’ni açıkladın. Seçkinlerin, Ulu Adı’nın zuhur ettiği yere gelmesini takdir buyurdun. Senin Ulu Adı’n kendini gösterince, Senden başkasını bırakıp Zatının Matlâı’na ve Sıfatının Mazharı’na yönelenler müstesna bütün ümmetler ızdırap ve şaşkınlıkla haykırdı ve inledi” diye seslendiği günlerdir.
Ey Rabbım! Senin, hoşnutluğunu kazanmak ümidiyle yanı başında oruç tutan Dal’ın ve Senin diğer çevreni dönenler, işte bu gün oruçlarına son verdiler. Ona, onlara ve bu günlerde hep Sana gelenlere kitabında takdir buyurduğun bütün iyilikleri Sen nasip eyle. Dünya ve Ahiret’te haklarında hayırlı olacak şeylerle Sen onları rızıklandır. Sen bilicisin, Sen hikmetlisin.
3 - HER GÜN 95 DEFA ALLH-U EBHA SÖYLENMESİ
Her BAHAÎ için, günde bir defa abdest aldıktan, yani el yüz yıkandıktan sonra kıbleye doğru oturup 95 defa ALLAH-U EBHA söylemesi şer’i bir yasadır. Namazın akabinde söylenirse tekrar abdest almağa gerek yoktur.
4 - HAC
BAHAÎ dininde yalnız erkeklerin, iki kutsal evden birini dilediği zaman bir defa ziyaret etmesi şer’i emirdir. Kadınlar bu emirden bağışlanmışlardır. Hac için ziyaret edilecek evlerden biri, Hz. BAHAULLAH’ın sürgünleri esnasında Bağdat’ta oturdukları ev; diğeri ise Hz. BAB’ın Şiraz’da ki evidir. Hacı adayı bunlardan birini tercih ederek ziyaret ederse, bu dini emri yerine getirmiş olur. Adayın oturduğu şehre yakın olanı seçmesinde bir sakınca yoktur. Aday temiz bir elbise ve saçlarını kazımadan ziyarete ait özel tören ve dualarını yaparak bu görevi yerine getirir. Ancak kişi Hacı unvanını kendisi için titr olarak kullanamaz. 5 - ÇALIŞMANIN GEREĞİ
BAHAÎ dininde her kişinin geçimini sağlaması için bir iş tutması şer’i bir emirdir. Bu yüce dinde herkesin ticaret ve sanat gibi bir işle uğraşması TANRI katında ibadet olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayı işsizlik uğraşsızlık beğenilmiş bir hareket sayılmaz. Hz.BAHAULLAH bir levihlerinde buyuruyorlar <<Herkesi bir işle çalışır görmeği emrettik. Ne mutlu o kimselere ki kendileri çalışarak zahmet çekerler ve başkalarına yük olmazlar. Böyle kimselerin emekle elde ettikleri bir kuruş, TANRI katında emeksiz toplanan hazinelerden daha makbuldur.>> Diğer bir yerde ise <<Sizlerden her birinize sanat, ticaret ve benzeri işlerden biriyle işler olmanız gerekli ve zorunlu olmuştur. Çalışmanızı TANRI’ya ibadetin ta kendisi yaptık.>> Başka bir yerde de <<Ey Kavim! TANRI’nın iyilik ve bağışı üzerinde düşününüz; sonra gece ve gündüz O’na şükür ediniz. Zamanınızı işsizlik ve tembellikle kaybetmeyiniz. Kendinizin ve başkalarının faydalanacağı işlerde çalışınız. TANRI’nın yanında en iğrenç kimse çalışmadan oturup isteyendir>> buyuruyorlar.
Görülüyor ki BAHAİ dünya düzeninde çalışmak istemeyenlere yer yoktur. Bundan dolayı Hz.BAHAULLAH, dilenciliğin fena bir alışkanlık olduğunu ve toplum içerisinden sökülüp atılması gerektiğini söylemektedir. Miras yoluyla elde edilen servet, hiçbir kimseyi günlük işlerle ve ticaretle işler olmaktan alıkoyamaz.
6 - ZEKÂT
Zekât, Akdes kitabının <<Sizin rızkınızın ve diğer şeylerinizin pak olmasını zekât yoluyla gerekli kıldık>> ayeti gereğince vaciptir. Bu şer’i emrin ifadesindeki miktar, Zeynelmukarrebin’in levhinde belirttikleri gibi, daha önce Kur’an-ı Kerim de bildirilmiş olan miktardan ibarettir.
7 - EĞİTİM VE ÖĞRETİM
BAHAÎ dininde çocukları (kız ve erkek) eğitim ve öğretiminin zorunluluğu önemle üzerinde durulan şer’i bir emre dayanır. Bu yüce dinde çocukların eğitim ve öğretimi genelleştirilmiş ve zorunlaştırılmıştır. Bu ödev ve sorumluluk yine bir emirle anne ve babaya verilmiştir. Hz. BAHAULLAH diyorlar ki <<Akka’ya ulaştığımız ilk günlerinde, bu hususta Akdes kitabında şu ayetler İrade Semasından inmişti. Kız ve erkek çocukların eğitim ve öğrenimi her babaya farzdır. Baba bu ödevini zengin olduğu halde ihmal ederse veya gaflete düşerse Yöresel Adalet Evi, çocukların eğitim ve öğretimi için gerekli olan uyarıyı yapmalı ve gerekli masrafı babasından alarak bu ödevi üzerine almalıdır. Ödevini ihmal eden baba yoksul ise, eğitim ve öğrenim işi ve masrafı Yöresel Adalet Evi’ne düşer.>>
Bu ödevin önem ve kutsallığını bu ifade kadar hiç bir şey belirtemez <<Çocuğunu veya başka birinin çocuğunu eğittiren veya öğrettiren, Benim çocuklarımda birini eğitmiş ve okutmuş gibidir. Aydınlığım, iyiliğim ve bağışım onun üzerine olsun.>> Hz.ABDÜLBAHA’da <<Şunu biliniz ki; TANRI’nın yanında en büyük ibadet çocukların mükemmel İnsan olarak yetiştirilmesidir. Bundan daha büyük sevap düşünülemez>> diyorlar.
Kız çocuklarının eğitim ve öğretimi daha önemlidir. Çünkü bunlar ileride anne olacaklar ve evlatlarını yetiştirme sorumluluğunu omuzlarında taşıyacaklar. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<Kızların eğitim ve öğretimi, erkek çocuklarınkinden daha önemlidir. Çünkü bunlar zaman gelir anne olarak çocuk yetiştirme görevini üzerlerine alırlar. Çocukların ilk eğiticisi annleridir… Şimdi, eğitim ve öğretimden yoksun bir kız çocuğu anne olunca o da kendi çocuğunun öğreniminden yoksun kalmasına sebep olur.>> Eğitim ve öğretimin genel ve tek yöntemde olması için Hz. ABDÜLBAHA Amerika’da yaptıkları bir konuşmada diyorlar ki << Herkesin eğitilmesi gereklidir. Eğitim yasa ve yöntemlerinin birliği en önemli meselelerdendir. Böylece bütün çocuklar aynı eğitim ve öğretim yöntemlerini okullarda almış olacaklardır. Okullardaki kural ve yöntemlerin birliği, çocukların kalplerinde İnsan birliği duygusunun küçük yaşlarda yerleşmesine sebep olur.>> Çocuklara bilim ve sanatla beraber Ruhani terbiye de verilmelidir ve buna ilk yaşlarda başlanmalıdır. Faydalı fen ve sanat bilim sanat dallarına önem vermek ve yabancı dil öğrenimine önem vermek çok gerektir. Yabancı eserlerin okunması ve incelenmesi hususunda Hz. BAHAULLAH Andelip levhinde buyuruyorlar << Yabancı milletlere ait eser ve kitapların okunması bundan önce yasak edilmişti. Fakat bu Yüce Zuhurda bu yasak engeli kaldırılmıştır. Onun yerine serbestlik verilmiştir.>>
8 - TANRI HUKUKU
Her BAHAÎ’nin TANRI HUKUKU vermesi önemli şer’i bir hükümdür. Bu emre göre her BAHAİ malik olduğu para veya mal ile taşınmaz eşyalarının 19 miskal altın (bir miskal tartı, takriben 19 nohut tanesi ağırlığında ve bu da takriben 5 gr ağırlıktadır.) değerine ulaştığında bu 19 ve misli miskal altın değerinde olan servetinden TANRI hukuku vermeğe mecburdur. Yani, yıl içerisinde ki kazancından geçimi için harcanan para çıkarıldıktan sonra elde kalan miktar eğer 19 miskal altın değerini geçiyorsa buna ait TANRI hukukunu vermesi gerekir.
Bir defa TANRI hukuku verilmiş olan servetin çoğalması halinde, yalnız çoğalan miktarın TANRI hukuku verilir. Bir defa TANRI hukuku verilmiş olan servetin, zarar neticesinde azalması halinde, ilerideki seneler bu zarar onarılırsa evvelce TANRI hukuku verilen miktara varıncaya kadar, bu çoğalmadan yeniden TANRI hukuku verilmez. Ancak onun üzerinde bir çoğalma olursa, çoğalan miktarın TANRI hukukunun verilmesi gerektir. Kişinin geçim gereksinmesini sağlayan at, inek ve tarım eşyalarından ve yalnız oturulan evden ve gerekli olan ev eşyalarından, geçimini sağlayan dükkân ile ona ait eşyalardan TANRI hukuku alınması af edilmiştir.
TANRI hukuku, her 19 miskal altın servetten %19 yani takriben kazancın beşte biri kadar olarak verilir. TANRI hukuku Adalet Evi’ne verilir. Hiçbir zaman toplumdan istenmez ve verilmesi için hiç kimse zorlanmaz.
Her BAHAİ bu şer’i emrin yerine getirilmesiyle servetine, göksel bir bereketin katılacağını kabul eder. Akdes Kitabında şöyle buyuruyorlar <<100 miskal altına sahip olan kimse, malının 19 miskalini, yer ve göğün yaratıcısı olan TANRI’ya vermelidir. Ey kavim, sakın kendinizi bu büyük fazıldan yoksun bırakmayınız. Sizlerden, göklerde ve yerlerde olan bütün şeylerden gönlümüz tok olduğu halde, bunu sizlere emir ettik. Bu emirde birçok hikmetler ve iyilikler vardır ki Âlim ve her şeyden haberdar olan TANRI bilgisinden başka, kimsenin ilmi onu bilemez. Şöyle, bununla mallarınızın pak ve temiz olmasını ve TANRI’nın istediği kimseden başkasının idrak edemeyeceği yücelere yaklaşmanızı istediğimiz için bunu emrettik.>>
9 - MİRAS VE VASİYETNAME
BAHAÎ dininde her şahsın hayatta iken vasiyetname yazması şer’i bir emirdir. Şahıs, bedeni ve akli yetenekleri sağlam ise, ölümünden sonra sahip olduğu para ve mallarını istediği şekilde kullanmakta ve istediği kimseye vermekte serbest ve özgürdür. Bıraktığı vasiyetname harfiyen yerine getirilir. Eğer şahıs hayatta iken vasiyetname bırakmamış ise bıraktığı serveti Akdes Kitabında belirtilen şekilde mirasçılara bölünür. Mirastan yararlanacak kimseler ve hisse dereceleri Akdes Kitabında şöyle belirtilmiştir.
Çocuklar60 x 9 = 540 Karı-koca60 x 8 = 480 Baba60 x 7 = 420 Anne60 x 6 = 360 Erkek kardeş60 x 5 = 300 Kız kardeş60 x 4 = 240 Öğretmen60 x 3 = 180 ---------------------- 60 x 42 = 2520
Buna göre miras 2520 parçaya ayrılacak ve bunlarda yukarıdaki sıraya göre mirasçılar arasında dağıtılacaktır. Mirasçılarının bazısının bulunmaması halinde ve bölme hususundaki ayrıntılar Akdes Kitabında genişçe belirtilmiştir. Buna göre vefat edenin bıraktığı mirastan evvela tekfin ve teçhiz masrafı, varsa şahsi borçları ve sonra TANRI hukuku borçları çıkarıldıktan sonra kalan miras, yukarıda belirtilen sıra ve usul üzerine mirasçılar arasında bölünür. Yalnız ailenin devamı bakımından vefat edenin oturduğu ev ile ev eşyaları bu bölünmenin dışında bırakılarak büyük erkek evlada verilir. Mirasçıların hiç olmaması halinde vefat edenin bütün malik olduğu; Adalet Evi’ne kalır.
10 - TANRI EMRİNİN DUYURULMASI
Hz. BAHAULLAH, TANRI emrini açıklamak ve onun öğretilerini yaymak için herkesi görevlendirmiştir. Akdes Kitabının açık emrine göre bu ödevi yerine getirmek, bütün BAHAÎ’ler için gereklidir. Duyuru; bir BAHAİ için günlük hayatının dışında değil, onun tam bir parçası olarak düşünülmelidir. Günlük temas ve dostluklarda bu öğretileri duyurmakla, etrafındakilerin kalplerini değiştiren ilahi kudreti görmek mümkün olur. Hz. BAHAULLAH, Dal suresinde buyuruyorlar << TANRI, kendi emrinin yayılmasını her bir kimseye gücü yettiği nisbette farz kılmıştır… Her kimse bu emirde bir kimseyi diriltecek olur ise, bütün İnsanları diriltmiş gibi olur. TANRI, böyle güzel bir iş yapan kimseyi, kıyamet gününde birlik cennetine, Kendi koruyucu ve aziz nefsinin süsü ile süslenmiş olarak gönderecek ve diriltecektir>>. Yine aynı surede diyorlar <<Bir susamışa rastlarsanız, ona Kevser ve tesnim (Cennetteki ırmaklardan biri) suyundan içiriniz. Dinleyici bir kulak sahibi bulursanız, ona güçlü, aziz ve acıyıcı TANRI’nın ayetlerini okuyunuz; ağzınızı güzel sözlerle açınız ve sonra TANRI şehrine yönelme isteği gönderdiği takdirde emirden söz açınız ve onu kendi haline bırakınız. Anlam incilerini anadan doğma körlerin önüne saçmayınız. Çünkü kör, ışığı görmekten yoksun olup bir taş parçasını temiz ve kıymetli bir inciden ayırt edecek durumda değildir.>> Andelip levhinde ise <<Söyle, şunu iyice bil ki, TANRI İnsanlar arasında kendi emrinin duyurusu ve uyulması gerekli olan kelimesinin yükseltilmesini herkese emir buyurmuştur. Bu sağlam emre herkes itaatle yükümlüdür. TANRI’nın buyruklarını yerine getirirlerse ne âlâ; aksi takdirde buyruklar, buyurana döner ve gaflet gösteren büyük bir ziyana uğrar>> diyorlar.
Her BAHAİ kendi yaşayış tarzıyla başkalarının kurtuluşuna sebeb olmalıdır. BAHAİ hayatı başlı başına TANRI Emrinin duyurulması için bir vasıtadır. Hz. BAHAULLAH buyuruyor <<TANRI’nın emrini iyi hareket ve güzel fiillerinizle duyurunuz.>> Diğer bir yerde <<Ehli BAHA; TANRI’ya hikmet dairesinde hizmet etmeli, Emri kendi yaşayışlarının tarzıyla başkalarına bildirmelidir.>> diyorlar. Hz.ABDÜLBAHA ise << Dostlar güneş gibi ısıtan bir gönül, misk gibi kokan bir nefes, söz cevherleri saçan bir dil ile gerçek TANRI’nın adını yer yüzü toplulukları arasında yaymalı; açık bir beyan parıldayan bir alın, yüksek bir hikmet, Tanrısal bir güç, Tanrısal bir teyit, Rahmani bir nitelik ve içten gelen bir arzu ile İnsanlar arasına karışmalı, öyle ki her biri ufukta parlayan bir nur, evrende güzel bir yıldız, TANRI bahçesinde meyveli bir ağaç, TANRI gülistanında kokulu bir gül, yaradılış kitabında açık bir ayet, evrim kitabı sahifesinde toplayıcı birer kelime olalar>> diyorlar. Adalet Evi’nin bir yazısında ise <<BAHAULLAH’ın mesajını Ruhani susuzluk içinde kavrulan şaşkın milletlere süratle ulaştırmak aşamasından daha önemli bugün için başka görev yoktur>> denmektedir. TANRI öğretilerinin duyurulmasında yardımcı, bizim için bizzat TANRI’dır. Akdes Kitabı’nda buyuruyorlar, << Benim emrimin zaferine kalkanlara Mele-i Âlâ askerleri ve TANRI’ya yakın duran Meleklerin bir bölüğü ile yardım edeceğim.>>
O halde BAHAİ’ler, İnsanları TANRI’nın melekûtuna zorla sevk etmeğe değil, yaşayışları sayesinde onları cezbetmeğe çalışmalıdırlar. BAHAİ’ler sürünün arkasında giderek elindeki sopa ile koyunları sürükleyen bir çoban değil, sürünün önünde yürüyüp kavalının tatlı sesiyle koyunları kendisine çeken bir çoban gibi olmalıdırlar.
11 - MEŞRİK-ÜL EZKÂR
Bunlar BAHAİ mabetleri olup Akdes Kitabının şer’i emri gereğince her şehirde çok güzel olarak inşa edilmesi ve içerisinde tam bağlılıkla TANRI zikri yapılması emredilen binalardır. Burada cisme ve maddeye ait konular hiç konuşulmaz. Yalnız ayetler, levihler ve dualar okunur. TANRI’dan yardım ve bağışı istenir. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Bu binalar TANRI te’yidi için mıknatıs gibidir. Bu binalar TANRI şeriatının kuvvetli temelleridir. Bu binalar TANRI emrinin yayılması için birer sebeptir. Bu binalarda yapılan dualar, iyi kalpli kimseleri ferahlandırır. Bu binalardaki kutsal kokular, İnsanlara ruh bağışlar. Bu binalardaki lambalar, sabah güneşi gibi bütün evreni aydınlatır. Bu binalardaki ezgiler Mele-i Âlâ’da oturanların ruhlarını ferahlandırır, okunan ayetler onlara sevinç bağışlar…>> BAHAİ Meşrik-ül Ezkâr’ları bütün ziyaretçilere daima açıktır. Bu binaların etrafında okullar, bakımevleri, öksüz yurtları ve toplumun yararına açık olacak hayır kurumları, hastaneler ve bahçeler toplanacaktır. Hz.ABDÜLBAHA, Amerika Meşrik-ül Ezkâr’ı için yazdıkları bir mektupta <<Kolej, hastane, konukevi, düşkünler yurdu, fakülteler ve sair hayır kurumları yapılıp tamamlanınca kapıları bütün milletlere ve dinlere açılacaktır. Arada hiçbir ayrılık ve gayrılık gözetilmemelidir. Evet; renk, ırk farkı gözetilmeden bu kurumların kapıları herkesin faydalanmasına açılacaktır. Hiçbir kimseye bağnazlık gösterilmeyecek ve herkese karşı sevgi gösterilecektir. Bu suretle din ve ilim birbiriyle uyuşma içerisinde olacak>>diyorlar. Her şehirde bir taneden fazla Meşrik-ül Ezkâr yapılması mümkündür.
Bugün dünya üzerinde tamamlanmış olan ANA MABET Meşrik-ül Ezkâr (Aşkabad mabedi, Wilmette mabedi, Kampala mabedi, Sydney mabedi, Frankfurt mabedi, Panama mabedi) Samoa ve Hindistan’da halen yapılmakta olan birer BAHAİ mabedi vardır.
12 – TEMIZLIK
BAHAİ dininde vucut ve ruh temizliğine pek fazla önem verilmektedir. Temizlik hakkında bir çok Şer'I hükümler ve kutsal sözler vardır. Temizlik için Akdes Kitabında Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar «Halkın arasında temizlik ve güzellik unsuru olunuz... Sizleri yer yüzünde Cennetin mazharları olarak görmek istiyoruz. Sizlerden Yakın Ehlinin kalplerini ferahlandıracak hoş kokular yayılsın... Temizliğe yakın olanı alınız. TANRI, sizleri erişilmez ve yüce Melekutunda Cennet Ehlinin yolunda görmek istiyor. Her türlü hallerde temizliğe sarılınız ki, sizlerin ve Cennet Ehlinin gözleri, pisliğe sebeb olacaklara düşmesin. Bunlardan habersiz olanların hareketleri beğenilmiş değildir... Her kimin elbisesinde bir kir görünürse, onun duasi Mele-i Ala'ya yükselmez.>> Temizlik hakkında bazı Şer'i emirleri şöyle sıralayabiliriz :
1— Haftada en az bir gün banyo (yıkanmak) yapmak gereklidir. Banyo için kullanılacak su, hiç kullanılmamış olmalıdır. 2— Yazın her gün, kışın en az üç günde bir defa ayakları yıkamak şarttır. 3— Tırnaklar haftada bir defa kesilmelidir. 4— Temizlik için kullanılan suyun temiz olmasına dikkat edilmelidir. 5— Kirli su ile yıkanmak, hamamların durgun ve akmıyan genel ve kirli olan su havuzlarına girmek doğru değildir. 6— Herkes, giyinişinin tertip ve tarzında, saç ve sakalının kesiminde serbest ve özgürdür. Fakat bunları yaparken baskalarını taklitten çekinmeli ve kendisini gülünç duruma düşürmeyen ve kendisine yakişanları seçmelidir. Giyiniş tarzı temizliğin, intizamın ve iffetin bir görüntüsü olmalıdır. ipek elbiseler giymek haram degildir. 7— Saçları ustura ile tıraş etmek haramdır. 8— Kaşık ve çatal ile yemek şarttır. Gümüş ve altın kaplar kullanmak serbesttir, haram değildir. 9— Sandalya da oturmak ve masada yemek yemek makbuldur. 10— Gül suyu, kolonya ve esans kullanılması öğütlenmiş ve beğenilmiştir. 11— Parasal imkan el verirse 19 senede bir defa bütün ev esyalarının yenilenmesi gereklidir.
13 - EVLENME ve NİKAH
BAHAİ dininde evlenme makbuldur ve daima teşvik edilmiştir. Akdes Kitabında Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar «Ey Kavim! Evleniniz ki sizlerden kullarım arasında Beni anacaklar meydana gelsin. Bu sizlere nefsinize yardımcı olarak alacağınız bir emirdir.>> Bununla beraber evlenmek şer'i bir emir değildir.
BAHAİ evlenmesinde, adayların birbirini istemeleri ve tarafların anne ve babalarının rızası şarttır. Bu şekildeki bir evlenme sağlam temellere oturtulmuş olur. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<BAHAİ nikahı iki rafın rızası ve onayıyla yapılmalıdır. iki taraf önceden birbirinin ahlakını ve durumunu iyice tetkik etmelidir. Evlenme kararının neticesi sonsuz ve sürekli olmalıdır.Sonsuz sevgi ve dayanışma, sonsuz birlik ve hayat arkadaşlığı niyetiyle evlenilmelidir.» Diğer bir yerde de buyuruyorlar <<BAHAİ evlenmesi demek, adayların cismen ve ruhen birleşmesi demektir. Bu taktirde TANRI' nın bütün alemlerinde birleşmeleri sonsuz olur. Ruhani hayatlarının düzenlenmesinde de birbirine yardımcı olurlar.>> BAHAİ'likte evlenme hüküm ve şartlarını şöylece sıralıyabiliriz.
1- Erginlikten, yani 15 yaşından önce evlenme her iki cins için caiz değildir. Bu kat'i bir emirdir. 2- BAHAİ olmayanlarla, yani diğer dinde olanlarla evlenmek uygundur. Fakat BAHAİ'ler başka inançta olan adaydan kendi inancını saklamaması ve ona inancını açıklaması ve onun inancına ait nikahın yanında BAHAİ nikahını yaptırması gereğini bilmelidirler.
3- Farklı milletler ve ırklar arasında evlenmenin hiç bir sakıncası yoktur. Böylece ailede İnsan Birliği ilkesinin gerçekleşmesi için ilk adım atılmış olur.
4- Evlenen adayların anne ve babalarının tarn rızası şarttır. 0 halde adaylardan başka dört kişinin daha rızası alınmış olmaktadır. Taraflardan birinin BAHAİ olmaması halinde bile rıza şarttır. Bu hüküm bakire ve dul için aynen icra edilir. Anne ve babaların rızasının yazılı olması şart değildir. Yüce Adalet Evinin Türkiye BAHAileri Mahfiline 9 Eylül 1979 tarihinde gönderdikleri ve Mahfilce Ahbaplara duyurulan mektuplarına göre <<Bellidir ki BAHAİ nikahının ebeveynlerin müsadesi olmadan kıyılması imkansızdır. Ancak bu müsaade ve muvafakatın yazılı olması mecburi değildir ve yine bu müsaade BAHAİ nikahı şartı ile olmasını gerektirmez. Mahalli Ruhani Mahfillerce, her ne şekilde olursa olsun, ebeveyinlerin kendi evlatlarının evlenmesine rıza gösterdikleri ve bu evliliği uygun buldukları hususunda kesin kanaat hasıl olmalıdır. işte bu şekilde BAHAİ nikahı kılınabilir.
5- Nişan ve nikah arası 95 günden fazla olamaz. Adayların hazırlıklarını bu 95 günde bitirmeleri gereklidir. Bununla beraber ortadan kaldırılamayan engelleyici sebebler olursa Mahfilin kararını almak gerektir.
6- Nikah ile gerdek aynı günde olmalıdır.
7- BAHAİ evlenmesinde, erkek aday şehirlerde 19 miskal ve onun beş misli arasında Altın; köylerde oturanlar ise 19 ve onun beş misli arasında gümüş tutarında bir MiHiR vermesi gereklidir. 19 miskal ilk haddir. Bunun misilleri aradaki anlaşmaya ve erkek adayın parasal durumuna göre tayin edilir. Bununla beraber 19 miskal ve bu da gümüş olarak verilen mihir daha uygun görülür ve bu yeğlenir. Mihir erkek aday tarafından nikah esnasında eşine verilir.
8- Nikah için Mahfil veya Mahfilce görevlendirilmiş yetkili kimseler, evlenecek adayların ve anne ile babalarının rızalarını aldıktan sonra aşağıdaki BAHAİ Hutbesi (öğüt) ve duası okunur. BAHAİ nikah hutbesi : TANRI'NIN BAĞIŞLAYICI VE BOL VERİCİ ADIYLA Zeval bulmayan ve ezelden ebede dek değişmeyecek olan Tanrı'ya hamdolsun ki, kendisi kendi Zatının varlığına tanıklık etti. Tek, bir, zengin ve yüce olan O'dur. O'ndan başka Tanrı bulunmadığına tanıklık ederiz. 0, daima kendi yüce ve erişilmez Makam'ında, başkalarının anmasından kutsal ve vasıflandırmasından arınmış ve müstağnidir. «Tanrı, Dünya düzeninin kurulmasını, kendi cömertlik ve bağışını ümmetlere göstermek istediğinden şeriatler kurdu ve yollar gösterdi. İnsanların refah ve kurtuluş kalesine girmeleri için, nikah kanununu indirdi.» Kutsal Melekut'tan inen bu emirler, Akdes Kitabı'nda, Tanrı tarafindan bize böyle buyurulmuştur : «Ey İnsanlar! Evleniniz ki; sizlerden kullarım arasında Beni anacak olanlar meydana gelsin.Bu Benim sizlere emrimdir. Bu emri, kendinize yardımcı yapınız.>> Bu Yüce Emrin yayılmasına engel olanlara rağmen, Tanrı Dini'nin yükselmesine gayret gösteren ve Beyan Kitabı'na inanan Baha Ehli'ne bizden selam ve salat olsun. Alemlerin Rabbi'na hamdolsun.
BAHAİ nikah duasi :
O'DUR TANRI Ey Eşsiz Tanrı! İnsan soyunun varlık aleminde birbirlerine zincirleme olarak devam etmesi ve dünya var oldukça Birliğinin huzurunda, Sana kulluk etmeye,Sana tapmaya Seni övmeye meşgul olmaları için, yüce hikmetinle iki eş arasında birleşmeyi mukadder buyurdun. «Biz cinleri ve insanları bize mutlaka tapmaları için yarattık.» 0 halde, Senin sevgi yuvanın, bu iki kuşunun birleşme nikahlarını, Senin Tanrı'lık Melekut'unda kıy ve bu birleşmeyi, ebedi feyzinin husulüne vesile buyur ki, bu iki sevgi denizinin birleşmesinden bağlılık ve muhabbet dalgaları meydana gelsin ve kutsal asil soyunun incileri varlık kıyısına dökülsün. <<ikisinin arasında geçemedikleri engel olmasına rağmen; Tanrı, iki denizi birbirleriyle birleşmek ve akmak üzere serbest biraktı ki, o iki denizden, inci ve mercanlar çıksın. Tanrı'nın hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?» Ey Sefkatli Allah! Bu birleşmeyi kutlu kıl. Inci ve mercanların doğmasına neden ol. Sen güçlüsün, azizsin, bağışlayıcısın, rahmansın ve acıyansın. Abdiilbaha Abbas
Bundan sonra erkek aday «Ben TANRI'nin iradesine razıyım» ayetini ve kız aday da «Bende TANRI'nin iradesine razıyım>> ayetini okurlar ve erkek aday, eşine mihrini verir. Sonra görevliler her iki tarafa ve tanıklara nikah belgesini imza ettirerek törene nihayet verirler.
BAHAİ NİKAH BELGESİ ÖRNEĞİ : (Türkiye Bahaileri Ruhani Mahfiline aittir.)
YABAHA-UL EBHA
TANRI Kitab-ı Akdes’te buyurmuştur <<Ey Kavim! Evleniniz ki sizlerden beni kullarım arasında anacak olanlar türesin. Bu benim size emrimdir. Onu kendinize yardımcı ediniz.>> Anne ve babalarının ızın ve rızası ile evlenmeğe karar vermiş olduklarından bahisle BAHAİ dininin emrine göre nikahlarının yapılmasını .......................... Bahaileri Ruhani Mahfilinden istiyen TC vatandaşı ................. kızı bayan ................ ile TC vatandaşı ................ oğlu bay ....................... nın durumları ......./......../....... tarihinde ................. günü saat ............. da Rhani Mahfilimiz tarafından incelenerek tarafların imzası ve anne ile babalarının rızası tesbit edilerek evlenmeğe engel halleri görülmedi. 19 X ........ miskal gümüş/altın karşılığı olan ..........TL. erkek aday tarafından eşine teslim edilmiş olduğundan tarafların ve tanıkların karşısında, adı geçen bayan ........ ile bay ......... nın nikahları Medeni nikahtan sonra BAHAİ dinine göre de yapılmıştır. Bu belge hazırlanarak eşlere verildi. Bu nikahın kendileri için kutlu olmasını TANRI’dan dileriz.
Bayan ............. Bay .................... Annesi............. Annesi................ Babası............. Babası................ Tanık............... Tanık ................. Tanık ................. Ruhani Mahfil BaşkanıRuhani Mahfil Sekreteri
Cüzdan no : Tarih : Evlendirme dairesi ve defter sicil no :
9— Akdes Kitabında her ne kadar iki eş almağa izin verilmişse de bu izin bir çok sıkı şartlara bağlıdır. HZ.ABDÜLBAHA ve Hz.Veliyyi Emrullah bu sıkı ve ağır şartların yerine getirilmesinin zorluğu karşısında iki kadın alınmasını uygun görmemişlerdir. Bundan dolayı BAHAİ'ler daima bir eşle yetinmişlerdir. 10— Bazı dinlerde görülen geçici evlenmeler tamamen haramdır.
11— Akraba dışından ve bilhassa uzak ailelerden eşlerin seçilmesi daha uygundur. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «TANRI hikmeti öyle gösteriyor ki evlenen aileler ne kadar birbirine uzak olurlarsa birleşmeden meydana gelecek soy, daha sağlıklı ve daha güzel olmaktadır. Bu husus tıbça belli ve doğrudur. Bundan dolayı ne kadar uzak bir eşle birleşilirse o kadar iyi olur.»
12— BAHAİ dininde boşanma vardır. Fakat evlenme şartları çok sağlam olduğundan az görülür. Hoş karşılanmaz. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «Dostlar boşanmadan sakınmalıdırlar. iki taraf arasında nefreti gerektiren bir uyuşmazlık olmadıkça boşanmamalıdırlar... TANRI şeriatı birleşme ve anlaşma ile sevgi içindir. Bilhassa eşler arasında hiç bir zaman bozuşmağa sebeb değildir... Bosanmağa sebeb olan taraf hayatta büyük zorluklara düşer, felaketlere uğrar ve pişmanlık acıları duyar.» Bununla beraber hayatlarının beraberce devamı için gerekli anlaşma ve bağlılık göremiyen kadın ve erkeğin boşanmaları mümkündür.Her iki taraf Mahfil kararıyla bu istekte bulunabilirler. 0 zaman anlaşma teminine imkan görmiyen Ruhani Mahfil ayrılmalarına karar verebilir. Mahfilce her iki taraf için bir senelik bekleme zamanı verilir. Bu zaman içerisinde eşin bakımı kocanın üzerine bırakılır; yani erkek Mahfilin tayin edeceği nafakayı eşe verir. Bekleme zamanının bitiminde iki taraf anlaşma ve uyuşmamakta direnirlerse, yani aralarında bir sevgi ve bağlilik meydana gelmezse ve ilk kararlarından geri dönmezlerse Mahfil bunları Medeni Kanun çerçivesi içerisinde ayırır ve taraflar bir yeni evlilik için serbest olurlar.
13— Eşlerden birinin ölümü halinde serbest kalan taraf yeniden bir evlenme yapabilir. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «ölümden sonra diğer tarafın yeniden evlenmesi TANRI şeriatına uygundur. Bununla beraber ilk evlenmeden çocuklar ve torunlar varsa ikinci evlenmeden vazgeçmesi kendi rahatlığı ve dirliği için daha iyi olur.»
14 - VE FA T BAHAİ dininde ölüm ilahi bir kanun ve <<TANRI’ya ulaşmak için bir sebebtir. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Hamd olsun o TANRI'ya ki, ölümü kendiyle buluşma için bir kapı, kavuşma için bir sebeb ve kullarının hayatı için bir vasıta yapmıştır.» Akdes Kitabında ölünün kefenlenmesi, gömülmesi ve taşınması hakkında bir çok şer'i emirler vardir. Bazilan şunlardır : 1— Ceset su ile yıkandıktan sonra beş parçadan ibaret pamuklu veya ipekli bir kefene sarılır. 2— Cesedin parmağına «TANRI tarafından yaratıldım, Ondan başka herşeyden kesilerek, O'nun Rahman adına sarılmış bir halde O'na dönüyorum» ayeti kazılmiş bir yüzük takılır. çocuklara bu yüzüğün takılmasına gerek yoktur. 3— Ceset mezara konmadan önce şu dua okunur. ÖLÜ NAMAZ DUASI : NOT : Ölü kadin ise bu duadaki «kul» sözcüğü yerine «cariye» ve «oğul» sözcüğü yerine «kız» denilmesi gerekir :
ilahi! Bu Senin «kulun»dur. Sana ve Ayetlerine inanıp özgeni bırakan kulunun «oğlu»dur. Sen merhametliler merhametlisisin. Ey günahları yargılayan ve ayıpları örten! ona cömertlik göğüne ve inayet denizine yaraşanı yap. Onu yer ve gök var olmazdan önce Var olan büyük rahmetine kavuştur. Senden başka yarlıgayıcı ve kerem sahibi Tanrı yoktur. 4— Bu duayı okuyacak bir kimse yoksa, Yüce TANRI bu hükmün yerine getirilmesini bağışlamıştır. 5— Duadan sonra cenaze namazı kılınır. Bunun için Akdes Kitabının hükmüne göre 6 defa tekbir getirilip BAHAİ tekbiri <<ALAH-U EBHA» (TANRI; Güzeller, güzeli veya Nurlular, nurlusu) dır. Sonra sıra ile ve her biri 19 defa söylenmek üzere aşağıdaki ayetler okunur: Biz hepimiz TANRI'ya ibadet edenleriz.
|