|
BAHAİ DİNİNDE ŞER’İ HÜKÜMLER VE İZAHLARI
1 - NAMAZ
BAHAİ dininde Akdes kitabının <<Sizin ve atalarınızın Rabbı olan Tanrı’dan Namaz ve Oruç, erginlik yaşından itibaren size farz olundu>> ayeti gereğince yerine getirilmesi gerekli olan şer’i bir yasadır. Bu şer’i emri 15 ile 70 yaş arasındaki her BAHAİ kadın ve erkek yerine getirmeğe yükümlüdür. Bu yaşların dışında kalanlar ise yükümlü değildirler. BAHAİ namazı tek başına, kimseye uyulmadan ve kimsenin çağrısına gereksinme kalmadan kılınır. BAHAİ dininde yalnız cenaze namazı topluca kılınır. (Ayrıntı için XLV.bölümde Vefat’a bakınız.) Namaz, TANRI ile kul arasındaki önemli bir ibadet şeklidir. Namaz, inançla ve samimi bir yürekle TANRI’yı anmaktır. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<TANRI’dan veya cehennemden korktuğunuz yahut TANRI’nın ihsanına ve cennetine erişmek maksadıyla ibadet etmeyiniz. TANRI’ya ibadetiniz O’nu sevdiğiniz için olsun. En yüce ibadet budur. Âşık sevgilisini daima nasıl anarsa; Ruhani âşıkta TANRI’yı anmaktan başka hiçbir şeyle zevk bulmaz.>> Diğer bir yerde ise <<bütün üzüntülerin bizi sardığı zaman, eğer biz namaz ve dua ile meşgul olursak, o zaman bütün üzüntüler yok olur ve yerini taze bir ruha ve sevince bırakır>> diyorlar.
Namaz, BAHAÎ kıblesi olan Hz. BAHAULLAH’ın kutsal vücutlarının gömülü bulunduğu Âkka şehrine yönelerek kılınır. Namaza başlamadan önce el ve yüzün yıkanmasından ibaret olan abdest alınır. Abdest suyu temiz ve akan bir su olmalıdır. Suyun çok soğuk olması halinde onu ısıtmak caizdir. Abdest için suyun bulunmaması ve el ile yüzde su ile temas halinde kişiye zarar verecek bir deri hastalığı varsa, su ile abdest yerine beş defa <<Temizler temizi TANRI’nın adıyla>> ayeti okunur.
Yolculukta hareket esnasında ve namaz kılmak için emin bir yerin bulunmadığı hallerde her geçen namaz için adedi kadar secde edilir ve secdede şu ayet okunur <<Her şeyden münezzeh olan ALLAH; Azamet, Celâl, Mevhibet ve Fazilet sahibidir.>> Sonra oturularak yalnız bir defa (bir onsekiz) şu ayet okunur <<Mülk ve Melekût sahibi olan ALLAH, her şeyden münezzehtir.>> örneğin:Beş defa namaz kazaya uğramışsa; beş defa secde edilerek << Herşeyden münezzeh olan ALLAH; Azamet,Celal,Mezhibet ve Fazilet sahibidir>> Ayetinden ibaret kaza namazı kılınır ve sonra oturarak bir 18 defa << Mülk ve Melekut sahibi olan Allah her şeyden münezzahtir>> ayeti okunur. Bu hüküm; savaş ve barış içerisinde aynı şekilde uygulanır.
Namaz vakitlerini saatle ayarlamak ve tayin etmek mümkündür. Kıl ve hayvan derisiyle yapılan giysilerle kılınacak namaz geçerlidir. Kitab-ı Akdes’te buyuruyorlar <<TANRI her temiz şey üzerinde secde etmenize izin vermiştir.>> Kadınlar; âdet görme zamanlarında namaz yerine, o günler için öğle üzeri 95 defa <<Güzellik ve Cemal’e sahip olan ALLAH münezzehtir >> ayetini okurlar. Namaz ayetlerini doğru okumak gerektir. Namaz ayetleri her dile çevrilebilir ve o çeviri ile namaz kılınabilir. Namaz kılarken başın açık olması sakıncalı değildir. Ay ve güneş tutulmalarında namaz kılmak vacip değildir. BAHAÎ dininde kişisel namazlardan ve toplu kılınan cenaze namazından başka, Bayramlara ait namaz yoktur.
BAHAÎ dininde üç namaz şekli vardır.
A- BÜYÜK NAMAZ: Bu namazı kılmak için belirli bir zaman yoktur.Gün boyu kılınabilir. Kılacak şahısta TANRI’ya yönelmek için gönülden bir istek ne zaman doğarsa, bu namazı kılabilir. Bu namaz günde bir defa kılınır.
B- ORTA NAMAZ: Sabah, öğle ve akşam olmak üzere üç defa kılınır. Sabah namazı; güneşin doğuşundan öğleye kadar olan zaman içerisinde, öğle namazı; öğle ile güneşin batışına kadar olan zaman içerisinde, akşam namazı ise; güneşin batışı ile bu batıştan iki saat sonraya kadar olan zaman içerisinde kılınır.
C- KÜÇÜK NAMAZ: Bu namaz bir ayetten ibaret olup günde bir defa, öğle zamanından güneş batışına kadar olan zaman içerisinde kılınır.
Her namaz kılan şahıs bu üç namaz şeklinden birisine niyetlenmesi ve abdestten sonra niyetlendiğini kılması yeterlidir. Kılınan namazın dışındaki diğer namazları o gün için kılması gerekmez.
A- BÜYÜK NAMAZ : Namaz kılan kimse TANRI’ya yönelerek ayağa kalksın ve ayağa kalkıp vaziyet alınca, Rahman ve Rahîm olan Rabbinin rahmetini bekliyormuş gibi sağına ve soluna baksın; sonra şöyle desin: << Ey isimlerin ilahı ve göğün yaratıcısı. Namazımı, senin güzelliğini görmekten alıkoyan perdeleri yakacak bir ateş ve vuslatın denizine iletilecek bir ışık yapmanı, Senin yüceler yücesi ve nurlular nurlusu Gayb Matlalarının yüzü hürmetine senden dilerim.>> Sonra, ellerini yüce ve kutlu TANRI’ya kunut için yukarı kaldırsın ve şöyle desin: <<Ey Âlemin Maksudu ve Ümmetlerin Mahbubu. Beni, özgenden kesilmiş ve hareketiyle bütün varlıkları harekete getiren ipine yapışmış olarak Sana yönelmiş görüyorsun. Rabbım! Ben kulunum ve kulunun oğluyum. Senin istek ve iraden karşısında emrine hazır duruyorum. Senin hoşnutluğundan başka bir isteğim yoktur. Kuluna, sevdiğin ve hoş gördüğün gibi muamele etmeni, Rahmet Denizin ve Fazıl Güneşin namına senden dilerim. Senin anılmaktan ve övülmekten münezzeh olan izzetine yemin olsun ki, senden ne gelirse kalbimin isteği ve gönlümün sevdiği odur. İlahi! İlahi! Emel ve amellerime değil, yer ve gökleri kaplayan iradene bak. Ey ümmetlerin Maliki! Senin ismi Âzamına yemin olsun ki, istediğin istediğim ve sevdiğin sevdiğimdir.>>
Sonra secde ederek şöyle desin: <<Sen özgenin vasıflandırılmasıyla vasıflanmaktan ve özgenin tanıtmasıyla tanınmaktan münezzehsin.>>
Sonra ayağa kalkıp şöyle desin: <<Rabbım! Âlemlerinden her bir âlemde anıldığın müddetçe ve saltanatın süresince özümün baki kalması için namazımı bana hayat kevseri kıl.>>
Sonra yine ellerini kunut için yukarı kaldırarak şöyle desin: <<Ey ayrığıyla can ve ciğerlerin eriyip, sevgisiyle cihanda bulunanların tutuştuğu Kimse! Ey boyunların maliki! Katından olandan beni menetmemeni ufukları teshir etmeğe vasıta ittihaz buyurduğun İsmin yüzü hürmetine, Senden dilerim. Rabbim! Görüyorsun ki, ben garip, Senin azamet kubbelerinin gölgesinde ve rahmetinin civarında bulunan yüce yurduna koşuyorum. Asi olan ben, Senin gufran denizine, ben zelil Senin izzet sahana, ben fakir Senin zenginlik ufkuna varmak istiyorum. İstediğin gibi yaparsın. Tanıklık ederim ki, Sen, işinde mahmud, hükmünde muta, emrinde muhtarsın.>>
Sonra ellerini kaldırarak üç kere tekbir getirsin (ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA) ve sonra kutlu ve yüce TANRI’ya rükû için belini öne doğru bükerek şöyle desin: <<İlahi! Organlarım ve vücudumda bulunan ruhumun titrediğini ve Senin ibadetinin sevincinde olduğunu, Seni anmak ve Seni övmek aşkı içerisinde bulunduğunu görüyorsun. Senin beyan melekûtunda ve senin ilim ceberudunda neye tanıklık ettiyse o da ona tanıklık ediyor. Rabbım! Kendi fakirliğimi ispat edip Senin bağış ve zenginliğini yüceltmek, kendi aczimi gösterip Senin kudret ve iktidarını belirtmek maksadıyla bu yerde Sende olanın hepsini senden dilemek istiyorum.>>
Sonra doğrulup kunut için ellerini bir kere daha kaldırsın ve şöyle desin: <<Senden başka azîz ve vehhab tanrı yoktur. Başlangıçta ve sonda hüküm sahibi TANRI ancak Sensin. İlâhi! İlâhi! Affın, beni cesaretlendirdi. Rahmetin beni kuvvetlendirdi. Sesin beni uyandırdı. Fazlın beni kaldırıp Sana kılavuzladı. Yoksa, ben kim oluyorum ki, Senin yakınlık şehrinin kapısı önünde durayım veya Senin irade semanın ufkundan parlayan nurlara yöneleyim? Rabbım. Görüyorsun ki, yoksulun biri, bağış kapını çalıyor ve faninin biri, Senin cömert ellerinden abıhayat içmek istiyor. Ey İsimlerin Mevlâsı! Her bir halde emir Senden. Ey Semayı Yaratan! Her bir halde teslim ve rıza benden.>>
Sonra ellerini üç kere kaldırsın ve şöyle desin: <<Tanrı her büyükten daha büyüktür.>>
Sonra secdeye vararak şöyle desin: <<Sana yakın duranların zikirleri, Senin yakınlık semana çıkamaz. Temiz yüreklilerin gönül kuşları, Senin kapının önüne varamaz. Senin, sıfatlarından mukaddes ve isimlerinden münezzeh olduğuna tanıklık ederim. Yüceler Yücesi ve Nurlular Nurlusu Tanrı ancak Sensin.>>
Sonra oturarak şöyle desin: <<Her şeyin, Melei-Âlânın, yüce cennetin ve onun ötesinde Ebha Ufkundan Azamet Dilinin şahadet ettiğine ben de şahadet ederim. Sen gerçekten TANRI’sın. Senden başka TANRI yoktur. İnsanlar arasında görünen kimse ise, Gizli Sır ve Saklı Remiz olup <<Kâf>> harfi kendi rüknü bulunan <<Nun>> harfine onun vasıtasıyla iktiran etti. Onun ismi, Kalem-i Âlâ tarafından yazılmış, yerin ve göğün Rabbi olan TANRI’nın kitaplarında anılmış olduğuna şahadet ederim.>>
Sonra ayağa kalkıp durarak şöyle desin: <<Ey varlığın ilâhi ve hem görünenin hem görünmeyenin Mâliki! Gözyaşlarımı ve ahlarımı görüyorsun. Sızlanış ve haykırışımı, kalbimin iniltisini işitiyorsun. İzzetine yemin olsun! Suçlarım beni Senden uzak tuttu ve Sana yaklaştırmadı. Günahlarım beni Senin mukaddes huzuruna gelmekten alıkoydu. Rabbım! Sevgin, beni perişan etti. Ayrılığın, beni bitirdi. Uzaklığın, beni yaktı. Bu muhataralı çölde, Senin ayaklarının bastığı yer, bu fezada seçkinlerinin: Lebbeyk! Lebbeyk! Sesleri, vahyin güzel kokuları ve zuhur fecrinin nesimleri yüzü hürmetine Senden diliyorum ki, Cemalini ziyaret etmeği ve Kitabında yazılı olanla amel eylemeği bana takdir buyurasın.>>
Sonra üç kere tekbir (ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA, ALLAH-U EBHA) getirip belini öne doğru büksün ve şöyle desin: <<İlahi! Hamdolsun Sana ki, beni zikrine ve senana müeyyit eyledin. Ayetlerine Maşrık olanı bana tanıttın.
Rububiyetine hazi’ ve Uluhiyetine haşi’ ve Ulu dilinden çıkana muterif kıldın.>> Sonra doğrulup şöyle desin: << İlahi! İlahi! Günahım, belimi kırdı ve gafletim, beni helâk etti. Her ne zaman kendi kötü halimi ve Senin iyiliğini düşünürsem, içim kan ağlıyor ve kanım damarlarımda kaynıyor. Ey Âlemin Maksudu! Cemâline yemin olsun ki, yüzüm Sana dönmeğe utanıyor ve ümit ellerim, Senin kerem göğüne kalkmağa sıkılıyor. İlâhi! Ey yerin ve Arş’ın Rabbı! Görüyorsun ki, gözyaşlarım, beni zikir ve senandan alıkoyuyor. Ey Varlığın Mâliki! Dostlarına cömertliğine yakışır tarzda muamele eyle. Ey görünen ve görünmeyenin Sultanı! Bunu, Senden Melekût ayetlerin ve ceberut sırların namına diliyorum.>>
Sonra üç kere tekbir getirip secdeye varsın ve şöyle desin: <<Ey TANRI’mız! Bizi Sana yaklaştıracak şeyi bizim için indirdiğinden, kitaplarında ve sayfalarında indirdiğin bütün iyi şeyleri, bize nasip kıldığından dolayı, Sana hamdolsun. Rabbımız! Zan vehim askerlerinden bizi korumanı, Senden dileriz. Aziz allâm Sensin.>>
Sonra başını kaldırıp otursun ve şöyle desin: <<İlahi! Seçkinlerinin tanıklık ettiğine ben de tanıklık ederim. Yüce cennette oturanların, büyük Arş’ını tevaf edenlerin, itiraf ettiğini, ben de itiraf ederim. Mülk ve Melekût Senindir, Ey Alemlerin İlâhı.>>
B- ORTA NAMAZ : Namaz kılmak isteyen kimse ellerini yıkasın ve yıkarken şöyle desin: << Ey TANRI’m! Elimi öyle güçlendir ki, Kitab’ını bütün dünyanın ordularının sarsamayacağı bir sağlamlıkla tutabilsin. Onu kendinin olmayan şeylere sahip olmaktan koru. Gerçekten Sen güçlü ve tükenmez kudret sahibisin.>>
Sonra yüzünü yıkasın ve yıkarken şöyle desin: <<Rabbim! Yüzümü Yüzüne çevirdim. Onu Yüzünün nuruyla nurlandır ve Senden başkasına yöneltmekten koru.>>
Sonra Kıble’ye karşı ayakta dursun ve şöyle desin: <<Allah Kendisinden başka TANRI bulunmadığına tanıklık etti. Emir ve Yaradılış O’nundur. Zuhurun Maşrıkını Tur’un Mükellimi’ni meydana çıkaran O’dur. O’nun zuhuruyladır ki, Yüce Ufuk parladı, Sidret-ül-münteha dile geldi ve şu nida yer ile gök arasında yükseldi: Malik geldi. Mülk ve Melekût, izzet ve Ceberut İnsanların Mevlâsına ve arş ile yerin Maliki’ne mahsustur.>>
Sonra rükûa varsın (Elleri dizlere dayayıp öne doğru eğilsin) ve şöyle desin: <<Benim anmamdan ve benden başkalarının anmasından, benim nitelendirmemden, yerlerde ve göklerde olanların nitelendirmesinden arınmışsın.>>
Sonra kunut için doğrulup şöyle desin: <<Ümit parmaklarıyla merhamet ve bağış eteklerine yapışanların ümitlerini boşa çıkarma; Ey Merhametliler Merhametlisi!>>
Sonra oturup şöyle desin: <<Senin birliğine ve tekliğine ve Senden başka TANRI bulunmadığına tanıklık ederim. Sen Kendi Emrini açıkladın, ahdine vefa ettin ve fazıl kapını bütün yerlerde ve göklerde bulunanlara açtın. Dünya işleri dolayısıyla Sana yönelmekten geri kalmayan ve kendilerinde olanı Sende olanın hatırı için feda eden dostlarına salât, selâm, tekbir ve baha olsun. Sen yargılayıcı ve cömertsin.>>
NOT: Bir kimse ayakta durarak okunan uzun ayetin yerine, şu ayeti derse yeterlidir: <<Allah Kendisinden başka koruyucu ve kayyum TANRI bulunmadığına tanıklık etti.>> Ve yine bir kimse oturmuşken şu ayeti derse yeterlidir: <<Birliğine ve Tekliğine, Senin Allah olup Senden özge bir ilah bulunmadığına tanıklık ederim.>>
C- KÜÇÜK NAMAZ: <<Ey TANRI’m! Seni tanımak ve Sana tapmak için beni yaratmış olduğuna tanıklık ederim. Şu anda kendi güçsüzlüğüme ve Senin gücüne, kendi yoksulluğuma ve Senin zenginliğine tanıklık ederim. Senden başka koruyan ve var olan TANRI yoktur.>>
2 - ORUÇ
BAHAÎ dininde oruç, Akdes Kitabı gereğince tutulması farz olan şer’î bir hükümdür. 15 ile 70 yaş arasındaki her BAHAÎ kadın ve erkek buna yükümlüdür. Oruç, BAHAÎ senesinin son ayında, yani (Alâ) ayında tutulur. Ondokuz gündür. Oruç, güneşin doğuşuyla batışı arasındaki zaman içerisinde, kişilerin yemekten, içmekten ve her türlü fena hareketlerden kendini men etmesidir. Böylece BAHAÎ orucu sadece maddi olarak vücudun dinlenmesi ve çeşitli yemeklerden perhizi olmayıp, nefsin isteklerinden uzaklaşmasını gerektirir. Hz. ABDÜLBAHA bu hususta buyuruyorlar: <<Oruç bir simgedir. Anlamı, nefsanî isteklerden el çekmektir. Demek isterim ki, İnsan maddi iştihalardan nasıl perhiz ederse, nefsanî istek ve iştihalardan da öyle el çekmelidir.>>
Hastalar, gebeler, süt emziren anneler, yolcular ile zor ve ağır işlerde çalışanlar ve günah hududunun dışında olanlar (15 yaşından önce ve 70 yaşından sonra) oruç tutmaktan bağışlanmışlardır.
Yolculuk için şartlar şöyledir: Oruç olan bir kişi, iki saatlik bir yaya yolculuğuna mecbur kalırsa, orucu bozması gerekir. 9 saatlik bir yolculuktan sonra eğer kişi durakladığı yerde geçici olarak bir BAHAİ ayını geçirecekse, o kişi orada oruç tutmağa mecburdur. Bir BAHAÎ ayını geçirmeyecekse, oruç tutması zorunlu değildir. Yolculuk tam oruç ayı içerisinde nihayete ererse, gittiği yerde 3 gün oruç tutmaz ve akabinde kalan günlerde oruç tutmağa başlar. Eğer yolculuğun bittiği yer kendi daimi oturduğu yerse, şahıs ertesi gün hemen oruca başlamalıdır. Âdet zamanlarında kadınlar oruçtan bağışlanmışlardır. Bu bağışlandığı günlerde yalnız öğle üzeri 95 defa <<Güzellik ve Cemâl’e sahip olan ALLAH, her şeyden münezzehtir>> ayeti okunmalıdır.
Oruç ayından başka bir zamanda oruç tutmak doğru değildir. Ancak şahıs kaza veya başka gerekli sebepler için adak ve yemin etmişse, oruç tutmasında bir sakınca yoktur.
19 günlük (2 Mart – 20 Mart) BAHAÎ orucunun bitimindeki günün, güneş batışından ertesi günün güneş batışı arasındaki zaman Oruç Bayramı’dır. Bugün aynı zamanda BAHAÎ yılbaşıdır. Bugünle takvimin son ayı olan Alâ ayı sonra ermiş ve Baha ayının ilk günü başlamış olur. Bundan dolayı bugüne NEVRUZ bayramı adı da verilir. Bayram güneşin koç burcuna girmesiyle başlar. Bu giriş, güneş batışından bir dakika önce bile olsa, hemen oruç bozulur ve bayram tutulur. Bayram toplantısında Nevruz’a ait levih ve dualar okunur. Oruca ait Yüce Kalem’den çıkmış pek çok levih ve dualar vardır. Bunlarda oruç günlerinde sabah ve akşam okunur. Oruç ve Bayrama ait dualardan örnekler:
A - Oruç Duası:
O AZİZDİR, BOL VERİCİDİR.
Ey gücü cihanları saran esirgeyici TANRI! Bağış definelerinde gömülü ve cömertlik hazinelerinde saklı, göz görmedik incilere kavuşmak ümidiyle, Seni anmak ve Seni övmek için seherleri uykudan kalkan, emir ve isteğine uyarak gündüzleri oruç tutan bu kul ve kölelerini görüyorsun. Ey evrenin dizginini elinde, isim ve sıfat Melekût’unu avucunda tutan! Kullarını, bu günlerinde bağış bulutunun yağmurlarından mahrum buyurmamanı ve onları hoşnutluk denizinin serpintilerinden uzak tutmamanı Senden dilerim.
Ey TANRIM! Zerreler Senin güç ve saltanatına, olağandışı alâmetler Senin ululuk ve iktidarına tanıklık ediyor. Ey Âlemin İlâhı! Ey Kıdemin Malikî! Ey Ümmetlerin Sultanı! Buruklarının ipine yapışan, Senin istek göğünde hükümlerin görünce onlara baş eğen kullarına Sen acı. Ey TANRIM! Görüyorsun ki, gözleri Senin bağış ufkuna dikilmiş, gönülleri Senin lûtuf denizine yönelmiş, sesleri Senin Ebha adınla Yüce Makam’dan yükselen güzel sesine boyun eğmiştir.
Ey TANRIM! Sende olana kavuşmak ümidiyle kendilerinde olanı bir yana atan, dünyayı bırakıp Senin En Yüce Ufku’na yönelmeleri yüzünden türlü belâ ve sıkıntılarla karşılaşan dostlarına Sen yardım eyle. Ey TANRIM! Onları kötü arzu ve isteklerin saldırısından korumanı ve her iki dünyada işlerine yarayacak şeylere başarılı kılmanı Senden dilerim.
Ey TANRIM! Yaratık dünyasında yüksek sesle seslenip herkesi Sidret-ül-Münteha’ya ve öteler ötesi Makam’a çağıran, O hazinede saklı cevherlere benzeyen ismin yüzü hürmetine dilerim ki, bizim ve kulların üzerine bağış bulutunun yağmurlarını yağdırasın. Yağdır ki, Senden başkasının anmasından arınalım ve erdemlik kıyısına yaklaşalım. Ey TANRIM! Ruhlarımızı Ceberut’unda, isimlerimizi Melekût’unda, bedenlerimizi koruyuculuk kalende ve cisimlerimizi Arınmış Hazinende sürekli kalabilmesini bizim için Kalem-i Âlâ ile yaz. Senin, her olmuş ve olacak üzerinde mutlak iktidarın var. Senden özge koruyucu ve ezelî TANRI yoktur.
Ey TANRIM! Rica ellerim, Senin cömertlik göklerine kalkmış olduğunu görüyorsun. Onları bağış hazinelerinden doldurmadıkça geri göndermemeni Senden dilerim. Ey TANRIM! Bizim için, babalarımız ve analarımız için yargılama kelimesini yaz. Senin bağış okyanusundan umduğumuzu bizlere ihsan eyle. Ve sonra: Ey Sevgilimiz! Senin yolunda işlediklerimizi kabul buyur. Sen güçlüsün, yücesin, teksin, birsin, yargılayıcısın ve acıyıcısın.
B - Oruç Bayramı Duası:
BEN, KUTSALLAR KUTSALI, ULULAR ULUSU VE NURLULAR NURLUSUYUM İlahi! Bu günü, Sana yakın duran kullarına ve temiz yürekli dostlarına bayram yapıp bu İsim ile isimlendirildiğin için, Sana hamdolsun. Her şey, bu İsim ile fethedildi ve Zuhur’un güzel kokuları, yer ile gök arasında bu İsim vasıtasıyla yayıldı. Senin kutsal Sahifelerinde ve indirilen Kitaplarında yazılı şeyler, bu İsim ile gerçekleşti. Elçilerin ve Sana yakın olanların, herkesi Seni görmeğe, kavuşma denizine yönelmeğe, Senin Tahtın önüne gelmeğe, tatlı nidânı görünmeyen Matlâ’ından ve Zatının Maşrık’ından işitmeğe hazırlamak için bu İsmin müjdecisiyle müjdeledi.
Ey İlâhım ALLAH! Hamdolsun Sana ki, kanıtını açıkladın ve nimetini tamamladın. Hamdolsun Sana ki, Senin birliğini simgeleyen ve tekliğini bildiren Kimse Zuhur Tahtı’na yerleşti. Ve Sen, O’nunla, herkesi Huzuru’na çağırdın. Bazıları O’na yöneldiler, mülakâtına erdiler ve vahyinin şarabını içtiler. Dostlarını özgenden ayırıp cömertlik ufkuna yönelt. Bunu, evreni kaplayan fazlın ve bütün varlıkları yenen saltanatın namına Senden dilerim. Onları, hizmetine kalkmaları için güçlendir ki, Senin ülkende istediğin, onlardan zuhura gelsin ve Senin zafer bayrakların şehirlerinde, onlar vasıtasıyla dalgalansın. Sen gerçekten güçlü, yüce, koruyucu, bilici ve hikmetlisin.
İlahi! Sana hamdolsun ki; zindanı, ülkene taht, göklerine gök, doğularına doğu, matlâlarına matlâ, feyizlerine başlangıç ve yaratıklarının cisimlerine ruh kıldın. Seçkinlerini, Senin memnun olacağın şekilde davranmağa muvaffak eyle.
İlahi! Onları, Senin bu günlerinde her türlü uygunsuz hal ve hareketlerden arıt. Rabb’ım! Bazı diyarında, hoşuna gitmeyen şeyler bulunduğunu ve Seni sever görünen bazı kimselerin tıpkı Sana düşman kimseler gibi hareket etmekte olduklarını görüyorsun. Rabb’ım! Sana yakın yaratıklarını ve samimi dostlarını, bu kevserle temizlediğin gibi, onları da bu kevserle temizle. Diyarında, Emrine zarar verecek ve halkının yakın gelmesini önleyecek davranışlardan arıt.
Rabb’ım! Nefislerin arzusuna uymaktan onları korumanı, bütün isimler üzerine koruyucu kanatlarını geren Ulu İsmin hürmetine Senden dilerim. Koru ki, bütün İnsanlık, Kitab’ında emir buyurduğun şeylerde birleşsinler. Onları, bu dünyada, Senin ayetlerini yayan Emir elleri ve yaratıkların arasında arılık simgeleri yap. Sen istediğini yapansın. Koruyucu ve kayyum Tanrı ancak Sensin.
C - Nevruz Bayramı Duası:
O ULUDUR! ilahi! Nevruzu sevginle oruç tutup hoşlanmadığın şeylerden uzak duranlara bir bayram kıldığın için sana hamdolsun. Ey Tanrım! Sen, onları Senin sevginin ateşiyle ve orucunun hararetiyle Emrinde alevlendir. Seni anmak ve Seni övmekle meşgul et.
Ey Rabbim! Onları, oruç süsü ile süslediğin gibi; kendi fazıl ve bağışınla kabul süsüyle de süsle. Çünkü; yapılan tüm işler senin kabulüne ve Senin emrine bağlıdır. Oruç tutmamış bir kimseyi oruç tuttu sayarsan o kimse ezelden beri oruç tutmuş olur. Oruç tutmuş olan bir kimseyi, oruç tutmamış sayarsan; o kimse Emrin giysisini tozlandırmış ve bu cennet ırmağın tatlı suyundan uzak kalmış olur.
“İşinde övülmüş Sensin” Bayrağı Seninle dikildi ve “Emrine boyun eğilen Sensin” sancakları Seninle yükseldi.
ilahi! Bu makamı, kurallarına tanıt ki; her şeyin şerefi Senin Emir ve Sözünle, her işin erdemliği, Senin izin ve iradenle olduğunu bilsinler. Tanıt ki; yapılan işlerin dizgininin Senin emir ve kabul avucunda olduğunu görsünler. Bunu böyle bilsinler ve görsünler ki; bu günlerde hiçbir şey onları Senin Cemal’inden uzak tutmasın. Bu günler, Mesih’in: “Padişahlık Senindir, Ey Ruhun Mucidi” dediği günlerdir. Bu günler, Tanrı Habibi’nin : “Hamdolsun Sana Ey Sevgilim ki; Cemali’ni açıkladın. Seçkinlerin, Ulu Adı’nın zuhur ettiği yere gelmesini takdir buyurdun. Senin Ulu Adı’n kendini gösterince, Senden başkasını bırakıp Zatının Matlâı’na ve Sıfatının Mazharı’na yönelenler müstesna bütün ümmetler ızdırap ve şaşkınlıkla haykırdı ve inledi” diye seslendiği günlerdir.
Ey Rabbım! Senin, hoşnutluğunu kazanmak ümidiyle yanı başında oruç tutan Dal’ın ve Senin diğer çevreni dönenler, işte bu gün oruçlarına son verdiler. Ona, onlara ve bu günlerde hep Sana gelenlere kitabında takdir buyurduğun bütün iyilikleri Sen nasip eyle. Dünya ve Ahiret’te haklarında hayırlı olacak şeylerle Sen onları rızıklandır. Sen bilicisin, Sen hikmetlisin.
3 - HER GÜN 95 DEFA ALLH-U EBHA SÖYLENMESİ
Her BAHAÎ için, günde bir defa abdest aldıktan, yani el yüz yıkandıktan sonra kıbleye doğru oturup 95 defa ALLAH-U EBHA söylemesi şer’i bir yasadır. Namazın akabinde söylenirse tekrar abdest almağa gerek yoktur.
4 - HAC
BAHAÎ dininde yalnız erkeklerin, iki kutsal evden birini dilediği zaman bir defa ziyaret etmesi şer’i emirdir. Kadınlar bu emirden bağışlanmışlardır. Hac için ziyaret edilecek evlerden biri, Hz. BAHAULLAH’ın sürgünleri esnasında Bağdat’ta oturdukları ev; diğeri ise Hz. BAB’ın Şiraz’da ki evidir. Hacı adayı bunlardan birini tercih ederek ziyaret ederse, bu dini emri yerine getirmiş olur. Adayın oturduğu şehre yakın olanı seçmesinde bir sakınca yoktur. Aday temiz bir elbise ve saçlarını kazımadan ziyarete ait özel tören ve dualarını yaparak bu görevi yerine getirir. Ancak kişi Hacı unvanını kendisi için titr olarak kullanamaz. 5 - ÇALIŞMANIN GEREĞİ
BAHAÎ dininde her kişinin geçimini sağlaması için bir iş tutması şer’i bir emirdir. Bu yüce dinde herkesin ticaret ve sanat gibi bir işle uğraşması TANRI katında ibadet olarak kabul edilmiştir. Bundan dolayı işsizlik uğraşsızlık beğenilmiş bir hareket sayılmaz. Hz.BAHAULLAH bir levihlerinde buyuruyorlar <<Herkesi bir işle çalışır görmeği emrettik. Ne mutlu o kimselere ki kendileri çalışarak zahmet çekerler ve başkalarına yük olmazlar. Böyle kimselerin emekle elde ettikleri bir kuruş, TANRI katında emeksiz toplanan hazinelerden daha makbuldur.>> Diğer bir yerde ise <<Sizlerden her birinize sanat, ticaret ve benzeri işlerden biriyle işler olmanız gerekli ve zorunlu olmuştur. Çalışmanızı TANRI’ya ibadetin ta kendisi yaptık.>> Başka bir yerde de <<Ey Kavim! TANRI’nın iyilik ve bağışı üzerinde düşününüz; sonra gece ve gündüz O’na şükür ediniz. Zamanınızı işsizlik ve tembellikle kaybetmeyiniz. Kendinizin ve başkalarının faydalanacağı işlerde çalışınız. TANRI’nın yanında en iğrenç kimse çalışmadan oturup isteyendir>> buyuruyorlar.
Görülüyor ki BAHAİ dünya düzeninde çalışmak istemeyenlere yer yoktur. Bundan dolayı Hz.BAHAULLAH, dilenciliğin fena bir alışkanlık olduğunu ve toplum içerisinden sökülüp atılması gerektiğini söylemektedir. Miras yoluyla elde edilen servet, hiçbir kimseyi günlük işlerle ve ticaretle işler olmaktan alıkoyamaz.
6 - ZEKÂT
Zekât, Akdes kitabının <<Sizin rızkınızın ve diğer şeylerinizin pak olmasını zekât yoluyla gerekli kıldık>> ayeti gereğince vaciptir. Bu şer’i emrin ifadesindeki miktar, Zeynelmukarrebin’in levhinde belirttikleri gibi, daha önce Kur’an-ı Kerim de bildirilmiş olan miktardan ibarettir.
7 - EĞİTİM VE ÖĞRETİM
BAHAÎ dininde çocukları (kız ve erkek) eğitim ve öğretiminin zorunluluğu önemle üzerinde durulan şer’i bir emre dayanır. Bu yüce dinde çocukların eğitim ve öğretimi genelleştirilmiş ve zorunlaştırılmıştır. Bu ödev ve sorumluluk yine bir emirle anne ve babaya verilmiştir. Hz. BAHAULLAH diyorlar ki <<Akka’ya ulaştığımız ilk günlerinde, bu hususta Akdes kitabında şu ayetler İrade Semasından inmişti. Kız ve erkek çocukların eğitim ve öğrenimi her babaya farzdır. Baba bu ödevini zengin olduğu halde ihmal ederse veya gaflete düşerse Yöresel Adalet Evi, çocukların eğitim ve öğretimi için gerekli olan uyarıyı yapmalı ve gerekli masrafı babasından alarak bu ödevi üzerine almalıdır. Ödevini ihmal eden baba yoksul ise, eğitim ve öğrenim işi ve masrafı Yöresel Adalet Evi’ne düşer.>>
Bu ödevin önem ve kutsallığını bu ifade kadar hiç bir şey belirtemez <<Çocuğunu veya başka birinin çocuğunu eğittiren veya öğrettiren, Benim çocuklarımda birini eğitmiş ve okutmuş gibidir. Aydınlığım, iyiliğim ve bağışım onun üzerine olsun.>> Hz.ABDÜLBAHA’da <<Şunu biliniz ki; TANRI’nın yanında en büyük ibadet çocukların mükemmel İnsan olarak yetiştirilmesidir. Bundan daha büyük sevap düşünülemez>> diyorlar.
Kız çocuklarının eğitim ve öğretimi daha önemlidir. Çünkü bunlar ileride anne olacaklar ve evlatlarını yetiştirme sorumluluğunu omuzlarında taşıyacaklar. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<Kızların eğitim ve öğretimi, erkek çocuklarınkinden daha önemlidir. Çünkü bunlar zaman gelir anne olarak çocuk yetiştirme görevini üzerlerine alırlar. Çocukların ilk eğiticisi annleridir… Şimdi, eğitim ve öğretimden yoksun bir kız çocuğu anne olunca o da kendi çocuğunun öğreniminden yoksun kalmasına sebep olur.>> Eğitim ve öğretimin genel ve tek yöntemde olması için Hz. ABDÜLBAHA Amerika’da yaptıkları bir konuşmada diyorlar ki << Herkesin eğitilmesi gereklidir. Eğitim yasa ve yöntemlerinin birliği en önemli meselelerdendir. Böylece bütün çocuklar aynı eğitim ve öğretim yöntemlerini okullarda almış olacaklardır. Okullardaki kural ve yöntemlerin birliği, çocukların kalplerinde İnsan birliği duygusunun küçük yaşlarda yerleşmesine sebep olur.>> Çocuklara bilim ve sanatla beraber Ruhani terbiye de verilmelidir ve buna ilk yaşlarda başlanmalıdır. Faydalı fen ve sanat bilim sanat dallarına önem vermek ve yabancı dil öğrenimine önem vermek çok gerektir. Yabancı eserlerin okunması ve incelenmesi hususunda Hz. BAHAULLAH Andelip levhinde buyuruyorlar << Yabancı milletlere ait eser ve kitapların okunması bundan önce yasak edilmişti. Fakat bu Yüce Zuhurda bu yasak engeli kaldırılmıştır. Onun yerine serbestlik verilmiştir.>>
8 - TANRI HUKUKU
Her BAHAÎ’nin TANRI HUKUKU vermesi önemli şer’i bir hükümdür. Bu emre göre her BAHAİ malik olduğu para veya mal ile taşınmaz eşyalarının 19 miskal altın (bir miskal tartı, takriben 19 nohut tanesi ağırlığında ve bu da takriben 5 gr ağırlıktadır.) değerine ulaştığında bu 19 ve misli miskal altın değerinde olan servetinden TANRI hukuku vermeğe mecburdur. Yani, yıl içerisinde ki kazancından geçimi için harcanan para çıkarıldıktan sonra elde kalan miktar eğer 19 miskal altın değerini geçiyorsa buna ait TANRI hukukunu vermesi gerekir.
Bir defa TANRI hukuku verilmiş olan servetin çoğalması halinde, yalnız çoğalan miktarın TANRI hukuku verilir. Bir defa TANRI hukuku verilmiş olan servetin, zarar neticesinde azalması halinde, ilerideki seneler bu zarar onarılırsa evvelce TANRI hukuku verilen miktara varıncaya kadar, bu çoğalmadan yeniden TANRI hukuku verilmez. Ancak onun üzerinde bir çoğalma olursa, çoğalan miktarın TANRI hukukunun verilmesi gerektir. Kişinin geçim gereksinmesini sağlayan at, inek ve tarım eşyalarından ve yalnız oturulan evden ve gerekli olan ev eşyalarından, geçimini sağlayan dükkân ile ona ait eşyalardan TANRI hukuku alınması af edilmiştir.
TANRI hukuku, her 19 miskal altın servetten %19 yani takriben kazancın beşte biri kadar olarak verilir. TANRI hukuku Adalet Evi’ne verilir. Hiçbir zaman toplumdan istenmez ve verilmesi için hiç kimse zorlanmaz.
Her BAHAİ bu şer’i emrin yerine getirilmesiyle servetine, göksel bir bereketin katılacağını kabul eder. Akdes Kitabında şöyle buyuruyorlar <<100 miskal altına sahip olan kimse, malının 19 miskalini, yer ve göğün yaratıcısı olan TANRI’ya vermelidir. Ey kavim, sakın kendinizi bu büyük fazıldan yoksun bırakmayınız. Sizlerden, göklerde ve yerlerde olan bütün şeylerden gönlümüz tok olduğu halde, bunu sizlere emir ettik. Bu emirde birçok hikmetler ve iyilikler vardır ki Âlim ve her şeyden haberdar olan TANRI bilgisinden başka, kimsenin ilmi onu bilemez. Şöyle, bununla mallarınızın pak ve temiz olmasını ve TANRI’nın istediği kimseden başkasının idrak edemeyeceği yücelere yaklaşmanızı istediğimiz için bunu emrettik.>>
9 - MİRAS VE VASİYETNAME
BAHAÎ dininde her şahsın hayatta iken vasiyetname yazması şer’i bir emirdir. Şahıs, bedeni ve akli yetenekleri sağlam ise, ölümünden sonra sahip olduğu para ve mallarını istediği şekilde kullanmakta ve istediği kimseye vermekte serbest ve özgürdür. Bıraktığı vasiyetname harfiyen yerine getirilir. Eğer şahıs hayatta iken vasiyetname bırakmamış ise bıraktığı serveti Akdes Kitabında belirtilen şekilde mirasçılara bölünür. Mirastan yararlanacak kimseler ve hisse dereceleri Akdes Kitabında şöyle belirtilmiştir.
Çocuklar60 x 9 = 540 Karı-koca60 x 8 = 480 Baba60 x 7 = 420 Anne60 x 6 = 360 Erkek kardeş60 x 5 = 300 Kız kardeş60 x 4 = 240 Öğretmen60 x 3 = 180 ---------------------- 60 x 42 = 2520
Buna göre miras 2520 parçaya ayrılacak ve bunlarda yukarıdaki sıraya göre mirasçılar arasında dağıtılacaktır. Mirasçılarının bazısının bulunmaması halinde ve bölme hususundaki ayrıntılar Akdes Kitabında genişçe belirtilmiştir. Buna göre vefat edenin bıraktığı mirastan evvela tekfin ve teçhiz masrafı, varsa şahsi borçları ve sonra TANRI hukuku borçları çıkarıldıktan sonra kalan miras, yukarıda belirtilen sıra ve usul üzerine mirasçılar arasında bölünür. Yalnız ailenin devamı bakımından vefat edenin oturduğu ev ile ev eşyaları bu bölünmenin dışında bırakılarak büyük erkek evlada verilir. Mirasçıların hiç olmaması halinde vefat edenin bütün malik olduğu; Adalet Evi’ne kalır.
10 - TANRI EMRİNİN DUYURULMASI
Hz. BAHAULLAH, TANRI emrini açıklamak ve onun öğretilerini yaymak için herkesi görevlendirmiştir. Akdes Kitabının açık emrine göre bu ödevi yerine getirmek, bütün BAHAÎ’ler için gereklidir. Duyuru; bir BAHAİ için günlük hayatının dışında değil, onun tam bir parçası olarak düşünülmelidir. Günlük temas ve dostluklarda bu öğretileri duyurmakla, etrafındakilerin kalplerini değiştiren ilahi kudreti görmek mümkün olur. Hz. BAHAULLAH, Dal suresinde buyuruyorlar << TANRI, kendi emrinin yayılmasını her bir kimseye gücü yettiği nisbette farz kılmıştır… Her kimse bu emirde bir kimseyi diriltecek olur ise, bütün İnsanları diriltmiş gibi olur. TANRI, böyle güzel bir iş yapan kimseyi, kıyamet gününde birlik cennetine, Kendi koruyucu ve aziz nefsinin süsü ile süslenmiş olarak gönderecek ve diriltecektir>>. Yine aynı surede diyorlar <<Bir susamışa rastlarsanız, ona Kevser ve tesnim (Cennetteki ırmaklardan biri) suyundan içiriniz. Dinleyici bir kulak sahibi bulursanız, ona güçlü, aziz ve acıyıcı TANRI’nın ayetlerini okuyunuz; ağzınızı güzel sözlerle açınız ve sonra TANRI şehrine yönelme isteği gönderdiği takdirde emirden söz açınız ve onu kendi haline bırakınız. Anlam incilerini anadan doğma körlerin önüne saçmayınız. Çünkü kör, ışığı görmekten yoksun olup bir taş parçasını temiz ve kıymetli bir inciden ayırt edecek durumda değildir.>> Andelip levhinde ise <<Söyle, şunu iyice bil ki, TANRI İnsanlar arasında kendi emrinin duyurusu ve uyulması gerekli olan kelimesinin yükseltilmesini herkese emir buyurmuştur. Bu sağlam emre herkes itaatle yükümlüdür. TANRI’nın buyruklarını yerine getirirlerse ne âlâ; aksi takdirde buyruklar, buyurana döner ve gaflet gösteren büyük bir ziyana uğrar>> diyorlar.
Her BAHAİ kendi yaşayış tarzıyla başkalarının kurtuluşuna sebeb olmalıdır. BAHAİ hayatı başlı başına TANRI Emrinin duyurulması için bir vasıtadır. Hz. BAHAULLAH buyuruyor <<TANRI’nın emrini iyi hareket ve güzel fiillerinizle duyurunuz.>> Diğer bir yerde <<Ehli BAHA; TANRI’ya hikmet dairesinde hizmet etmeli, Emri kendi yaşayışlarının tarzıyla başkalarına bildirmelidir.>> diyorlar. Hz.ABDÜLBAHA ise << Dostlar güneş gibi ısıtan bir gönül, misk gibi kokan bir nefes, söz cevherleri saçan bir dil ile gerçek TANRI’nın adını yer yüzü toplulukları arasında yaymalı; açık bir beyan parıldayan bir alın, yüksek bir hikmet, Tanrısal bir güç, Tanrısal bir teyit, Rahmani bir nitelik ve içten gelen bir arzu ile İnsanlar arasına karışmalı, öyle ki her biri ufukta parlayan bir nur, evrende güzel bir yıldız, TANRI bahçesinde meyveli bir ağaç, TANRI gülistanında kokulu bir gül, yaradılış kitabında açık bir ayet, evrim kitabı sahifesinde toplayıcı birer kelime olalar>> diyorlar. Adalet Evi’nin bir yazısında ise <<BAHAULLAH’ın mesajını Ruhani susuzluk içinde kavrulan şaşkın milletlere süratle ulaştırmak aşamasından daha önemli bugün için başka görev yoktur>> denmektedir. TANRI öğretilerinin duyurulmasında yardımcı, bizim için bizzat TANRI’dır. Akdes Kitabı’nda buyuruyorlar, << Benim emrimin zaferine kalkanlara Mele-i Âlâ askerleri ve TANRI’ya yakın duran Meleklerin bir bölüğü ile yardım edeceğim.>>
O halde BAHAİ’ler, İnsanları TANRI’nın melekûtuna zorla sevk etmeğe değil, yaşayışları sayesinde onları cezbetmeğe çalışmalıdırlar. BAHAİ’ler sürünün arkasında giderek elindeki sopa ile koyunları sürükleyen bir çoban değil, sürünün önünde yürüyüp kavalının tatlı sesiyle koyunları kendisine çeken bir çoban gibi olmalıdırlar.
11 - MEŞRİK-ÜL EZKÂR
Bunlar BAHAİ mabetleri olup Akdes Kitabının şer’i emri gereğince her şehirde çok güzel olarak inşa edilmesi ve içerisinde tam bağlılıkla TANRI zikri yapılması emredilen binalardır. Burada cisme ve maddeye ait konular hiç konuşulmaz. Yalnız ayetler, levihler ve dualar okunur. TANRI’dan yardım ve bağışı istenir. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Bu binalar TANRI te’yidi için mıknatıs gibidir. Bu binalar TANRI şeriatının kuvvetli temelleridir. Bu binalar TANRI emrinin yayılması için birer sebeptir. Bu binalarda yapılan dualar, iyi kalpli kimseleri ferahlandırır. Bu binalardaki kutsal kokular, İnsanlara ruh bağışlar. Bu binalardaki lambalar, sabah güneşi gibi bütün evreni aydınlatır. Bu binalardaki ezgiler Mele-i Âlâ’da oturanların ruhlarını ferahlandırır, okunan ayetler onlara sevinç bağışlar…>> BAHAİ Meşrik-ül Ezkâr’ları bütün ziyaretçilere daima açıktır. Bu binaların etrafında okullar, bakımevleri, öksüz yurtları ve toplumun yararına açık olacak hayır kurumları, hastaneler ve bahçeler toplanacaktır. Hz.ABDÜLBAHA, Amerika Meşrik-ül Ezkâr’ı için yazdıkları bir mektupta <<Kolej, hastane, konukevi, düşkünler yurdu, fakülteler ve sair hayır kurumları yapılıp tamamlanınca kapıları bütün milletlere ve dinlere açılacaktır. Arada hiçbir ayrılık ve gayrılık gözetilmemelidir. Evet; renk, ırk farkı gözetilmeden bu kurumların kapıları herkesin faydalanmasına açılacaktır. Hiçbir kimseye bağnazlık gösterilmeyecek ve herkese karşı sevgi gösterilecektir. Bu suretle din ve ilim birbiriyle uyuşma içerisinde olacak>>diyorlar. Her şehirde bir taneden fazla Meşrik-ül Ezkâr yapılması mümkündür.
Bugün dünya üzerinde tamamlanmış olan ANA MABET Meşrik-ül Ezkâr (Aşkabad mabedi, Wilmette mabedi, Kampala mabedi, Sydney mabedi, Frankfurt mabedi, Panama mabedi) Samoa ve Hindistan’da halen yapılmakta olan birer BAHAİ mabedi vardır.
12 – TEMIZLIK
BAHAİ dininde vucut ve ruh temizliğine pek fazla önem verilmektedir. Temizlik hakkında bir çok Şer'I hükümler ve kutsal sözler vardır. Temizlik için Akdes Kitabında Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar «Halkın arasında temizlik ve güzellik unsuru olunuz... Sizleri yer yüzünde Cennetin mazharları olarak görmek istiyoruz. Sizlerden Yakın Ehlinin kalplerini ferahlandıracak hoş kokular yayılsın... Temizliğe yakın olanı alınız. TANRI, sizleri erişilmez ve yüce Melekutunda Cennet Ehlinin yolunda görmek istiyor. Her türlü hallerde temizliğe sarılınız ki, sizlerin ve Cennet Ehlinin gözleri, pisliğe sebeb olacaklara düşmesin. Bunlardan habersiz olanların hareketleri beğenilmiş değildir... Her kimin elbisesinde bir kir görünürse, onun duasi Mele-i Ala'ya yükselmez.>> Temizlik hakkında bazı Şer'i emirleri şöyle sıralayabiliriz :
1— Haftada en az bir gün banyo (yıkanmak) yapmak gereklidir. Banyo için kullanılacak su, hiç kullanılmamış olmalıdır. 2— Yazın her gün, kışın en az üç günde bir defa ayakları yıkamak şarttır. 3— Tırnaklar haftada bir defa kesilmelidir. 4— Temizlik için kullanılan suyun temiz olmasına dikkat edilmelidir. 5— Kirli su ile yıkanmak, hamamların durgun ve akmıyan genel ve kirli olan su havuzlarına girmek doğru değildir. 6— Herkes, giyinişinin tertip ve tarzında, saç ve sakalının kesiminde serbest ve özgürdür. Fakat bunları yaparken baskalarını taklitten çekinmeli ve kendisini gülünç duruma düşürmeyen ve kendisine yakişanları seçmelidir. Giyiniş tarzı temizliğin, intizamın ve iffetin bir görüntüsü olmalıdır. ipek elbiseler giymek haram degildir. 7— Saçları ustura ile tıraş etmek haramdır. 8— Kaşık ve çatal ile yemek şarttır. Gümüş ve altın kaplar kullanmak serbesttir, haram değildir. 9— Sandalya da oturmak ve masada yemek yemek makbuldur. 10— Gül suyu, kolonya ve esans kullanılması öğütlenmiş ve beğenilmiştir. 11— Parasal imkan el verirse 19 senede bir defa bütün ev esyalarının yenilenmesi gereklidir.
13 - EVLENME ve NİKAH
BAHAİ dininde evlenme makbuldur ve daima teşvik edilmiştir. Akdes Kitabında Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar «Ey Kavim! Evleniniz ki sizlerden kullarım arasında Beni anacaklar meydana gelsin. Bu sizlere nefsinize yardımcı olarak alacağınız bir emirdir.>> Bununla beraber evlenmek şer'i bir emir değildir.
BAHAİ evlenmesinde, adayların birbirini istemeleri ve tarafların anne ve babalarının rızası şarttır. Bu şekildeki bir evlenme sağlam temellere oturtulmuş olur. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<BAHAİ nikahı iki rafın rızası ve onayıyla yapılmalıdır. iki taraf önceden birbirinin ahlakını ve durumunu iyice tetkik etmelidir. Evlenme kararının neticesi sonsuz ve sürekli olmalıdır.Sonsuz sevgi ve dayanışma, sonsuz birlik ve hayat arkadaşlığı niyetiyle evlenilmelidir.» Diğer bir yerde de buyuruyorlar <<BAHAİ evlenmesi demek, adayların cismen ve ruhen birleşmesi demektir. Bu taktirde TANRI' nın bütün alemlerinde birleşmeleri sonsuz olur. Ruhani hayatlarının düzenlenmesinde de birbirine yardımcı olurlar.>> BAHAİ'likte evlenme hüküm ve şartlarını şöylece sıralıyabiliriz.
1- Erginlikten, yani 15 yaşından önce evlenme her iki cins için caiz değildir. Bu kat'i bir emirdir. 2- BAHAİ olmayanlarla, yani diğer dinde olanlarla evlenmek uygundur. Fakat BAHAİ'ler başka inançta olan adaydan kendi inancını saklamaması ve ona inancını açıklaması ve onun inancına ait nikahın yanında BAHAİ nikahını yaptırması gereğini bilmelidirler.
3- Farklı milletler ve ırklar arasında evlenmenin hiç bir sakıncası yoktur. Böylece ailede İnsan Birliği ilkesinin gerçekleşmesi için ilk adım atılmış olur.
4- Evlenen adayların anne ve babalarının tarn rızası şarttır. 0 halde adaylardan başka dört kişinin daha rızası alınmış olmaktadır. Taraflardan birinin BAHAİ olmaması halinde bile rıza şarttır. Bu hüküm bakire ve dul için aynen icra edilir. Anne ve babaların rızasının yazılı olması şart değildir. Yüce Adalet Evinin Türkiye BAHAileri Mahfiline 9 Eylül 1979 tarihinde gönderdikleri ve Mahfilce Ahbaplara duyurulan mektuplarına göre <<Bellidir ki BAHAİ nikahının ebeveynlerin müsadesi olmadan kıyılması imkansızdır. Ancak bu müsaade ve muvafakatın yazılı olması mecburi değildir ve yine bu müsaade BAHAİ nikahı şartı ile olmasını gerektirmez. Mahalli Ruhani Mahfillerce, her ne şekilde olursa olsun, ebeveyinlerin kendi evlatlarının evlenmesine rıza gösterdikleri ve bu evliliği uygun buldukları hususunda kesin kanaat hasıl olmalıdır. işte bu şekilde BAHAİ nikahı kılınabilir.
5- Nişan ve nikah arası 95 günden fazla olamaz. Adayların hazırlıklarını bu 95 günde bitirmeleri gereklidir. Bununla beraber ortadan kaldırılamayan engelleyici sebebler olursa Mahfilin kararını almak gerektir.
6- Nikah ile gerdek aynı günde olmalıdır.
7- BAHAİ evlenmesinde, erkek aday şehirlerde 19 miskal ve onun beş misli arasında Altın; köylerde oturanlar ise 19 ve onun beş misli arasında gümüş tutarında bir MiHiR vermesi gereklidir. 19 miskal ilk haddir. Bunun misilleri aradaki anlaşmaya ve erkek adayın parasal durumuna göre tayin edilir. Bununla beraber 19 miskal ve bu da gümüş olarak verilen mihir daha uygun görülür ve bu yeğlenir. Mihir erkek aday tarafından nikah esnasında eşine verilir.
8- Nikah için Mahfil veya Mahfilce görevlendirilmiş yetkili kimseler, evlenecek adayların ve anne ile babalarının rızalarını aldıktan sonra aşağıdaki BAHAİ Hutbesi (öğüt) ve duası okunur. BAHAİ nikah hutbesi : TANRI'NIN BAĞIŞLAYICI VE BOL VERİCİ ADIYLA Zeval bulmayan ve ezelden ebede dek değişmeyecek olan Tanrı'ya hamdolsun ki, kendisi kendi Zatının varlığına tanıklık etti. Tek, bir, zengin ve yüce olan O'dur. O'ndan başka Tanrı bulunmadığına tanıklık ederiz. 0, daima kendi yüce ve erişilmez Makam'ında, başkalarının anmasından kutsal ve vasıflandırmasından arınmış ve müstağnidir. «Tanrı, Dünya düzeninin kurulmasını, kendi cömertlik ve bağışını ümmetlere göstermek istediğinden şeriatler kurdu ve yollar gösterdi. İnsanların refah ve kurtuluş kalesine girmeleri için, nikah kanununu indirdi.» Kutsal Melekut'tan inen bu emirler, Akdes Kitabı'nda, Tanrı tarafindan bize böyle buyurulmuştur : «Ey İnsanlar! Evleniniz ki; sizlerden kullarım arasında Beni anacak olanlar meydana gelsin.Bu Benim sizlere emrimdir. Bu emri, kendinize yardımcı yapınız.>> Bu Yüce Emrin yayılmasına engel olanlara rağmen, Tanrı Dini'nin yükselmesine gayret gösteren ve Beyan Kitabı'na inanan Baha Ehli'ne bizden selam ve salat olsun. Alemlerin Rabbi'na hamdolsun.
BAHAİ nikah duasi :
O'DUR TANRI Ey Eşsiz Tanrı! İnsan soyunun varlık aleminde birbirlerine zincirleme olarak devam etmesi ve dünya var oldukça Birliğinin huzurunda, Sana kulluk etmeye,Sana tapmaya Seni övmeye meşgul olmaları için, yüce hikmetinle iki eş arasında birleşmeyi mukadder buyurdun. «Biz cinleri ve insanları bize mutlaka tapmaları için yarattık.» 0 halde, Senin sevgi yuvanın, bu iki kuşunun birleşme nikahlarını, Senin Tanrı'lık Melekut'unda kıy ve bu birleşmeyi, ebedi feyzinin husulüne vesile buyur ki, bu iki sevgi denizinin birleşmesinden bağlılık ve muhabbet dalgaları meydana gelsin ve kutsal asil soyunun incileri varlık kıyısına dökülsün. <<ikisinin arasında geçemedikleri engel olmasına rağmen; Tanrı, iki denizi birbirleriyle birleşmek ve akmak üzere serbest biraktı ki, o iki denizden, inci ve mercanlar çıksın. Tanrı'nın hangi nimetlerini yalan sayabilirsiniz?» Ey Sefkatli Allah! Bu birleşmeyi kutlu kıl. Inci ve mercanların doğmasına neden ol. Sen güçlüsün, azizsin, bağışlayıcısın, rahmansın ve acıyansın. Abdiilbaha Abbas
Bundan sonra erkek aday «Ben TANRI'nin iradesine razıyım» ayetini ve kız aday da «Bende TANRI'nin iradesine razıyım>> ayetini okurlar ve erkek aday, eşine mihrini verir. Sonra görevliler her iki tarafa ve tanıklara nikah belgesini imza ettirerek törene nihayet verirler.
BAHAİ NİKAH BELGESİ ÖRNEĞİ : (Türkiye Bahaileri Ruhani Mahfiline aittir.)
YABAHA-UL EBHA
TANRI Kitab-ı Akdes’te buyurmuştur <<Ey Kavim! Evleniniz ki sizlerden beni kullarım arasında anacak olanlar türesin. Bu benim size emrimdir. Onu kendinize yardımcı ediniz.>> Anne ve babalarının ızın ve rızası ile evlenmeğe karar vermiş olduklarından bahisle BAHAİ dininin emrine göre nikahlarının yapılmasını .......................... Bahaileri Ruhani Mahfilinden istiyen TC vatandaşı ................. kızı bayan ................ ile TC vatandaşı ................ oğlu bay ....................... nın durumları ......./......../....... tarihinde ................. günü saat ............. da Rhani Mahfilimiz tarafından incelenerek tarafların imzası ve anne ile babalarının rızası tesbit edilerek evlenmeğe engel halleri görülmedi. 19 X ........ miskal gümüş/altın karşılığı olan ..........TL. erkek aday tarafından eşine teslim edilmiş olduğundan tarafların ve tanıkların karşısında, adı geçen bayan ........ ile bay ......... nın nikahları Medeni nikahtan sonra BAHAİ dinine göre de yapılmıştır. Bu belge hazırlanarak eşlere verildi. Bu nikahın kendileri için kutlu olmasını TANRI’dan dileriz.
Bayan ............. Bay .................... Annesi............. Annesi................ Babası............. Babası................ Tanık............... Tanık ................. Tanık ................. Ruhani Mahfil BaşkanıRuhani Mahfil Sekreteri
Cüzdan no : Tarih : Evlendirme dairesi ve defter sicil no :
9— Akdes Kitabında her ne kadar iki eş almağa izin verilmişse de bu izin bir çok sıkı şartlara bağlıdır. HZ.ABDÜLBAHA ve Hz.Veliyyi Emrullah bu sıkı ve ağır şartların yerine getirilmesinin zorluğu karşısında iki kadın alınmasını uygun görmemişlerdir. Bundan dolayı BAHAİ'ler daima bir eşle yetinmişlerdir. 10— Bazı dinlerde görülen geçici evlenmeler tamamen haramdır.
11— Akraba dışından ve bilhassa uzak ailelerden eşlerin seçilmesi daha uygundur. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «TANRI hikmeti öyle gösteriyor ki evlenen aileler ne kadar birbirine uzak olurlarsa birleşmeden meydana gelecek soy, daha sağlıklı ve daha güzel olmaktadır. Bu husus tıbça belli ve doğrudur. Bundan dolayı ne kadar uzak bir eşle birleşilirse o kadar iyi olur.»
12— BAHAİ dininde boşanma vardır. Fakat evlenme şartları çok sağlam olduğundan az görülür. Hoş karşılanmaz. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «Dostlar boşanmadan sakınmalıdırlar. iki taraf arasında nefreti gerektiren bir uyuşmazlık olmadıkça boşanmamalıdırlar... TANRI şeriatı birleşme ve anlaşma ile sevgi içindir. Bilhassa eşler arasında hiç bir zaman bozuşmağa sebeb değildir... Bosanmağa sebeb olan taraf hayatta büyük zorluklara düşer, felaketlere uğrar ve pişmanlık acıları duyar.» Bununla beraber hayatlarının beraberce devamı için gerekli anlaşma ve bağlılık göremiyen kadın ve erkeğin boşanmaları mümkündür.Her iki taraf Mahfil kararıyla bu istekte bulunabilirler. 0 zaman anlaşma teminine imkan görmiyen Ruhani Mahfil ayrılmalarına karar verebilir. Mahfilce her iki taraf için bir senelik bekleme zamanı verilir. Bu zaman içerisinde eşin bakımı kocanın üzerine bırakılır; yani erkek Mahfilin tayin edeceği nafakayı eşe verir. Bekleme zamanının bitiminde iki taraf anlaşma ve uyuşmamakta direnirlerse, yani aralarında bir sevgi ve bağlilik meydana gelmezse ve ilk kararlarından geri dönmezlerse Mahfil bunları Medeni Kanun çerçivesi içerisinde ayırır ve taraflar bir yeni evlilik için serbest olurlar.
13— Eşlerden birinin ölümü halinde serbest kalan taraf yeniden bir evlenme yapabilir. Bu hususta Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «ölümden sonra diğer tarafın yeniden evlenmesi TANRI şeriatına uygundur. Bununla beraber ilk evlenmeden çocuklar ve torunlar varsa ikinci evlenmeden vazgeçmesi kendi rahatlığı ve dirliği için daha iyi olur.»
14 - VE FA T BAHAİ dininde ölüm ilahi bir kanun ve <<TANRI’ya ulaşmak için bir sebebtir. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Hamd olsun o TANRI'ya ki, ölümü kendiyle buluşma için bir kapı, kavuşma için bir sebeb ve kullarının hayatı için bir vasıta yapmıştır.» Akdes Kitabında ölünün kefenlenmesi, gömülmesi ve taşınması hakkında bir çok şer'i emirler vardir. Bazilan şunlardır : 1— Ceset su ile yıkandıktan sonra beş parçadan ibaret pamuklu veya ipekli bir kefene sarılır. 2— Cesedin parmağına «TANRI tarafından yaratıldım, Ondan başka herşeyden kesilerek, O'nun Rahman adına sarılmış bir halde O'na dönüyorum» ayeti kazılmiş bir yüzük takılır. çocuklara bu yüzüğün takılmasına gerek yoktur. 3— Ceset mezara konmadan önce şu dua okunur. ÖLÜ NAMAZ DUASI : NOT : Ölü kadin ise bu duadaki «kul» sözcüğü yerine «cariye» ve «oğul» sözcüğü yerine «kız» denilmesi gerekir :
ilahi! Bu Senin «kulun»dur. Sana ve Ayetlerine inanıp özgeni bırakan kulunun «oğlu»dur. Sen merhametliler merhametlisisin. Ey günahları yargılayan ve ayıpları örten! ona cömertlik göğüne ve inayet denizine yaraşanı yap. Onu yer ve gök var olmazdan önce Var olan büyük rahmetine kavuştur. Senden başka yarlıgayıcı ve kerem sahibi Tanrı yoktur. 4— Bu duayı okuyacak bir kimse yoksa, Yüce TANRI bu hükmün yerine getirilmesini bağışlamıştır. 5— Duadan sonra cenaze namazı kılınır. Bunun için Akdes Kitabının hükmüne göre 6 defa tekbir getirilip BAHAİ tekbiri <<ALAH-U EBHA» (TANRI; Güzeller, güzeli veya Nurlular, nurlusu) dır. Sonra sıra ile ve her biri 19 defa söylenmek üzere aşağıdaki ayetler okunur: Biz hepimiz TANRI'ya ibadet edenleriz. Biz hepimiz TANRI'ya secde edenleriz. Biz hepimiz TANRI'ya dua edenleriz. Biz hepimiz TANRI'yı ananlardanız. Biz hepimiz TANRI'ya şükredenleriz. Biz hepimiz TANRI için sabredenleriz. Yine bu ayetleri okuyacak kimse yoksa yalnız Tekbir ile yetinilir. Bu işler bittikten sonra tabut mezara konur ve üzeri toprakla örtülür. 6— Bu cenaze namazı toplu olarak kılınır ve yalnız büyükler, yani 15 yaşını bitirenler içindir.
7— Ceset; tahta, mermer veya camdan yapılmış bir tabut içerisine konularak gömülür. 8— Ceset, şehirden ancak bir saat uzaklıkta ki bir mezarlığa gömülebilir. Cenazelerin bir saattan uzak bir mezarlığa götürülüp gömülmesi haramdır. Bu hüküm kara ve deniz taşıtları için aynen geçerlidir. Maksat cenazenin bir saatten daha uzağa taşınmamasıdır. Fakat defin ne kadar erken olursa o kadar beğenilir ve iyi sayılır. Cesedin bir yerden cıkarılarak başka mezara taşınması yine bir hüküm uyarınca yapılabilir.
9— Cenazenin BAHAİ mezarlığında (Gülüstan-i Cavit) gömülmesi gereklidir. BAHAİ toplumuna ait mezarlıkların teminine kadar ise, diğer mezarlıklarda ve belirli bir köşesinde gömülür.
10— Cesedin ayağı Ravza-i Mübareke'ye çevrilmiş bir şekilde mezara konur.
11— Vefat eden için yapılacak anma toplantılarında fazla hüzün ve bitkinlik gösterme ile manasız neş'e ve sevinç doğru değildir. Anma toplantılarında ayetler ve dualar okunur. Rahmetliye ait anılar ve emri çalışmaları soylenir. Dua için Kelimat-ı Aliyat'tan ve diğer dualardan uygun parçalar seçilir.
12— Anma toplantılarının yedinci ve kırkıncı günlerde yapılması gerekli değildir. Bu toplantılar ölümünden sonra her hangi bir günde yapılabilir.
13— Kelimat-ı Aliyat (Hurufat-ı Aliyat) tan bazı parçalar : Kelimat-ı Aliyat (Hurufat-ı Aliyat):
1— Pak ve Mukaddessin ey Rabbim! Kalem nasıl kımıldasın ve mürekkep nasıl aksın ki; merhamet yelleri kesildi, şefkat ışıkları söndü, zillet ve horluk güneşleri doğdu. Bela kılıçları kınından çıktı, hüzün seması yükseldi, kudret bulutlarından fitne ve intikam okları ve mızrakları yağdı. öyle ki gönüllerde neş'e kalmadı, kalplerden sevinç silindi, ümit kapıları kapandı, vefa bahçesinden saba yelinin inayeti durdu, acı fanilik rüzgarları bakilik ağacına esti.
Kalem inliyor, mürekkep haykırıyor ve çığlık koparıyor; Levih bu vaveyladan baygın; aklın özü bu acıdan bitkin; Gayb bülbülü öteden yanık yanık ötüyor. Bozulmaz yazının bu tecellisine eyvahlar olsun. Rabbim! Bu senin gözlerden gizli merhametlerindendir.
2— Mevlam, Muktedam, Sevgilim, Izzet ve Azametine yemin olsun ki, Senden gelene sızlanmıyorum. Aşıkların başları Senin sağlam kemendini arıyor, Yüzünü görmek iştiyakıyla yananların boyunları keskin kılıç bekliyor, hasret ve incizap içerisinde kıvranan göğüsler zehirli okları gözlüyor. Aşıklar yanında; öldürücü zehir, yaşatıcı şaraptan daha iyi ve mühlik yara, güzel şerbetten daha temiz. Sevgin yolunda can vermiyen yok olsun. Seninle buluşmak uğrunda serden geçmiyen hiç olsun. Senin zikrinle canlanmayan yürek ölsün. Senin yakınlığını candan aramayan ve aşk çölünün zorluklarına katlanmayan vücut uzak olsun. Ey Efendim! Yakınlık ve vuslat mertebelerinden gafil bulunmamdan ileri gelen bu sözleri Senin mukaddes huzurunda ağza aldığımdan dolayı tövbe ve istiğfar ederim. çünkü Sana eren özgenle uğraşmaz, Seni bırakan özgenle uğraşır. Vay o kimseye ki Senden kesilip başkasına bağlanır, benlik çöllerinde dolaşa, dolaşa helak olur ve ebedi hayat ve sonsuz dirilikten mahrum kalır.
Rabbim! Izzet ve Celaline yemin olsun, görüyorum ki gerek dostların ve gerek vuslat Kabesinin mahremleri, Cemalin şarabıyla sarhoş olanlar zuhura gelen yeni yeni kazalarını ve Senden gelen her belayı, kahır ve gazap seklindede tecelli etse, hoş gönüllü ve sevinçle karşılıyorlar. çünkü onlarca bu kahır lutufların padişahı, bu gazap şefkatların sultanı, bu zehir canların dirilticisidir. Izzet ceberutu bu zilleti tavaf eder; Zenginlik melekutu bu fakirliği özler.
Ey Efendim! Bu kuş, zulmani cesetten maani lahutuna döndü, Ruhani gıdalarla rızklandı, Samedani nimetlerle mün'am oldu. Sana döndü, Sana geldi. Mukaddes çadırlara yükseldi. Rahmet civarında dinlendi. iftihar kürsüsüne oturdu. Ruhun yüce havalarında uçtu. Vuslat badelerinden ve ilahi lika şaraplarından içti. Bu mertebeleri Kendi derin hikmetlerin icabi olarak kudret perdeleri arkasında nazarlardan gizlediğin için ayrılık hükmü insanlara ağır geldi. Ruhlar inliyor,akıllar feryat ediyor. Bu yeni musibet ve bela o mukadder belalar ve o eceli gizli musibetler cümlesindendir. Bu yeni bela ve musibet yüzünden yürekler kan ağladı. Ciğerler kavruldu. Yer yüzü sakinleri ıstırapla kıvrandı. Kanlı yaş dökmeyen bir göz ve elem kasesini tatmayan bir kalp kalmadı. Yücelerdeki baş açık, figan etti. Razılar gam ve kederle inledi. Gönüller yasla doldu. Işıklar karardı. Ruhlar yurtlarını bıraktı. Sevinç görünen yerlerde sevinç görünmez oldu. Bozulmaz yazının bu tecellisine eyvahlar olsun. Rabbim! Bu senin zuhurunda değişmez kazalarındandır. 3— Rabbim; Merhamet mumunu yaktın, hidayet çıralarını, inayet ve mekremet çıralıklarında yandırdın, ilim ve hikmet yağınla besledin. Nihayet izzet odalarında onun vasıtasıyla bir çok hidayet çıraları parladı, azamet ve hükümet misbahlarında birliğinin ışıkları göründü, rahmetin gölgesinde korunsun diye onu söndürücü sert rüzgarlardan korudun. Sonra onu eskimez hil'atlarınla donattın, onu sıfatlar melekutunden isimlerinden bir isim ile göründürdün..
Vakta ki onun yaradılışı bitti ve huyu güzelleşti, ölümün muhalif rüzgarları onun üzerine esti; beka kapıları onun yüzüne kapandı. şöyle ki onun ışığı söndü, şişesi kırıldı, yeri boş kaldı, nuru fani oldu. Bozulmaz yazının tecellisine eyvahlar olsun. Rabbim! Bu senin mubrim emrindendir.
4— Rabbim! Kutlu bir toprağa güzel bir fidan diktin. Onu şefkat elleriyle büyüttün. Her gücü yenen gücünle onu yakınında korudun. Büyüdü, yükseldi, dallandı, yemiş verdi, kökü irfan toprağına gömüldü; tepesi ilim ve hikmet göğüne değdi; yaprakları inayetine mesken, dalları nuruna vatan oldu. iştiyak ve incizap kuşları budaklarında barınak buldu. Bütün mukaddes ve mukarreplerin ruhları onun dallarında öten aşk bülbüllerinin ilahi nağmeleri ve yanık ezgileriyle kendilerinden geçip varlık çerçivesinden kurtuldular.
Müddeti bitince, bilmem ne oldu? Birden bire onun üzerine kahır yıldırımları yağdı; dalları kırıldı,yaprakları sarardı, meyvaları dağıldı, yuvaları bozuldu, kuşları kaçıp toprağa düştü. Sanki hiç yaradılmamış, varlık alanında görünmemiş, yemiş vermemiş gibi oldu. Bozulmaz yazinın tecellisine eyvahlar olsun. Rabbim; Bu Senin saltanatının tezahürlerindendir.
14— Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «ölülerin gömülmesi ve aslına yani toprağa dönüşmeğe bırakılması en uygundur. Yakılması veya diğer bir şekilde bırakılması hükümleri Yüce Adalet Evi'nin kararına bağlıdır.
15 - KUTSAL AYETLERIN OKUNMASI Akdes Kitabi'nın açık Emri (Nassı) gereğince her BAHAİ'nin sabah ve akşam bir miktar, yani yorgunluk vermiyecek kadar TANRI katından inmiş olan ayetleri okuması gereklidir. Ayet ve dualar ruhu besliyen manevi besinlerdir. Bugün için Hz.BAHAULLAH'ın öğretileri, İnsan Birliğinin ilacı, hasta olan vucutlann dermanı, ruhlara canlılık veren ve İnsanlığı kurtuluşa götüren gemilerdir. Hz.ABDÜLBAHA; Alman BAHAilerine yazdıkları bir yazıda «Saklı Sözler, Tarazat, Tecelliyat, işrakat ve Beşarat levihlerini bilhassa okuyunuz. Hz.BAHAULLAH'ın bu öğretilerine göre hareket ediniz. 0 zaman her biriniz toplumun parlıyan birer ışığı olursunuz» diyorlar. Hz.BAHAULLAH Akdes Kitabında buyuruyorlar «TANRI ayetlerini her sabah ve akşam okuyunuz. Okumıyanlar TANRI ahdine ve misakına vefa göstermiyenlerden sayılırlar.» Ayetlerden maksat; Levihler, Dualar ve O'nun yüce Kaleminden çıkan eserlerdir.
16- SIYASI IşLERLE UGRAşMA HAKKINDA
BAHAİ'ler, siyasal meselelere hiç karışmazlar. Siyasetle uğraşmayı, parti işlerine girmeyi ve politik oyunlara karışmayı Akdes Kitabı açıkça yasaklamıştır.Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar «Hiç bir BAHAİ içinde yaşadığı hükümete itiraz etmeğe hakkı yoktur. Siyaseti bırakıp kalplere yönelmelidir.» Hz. ABDÜLBAHA da <<Dostlar siyasi meselelerden bir kelimeyi dahi ağızlarına almasınlar. Bütün düşüncelerini TANRI'ya yaklaşmak, O'nun rızasını almak ve bütün İnsanların refahı, rahatlığı ve sevinci için gerekli uğraşılarda bulunmağa hasretsinler... Hükümet ve devlet uğraşıları hakkında hiç konuşmasınlar ve tartışmasınlar» buyuruyorlar. ibni Ebher'e yazdıkları bir levihte de «Biz kesin naslar gereğince hükümet işlerine karışmaktan ve eleştirmekten yasaklanmışız. Bu hususları Ahbablara iyice anlatınız ve açıklayınız. Bu gibi işler Gafur TANRI'nın rızasına tamamen karşıdır» buyuruyorlar.
Parti görüşlerinin ve siyasi meselelerin dışında kalmalarındandır ki BAHAİ'ler bulundukları devletin yasalarına tam bir dürüstlükle ve içtenlikle itaat ederler.Hz.BAHAULLAH Beşarat levhinde buyuruyorlar <<BAHAİ'ler; ülkesinde yaşadıkları her devlete karşı doğruluk, baglılık ve içtenlik göstermelidirler.»
Bu kesin uyarılara bütün BAHAİ'ler uyarlar. çünkü, Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar
«Hükümete karşı gelen bir kimse gerçek TANRI'nın katında sorumlu ve cezayı
hakketmiş bilir. Kendisini istenmiyen ve hatalı sayar.>> Buna rağmen siyasi
meselelere karışan kimse kendisini BAHAİ saymamalıdır. Bu hususta Hz. ABDÜLBAHA
bir levihlerinde buyuruyorlar «BAHAİ'ler, Ruhani Mahfilde veya diğer bir
toplulukta siyasi olaylar hakkında fikir yürütmek isterlerse, kendilerini evvela
bu TANRI seriatından uzak tutmaları gerektir.»
BAHAİ'ler genel ve diğer seçimlerde oylarını kullanabilirler. Ancak bunu kullanırken hiç bir partiyi benimsememiş olmaları şarttır. Partilerin programlarını değil, onda ki kimselerin kişisel yeteneklerini göz önüne alarak oy kullanmalıdırlar. Hz. şevki Efendi bu hususta buyuruyorlar «BAHAİ'lerin siyasi işlere karışmamalarından maksat, dış dünyayla ilgilerinin kesilmesi değildir. BAHAİ'ler bulundukları toplumun bütün sınıflarıyla, kendilerini onların programlarına ve amaçlarına bağlamakızın, bağlılıkla ve içtenlikle geçinmelidirler.>>
17- TÜTÜ N—A LKOL ve UYUŞTURUCU MADDELER HAKKINDA
A— BAHAİ
dininde tütün ve bunun işlenmesiyle meydana gelen çeşitli sigaraları kullanmak
kesin olarak yasaklanmamıştır. Buna ait şer'i bir emir yoktur.Yalnız, fena
alışkanlık yaptığından, vücut sağlığına zarar verdiğinden, içene parasal yük
olduğundan ve temizliğe engel olduğundan içilmemesi istenir ve uygun görülür.
Bundan dolayı tütün iğrenç sayılmıştır. Bu görüş üzerine bir çok BAHAİ'ler bunu
kullanmaktan sakınmışlardır. Bügün Sigaranın meydana getirdiği hastalıklar ve
zararlar tıbben isbat edilmiştir. Hz.ABDÜLBAHA tütün hakkında buyuruyorlar «Bazı
yasaklar vardır ki TANRI katında iğrenç ve fenadır; fakat
B— Alkollü içkileri kullanmak Akdes kitabının hükmüne göre haramdır. Hz. BAHAULLAH buyuruyor <<TANRI sevgisinin şarabı ile sarhoş olunuz; dimağınızı öldüren şarapla değil. Kesinlikle içki her erkek ve kadın mü'mine yasaklanmıştır.» Hz.ABDÜLBAHA'da bir yerde buyuruyorlar <<içki kullanılması ekseri din kitablarında yasaklanmıştır. Akdes kitabında da bu açıkça yasaklanmıştır. çünki içki kronik hastalıkların meydana gelmesine sebebdir. Sinirleri zayıflatır, akıl kemirir, düşünce ve idrakı ortadan kaldırır, ergin bir kimseyi çocuklaştırır,akıllıyı bilgisizliğe sürükler.» Hz.BAHAULLAH Akdes kitabında buyuruyorlar «Akıllı İnsana, içkiyle aklını bozması hiç yakışmaz.>>
C— Afyon ve esrar gibi uyuşturucu maddeleri kullanmak Akdes Kitabının açık
hükmüne göre haramdır. Bunları kullananlar BAHAİ toplumundan sayılmazlar.
Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «Afyon denen uğursuz ve lanetli madde, Akdes Kitabının
açık nassı gereğince haramdır, begenilmemiştir. Afyon kullanmak deliliği
çağırmaktır.» Ve şöyle öğütlüyorlar «Ne mutlu o kimseye ki, afyonun adını ağzına
almaz, nerede kaldı onu
18 - 19 GÜN ZİYAFETI
Her 19 günde bir defa BAHAİ'lerin bir araya gelerek danışmaları (Meşveret etmeleri) Hz.BAHAL'LLAH'ın ortaya koyduğu BAHAİ Yönetim Düzeni'nin bir gereğidir. Bu toplantı her yerde birlik ve beraberlik sağlamak amacıyla her BAHAİ ayının başında veya sonunda yapılır. 0 bölgede bulunan ve oy sahibi bulunan her BAHAİ, bu toplantıya katılır. Onbeş yaşını geçkin gençlerin bu toplantılara katılması; bilgilerinin artması, Ruhani meselelerde ilgilerinin uyanması amacıyla tavsiye edilir. Yalnız yapılacak oylamalara katılamazlar. Bu bölgenin dışından gelmiş ve bu Ruhani havaya katılmak istiyen misafir BAHAI'ler tanıtma belgelerini göstererek, bu toplantılara katılabilirler. Bölgede BAHAİ toplumunun fazla olması halinde bu toplantılar bir kac yerde yapılabilir. Yalnız birliği ve beraberliği sağlamak amacıyla aynı gündem ve program uygulanır. Bu toplantılar; BAHAİ toplumunu meydana getiren bireylerin Ruhani bir atmosfer içerisinde birbiriyle görüşmelerine, Emre yeni katılanları içtenlikle kucaklamalarına, Mahalli Mahfilin o ayda yapmış olduğu faaliyeti hakkında bilgi edinmelerine ve Mahalli Mahfile götürülmesi istenen görüş ve düşüncelerinin kendi aralarında meşveret etmelerine sebeb olmaktadır. Bundan dolayı 19 gün ziyafetlerinin gündeminde üç bölüm bulunur.
A— Toplantının Ruhani bölümü. Bu kısımda dua ve kutsal eserlerden parçalar okunur. B— Toplantının danışma (Meşveret) bölümü: Bu bölümde Mahalli Ruhani Mahfilin, kendi faaliyetleri hakkında vermiş olduğu bilgiler okunur. Mahalli Ruhani Mahfilin gönderdiği ve toplumun haberdar olması gerekli müjdeler ve Emrin başka yerlerdeki durumunu bildiren haberler okunur. Toplumdan, Mahalli Ruhani Mahfile iletilmesi istenen görüş ve düşünceler üzerinde meşveret yapılarak alınan kararlar not edilir ve birer öneri olarak Mahalli Mahfile sunulur. C— Toplantının ağırlama bölümü: Bu kısım ziyafetin son kısmını teşkil eder ve dostlar çay, pasta vs. ile ağırlanırlar. Görülüyor ki bu ziyafet toplantıları, dostların iman ruhlarının tazelenip kuvvetlenmesine; çeşitli merkezlerden gelen Emri haberlerden ve müjdelerden haberdar olmalarına; Yönetim kurumlarıyla toplumu teşkil eden fertlerin işbirliğine ve görüş ile düşüncelerinin karşılıklı olarak alışverişine sebeb olmaktadır. 19 gün ziyafetini Mahalli Ruhani Mahfil reisi veya görevlendirdiği bir kimse yönetir. Meşveret bölümünde toplantıda bulunanlar tarafından ortaya konulan ve desteklenen konular oya sunulduktan sonra çoğunluk kazanırsa bu, öneri olarak ziyafet sekreteri tarafindan Mahalli Ruhani Mahfile sunulur. Tabii bu önerinin kabul veya reddi Mahalli Ruhani Mahfile bağlıdır. Mahalli Ruhani Mahfil kendi toplantısında, ziyafetten gelen bu öneriyi görüştükten sonra alacakları kararı, ertesi ziyafet toplantısına götürerek, neticeyi bireylere duyurur.
19- BAHAİ YÖNETİM DÜZENİ Toplumu; yönetmekle yükümlü olan BAHAİ yönetim düzeninin, kökeni Tanrısal olup, kuvvetli temel ve esaslara dayanmış bir teşkilattır. BAHAİ yönetim düzeninin konularını bizzat dinin kurucusu BAHAULLAH ortaya koymuştur. Baska hiç bir dinde görülmiyen bu düzenin kurumlarını, görev ve sorumluluklarını açık olarak Akdes Kitabında açıklamışlardır. Ayrıntılarını ve bu düzenin işleyiş şeklini ABDÜLBAHA vasiyetnamelerinde ve bazı levihlerinde planlamışlardır. Ve bu düzen Hz.Veliyyi Emrullah tarafından tatbik sahasına sokulmuştur. Bundan dolayı BAHAİ Yönetim Düzeni, dinin canlılığını ve dünyanın her tarafına dağılmış olan dostları arasında birliği ve beraberliği temin etmektedir. Ruhani işler ve Akdes Kitabının dışında kalıp BAHAİ toplumu için gereksinme duyulan yasalar, Genel Adalet Evi, Milli Ruhani Mahfil ve Mahalli Ruhani Mahfil denilen Yönetim Düzeni muesseselerinde meşveret usuliyle karara bağlanır. BAHAİ görüş ve düşünce tartışması kolektif bir harekettir. üyeler görüş ve düşüncelerini tam bir serbestlik içerisinde söyler ve savunurlar. Görüş ve düşüncelerin açıklanmasına engel olmak, ortaya atılan farklı bir düşünce ve fikri küçümsemek, peşin kararlara baş vurmak BAHAİ meşveret ruhuna aykırıdır. Görüş ve düşünüşlerin tartışılması hususunda Emrin Velisi diyor ki «TANRI Emrinin esası diktatörce yetki değil, fakat alçak gönüllü arkadaşlıktır. Zorlayıcı kuvvet usülü değil, fakat sevgi ruhu ile meşverettir.
ADALET EVİ
Genel Adalet Evi, BAHAİ yönetim Düzeninin ve Ruhani teşkilatının en yüksek, baş
vurulacak merkezidir. Adalet Evi, Akdes Kitabının içinde bulunan Nasların
dışında her yasayı koymağa,kararlar vermeğe ve bunları yürütmeğe yetkilidir.
Genel Adalet Evi üyeleri 9 kişi (Erkek) olup seçim senesinde hali faaliyette
bulunan Milli Ruhani Mahfil üyelerinin oylarıyla seçilir. Ilk Adalet Evi 1963
senesinde mevcut olan 56 Milli
MİL Lİ RUHANİ MAHFİLLER Bulunduğu ülkede BAHAİ teşkilatının merkezidir.Dokuz kişi olan üyelerinin seçimi iki derecelidir. Üyeleri, o ülkede bulunan Mahalli Ruhani Mahfillerin belirli sayısı gönderdikleri delegeler tarafından, o ülkede bulunan ve seçilme yeteneğine sahip bulunan kimseler arasından seçilir .Seçme ve seçilme hakkı 21 yaşını bitirmekle başlar. Seçimler, adaysız ve propagandasız olarak, sonsuz bir doğruluk ve düzen içerisinde yapılır.
A— Türkiye Milli Ruhani Mahfilini seçmeğe yetkili delege adedi şimdilik 57 kişidir. Önceki Milli Ruhani Mahfil tarafından her Mahalli Mahfile isabet eden delege adedi tesbit edilir ve o Mahfile bildirilir. 0 Mahalli Mahfil bölgesindeki BAHAİ'ler Nevruz bayramında toplanarak aralarından Milli Mahfilce tesbit edilen adette delegelerini gizli oy ve açık tasnifle seçerler ve bu seçilen delegelerin, yetkilerinin onaylanması için adları Milli Mahfile bildirilir.
B— Delegeler, Milli Ruhani Mahfilin seçimi için Rızvan Bayramının 12 günü içerisinde, tesbit edilecek ve önceden bildirilen günde ve yerde toplanılarak BAHAİ kongresini teşkil ederler. Böylece bu kongreyi Mahalli Ruhani Mahfiller tarafından gönderilmiş olan delegeler ve o yıl yetkileri sona erecek olan Milli Mahfil üyeleri teşkil etmiş olur. Fakat Milli Ruhani Mahfil üyelerinin meşverete ve seçime iştirak etmeğe(eğer ayrıca delege değillerse) hakları yoktur. Yalnız toplantıda düşüncelerini ve tavsiyelerini söyliyebilirler.
C— Kongrenin görevi, o ülkede bulunan bütün BAHAİ'ler arasından Milli Mahfil üyelerini gizli oy ve açık tasnifle seçmek ve gündeminde ki Ruhani meseleleri meşveret ederek alınan netice ve kararları yeni Milli Ruhani Mahfile teklif şeklinde sunmaktan ibarettir. Delegeler konuşmalarında ve oylarında tamamen serbesttirler. Kongrede Milli Mahfil üyeleri tarafından her hangi bir müdahale veya zorlama yapılamaz. Daha doğrusu bu meşveret kongresi, idari teşkilattan ayrı ve bağımsız bir heyet olarak görevini yerine getirir. Milli Mahfil ancak, kongrenin BAHAİ düzeni içerisinde görevini yerine getirmesine titizlikle gözetlemeğe çalışır.
D— Delegeler, kongrede önce gizli oyla reis ve sekreterden oluşan kongre divanını seçerler. Kongreyi reis idare eder. Her delege görüşmelere rahatlıkla katılır, bu hak hiç bir suretle elinden alınamaz. Hiç bir önerge veya teklif oya sunulup desteklenmeden müzakere konusu yapılamaz. Değişik tekliflere öncelik verilir. Tekliflerin ve kararların oya sunulması açık ve sözlü olarak evet ve hayır deyimiyle alınır. Bir kongre gündemi ekseriya şöyle olur : Önceki Milli Ruhani Mahfil tarafından düzenlenen duaların okunması. Milli Ruhani Mahfil reisi tarafından kogrenin açılması. Kongre divanının gizli oyla seçilmesi Genel Adalet Evine bağlılık yazısı veya telinin yazılması Genel Adalet Evinden gelen mesajın okunması Milli Mahfilin yıllık çalışma raporunun mahfil sekreterince okunması Milli Ruhani Mahfilin yıllık mali raporunun sunulması Seçime ait kutsal yazıların okunması Milli Ruhani Mahfil üyelerinin seçimi Emri meselelerin meşvereti ve delegelerin teklifleri
E— Milli Ruhani Mahfil üyeleri BAHAİ toplumu içerisinden ve delegeler tarafından seçilir. Seçimde hiç propaganda yapılamaz ve seçimi etkileyecek bir konuşma yapılamaz. Oyların toplanması ve açık tasnifi için bir tasnif heyeti seçilir. Bu heyet tasnif neticesini bir tutanakla toplantıya sunar. Buradaki seçim nisbi çoğunluk esasına dayanır.
F— Delegelerin seçmiş olduğu Milli Mahfil üyeleri dokuz kişiden ibarettir. Bu dokuz kişi, hemen o gün veya en yakın bir günde en çok oy alan üyenin çağrısıyla aralarında toplanarak gizli oyla Reis, Reis vekili, Sekreter ve veznedar (sandık emini) seçerler. Bu seçim salt ekseriyet ile ve bütün üyelerin bulunmasıyla yapılır. üye sayısının tam olmaması halinde seçim geçici olarak yapılır.
G— Yasama, yargı ve yürütme yetkilerini Milli Ruhani Mahfil kullanır.
G— Tescilin onaylanması ve toplumdan bir kimsenin seçme hakkının elinden alınması yetkisi Milli Ruhani Mahfile aittir.
H— Herhangi bir Mahalli Mahfilin, emri esaslara göre kurulup kurulmadığı kararı yani Mahalli Ruhani Mahfillerin yetkilerinin onayı Milli Ruhani Mahfile aittir.
I— BAHAİ toplumunun bireylerinden, gruplarından, Mahalli Mahfillerden vs senelik kongrelerden gelen her türlü önerileri ve planları inceleme ve sonuca bağlama yetkisi Milli Ruhani Mahfile aittir.
I— Milli Ruhani Mahfil, Akdes Kitabına ters düşmiyen düzeni ve kuralları alabilir. Emri gelirlerin harcamasını kararlara göre yapar.
J— Milli Ruhani Mahfilde kararlar toplantıya katılan üyelerin (çoğunluk oylarıyla alınır. Oturumlarda görüşülen öneriler oy birliği veya oy çoğunluğu ile karara bağlanmadıkça, o karar Mahfil kararı olarak tanınmaz. Ancak oy birliği veya oy çoğunluğu ile alınan kararlar Mahfilin resmi kararları sayılır. Alınan bu karara, azınlıkta kalanlarda seve seve uymağa mecburdurlar.. Meşveret esnasında her üye özgürdür, istediği düşünceyi önerebilir ve istediği düşünceyi savunabilir. Fakat karar, oy çoğunluğu ile alındıktan sonra toplantıda bulunan üyelerin düşünceleri, bu alınan Mahfil kararında toplanır. Görüşmelerde başka düşünce ortaya atarak bunu savunanlar artık bu düşüncelerinde direnemezler, yani görüşleri ve savundukları fikirleri, alınan bu Mahfil kararında erimiş ve ortada yalnız oylarla kabul edilmiş tek karar kalmış olur. Üyeler alınan kararlar da kimlerin karşıt olduğu ve kimlerin neleri savundukları Mahfil dışında açıklamağa hakkı yoktur.
K— Ruhani Mahfil üyeleri, Demokrasilerde görüdüğü gibi kendilerini seçenlerin direktifi ile hareke eden bir kurulun temsilcileri değildirler. Kararlarında seçildikleri topluma karşı değil ancak TANRI'ya karşı sorumlu durumdadırlar. Üyeler, aynı zamanda Aristokrasilerde görülen şahıs veya sınıf haklarını savunan özel kurumların temsilcileri de değildirler. Ayrıca üyeler, Ruhani bir makam sahibi olduklarını zan ederek Hz.BAHAULLAH'ın herhangi bir hükmünü ortadan kaldırmağa veya onda küçük bir degişme yapmağa yetkilerinin olmadıgını iyice bilmelidirler.
L— Milli Mahfiller, Emri işlerde kendilerine yardımcı Milli Heyetler teşkil ederler. Bu heyet üyelerini Mahfil seçer. Bu heyetler Milli Ruhani Mahfilin sorumluluğu altındadırlar. Görevleri kendilerine verilen ve Mahfil tarafından onaylanan çalışma programları gereğince başarı sağlamaktır. Bugün için a) Gençlik heyeti b) Emri duyuru ve derinleştirme heyeti c) Muhaceret heyeti d) Emri arsa ve binaların bakım heyeti e)Emri eserleri yayınlama heyeti gibi heyetler vardır. Bu heyetleri azaltmak veya çoğaltmak Milli Mahfilin elindedir. Bu heyetlerin üye adedi 3 veya daha fazla olabilir. Heyetlerin görevi ve sorumluluğu bir seçim devresi içerisindedir.
MAHALLİ RUHANİ MAHFİLLER İdari veya Belediyelerin ayırımlarına göre iI, ilçe, Bucak ve köylerde 21 yaşını bitirmiş olan BAHAİ'ler,Dokuz veya daha fazla iseler, bunlar her sene Rızvan bayramının birinci günü (21 Nisan) toplanarak, o yerde oturan ve seçilme yeteneğinde olan kimselerden dokuz kişiyi gizli oy ve açık tasnifle, propaganda yapmadan ve aday gösterilmeksizin Mahalli Ruhani Mahfili üyeliğine seçerler. Ruhani Mahfillerin görevi; BAHAİ'lerin Ruhani işleriyle uğraşmak, buna ait kararlar almak, ilahi Emrin haklarını korumak, BAHAİ'ler arasında birlik ve dayanışmayı sağlamak, öğretim ve eğitimlerini teşvik etmek, yoksul çocukların öğretimlerini sağlamak, yoksulları korumaktır. Milli Ruhani Mahfil ve toplumla ilişkilerini yazılı tüzükler uyarınca yürütür.
Seçilenlerin ahlak ve ruhani nitelikleri bakımından taşımaları gerekli olan hususiyetleri Hz.ABDULBAHA şöyle belirtiyorlar: «Birlikte fikir ve düşünce tartışması yapacak olanlarda aranacak ilk nitelik; hareketlerinde safiyet, ruh aydınlığı, TANRI'dan başka her şeyden kesilmiş olmak, TANRI'nın sevgilileri arasında alçak gönüllü olmak, büyük zorluklara göğüs germek ve O'nun yüce eşiğine kulluk etmektir. Bahai seçimlerinde işte bu nitelikler göz önüne alınarak hareket edilir ve başka şeylere itibar edilmez.» Emrin Veli'si Hz.şevki efendi ise bu nitelikleri şöyle belirtiyolar: «Hizmet ile şeref duydukları kimselerin sevgi itimadını kazanmak tek istekleri; mutluluk ve iyiliklerini istedikleri kimselerin ilgi gösterdikleri görüşlerini anlamağa çalışmak,aralarında perde teşkil eden duguları araştırarak yok olmasına büyük bir istekle 'kendilerini tam vererek uğraşmak; kusurlara göz yummak; diktatörce iddialarla boğucu bir atmosfer meydana getirmemek; kendisinde meydana gelecek bir kişilik üstünlüğünü söndürmek; taraf tutucu söz ve hareketlerden çekinmek; başkalarının üzüntülerini körüklemek ve öğütlerini alaya almak yerine kendileriyIe ve diğer BAHAİ'ler arasında karşılıklı anlaşma,uyuşma ve güvençle iş birliği meydana getirmek.»
A— Mahalli Ruhani Mahfil 9 üyeden oluşur. Bu dokuz kişi ilk toplantıda kendi aralarından başka Başkan vekili, sekreter ve veznedar seçerler. ilk tolantı ile oluşan bu Mahfilin, Ruhani yetkisinin onaylanmasını Milli Ruhani Mahfilden istenir.
B— Mahalli Ruhani Mahfil üyeleri her ne kadar gizli oyla toplum içerisinden seçilmiş iseler de yetkilerini toplumdan değil, kutsal yazılardan alırlar. Bundan dolayı Mahfiller de seçmenlere karşı sorumlu değildirler. Bununla beraber üyeler Mahfil dışında toplumdan herhangi bir kişi gibi aynı hak ve sorumluluğa sahiptirler.
C— Mahalli Mahfil kararları meşveretten sonra,toplantıya katılan üyelerin çoğunluk oylarıyla alinir. Üyeler serbest ve samimi olarak meseleleri görüşmelidirler. Çünkü, TANRI Emrinin temeli dostluk ve dayanışmadır. Mahfil üyeleri gurur ve büyüklük tasarlamaktan sakınmalı, bilhassa meşveret esnasında her türlü bağnazlıkları ve kişisel düşmanlıkları bir tarafa itmelidirler. Üyeler birbirinin düşünce ve görüşlerini sabırla dinlemeli, onu değerlendirmeli, küçümsememeli ve düşünce ile görüşlerini serbestçe söylemesini ve savunmasını sağlamalıdır. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar «Üyeler birbirine sevgi beslemeli ve dost olmalıdırlar. Toplantıya girerken Epha Melekutuna yönelmeli,Epha ufkundan te'yit istemeli ve büyük bir doğruluk,ağırbaşlılık ve terbiye ile konuşmalara katılmalıdır.Fikir ve düşünceleri yumuşak kelimelerle, açık ve serbestçe söylemelidirler. Fakat israr ve inat etmemelidir.»
D— Mahfil üyeliğinden çekilme için hastalıktan başka özür kabul edilmez. Bu hususta Emrin Velisi buyuruyor «Seçimden sonra Mahfil üyeliğinden çekilmeğe hiç bir üyenin hakkı yoktur. üyenin göstereceği özürü Ruhani Mahfil inceler ve karara varır. Bu karara uymuyan üye inatçı sayılır ve yönetim haklarından yoksun bırakılır.»
E-Mahfil oturumlarının tarihi,günü, saati ve yeri bir önceki toplantıda saptanır ve tutanağa geçirilir.
F- Mahfil başkanının veya Mahfilden üç üyenin teklifi ile olağanüstü toplantı yapılabilir. Sekreter, oturumun yerini ve zamanını bütün üyelere bildirmesi gerektir. Bildirilmeyen toplantılar resmi toplantılardan sayılamaz.
G— Mahfilde üyeler tarafından yapılan öneriler,bir diğer üye tarafından desteklenmedikçe konu yapılmaz. Desteklenen öneriler hakkında bütün üyeler serbest olarak, her türlü görüş ve düşüncelerini açıkça söylerler. Konu üzerinde yeterince konuşulduktan sonra ileri sürülen teklifler için oya baş vurulur. Oy birliği veya oy çoğunluğu ile alınan karar, artık Mahfil kararı olarak kabul edilir. Bu karara o bölgede oturan bütün BAHAİ'ler uyarlar. Hz.ABDÜLBAHA diyorlar ki«Mahfil görüşmelerinde alınan kararlara bir an duraklamadan uyulması gerektir.» Emrin Velisi de buyuruyorlar «Ahbablar, Ruhani Mahfil üyelerini her hususta kendilerinin mümessili tanımalı, onları TANRI'nın Emirleri saymalı, Mahfilden çıkacak her kararı can ve gönülle kabul edip yürütülmesini sağlamalıdır.>>
Ğ— Karar için oy toplarken, oyların eşit olması halinde başkan, bu karar doğrultusunda ve karşıt olan üyelerden birine tekrar söz verir. Bunlar yine görüş ve fikirlerini açıklarlar ve savunmasını yaparlar. Bu konuşmalardan sonra tekrar oy toplanır, eğer tekrar eşitlik bozulmazsa, bu teklifin konuşulması ikinci bir toplantıya bırakılır.
H— Oylama esnasında değişiklik yapılmış (İslahi teklif) tekliflere öncelik tanınır.
I— Mahfilin bir oturumunda alınan bir kararın, başka bir oturumda desteklenen bir öneriyle tekrar üzerinde konuşulması ve yeni bir oylama ile kararın değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması mümkündür. 0turumda kararın tekrar konuşulması teklifi desteklenmezse o zaman tekrar müzakere açılmaz.
İ— Bir Mahfil toplantısı gündemi ekseriya şöyle olur : a) Başlangıç duası b) Geçen oturum tutanağının okunması ve onaylanması c) iki oturum arasında alınan mektupların okunması. Ziyafetten ve toplumdan gelen önerilerin görüşülmesi d) Mali raporun okunması e) Heyetlerden gelen raporlar f) Emre ait meselelerin görüşülmesi g) Oturumun son duası
J— Bir kimsenin Emre girme isteğinin kabulu veya bir kimse hakkında verilen yönetim haklarından alıkonma kararları, Milli Mahfil tarafından onaylanmadan uygulanmaz.
K— Mahfil üyelerinden birinin başka bir yerleşme yerine gidişi ile boşalan yeri doldurmak maksadıyla, yeni bir seçim yapılır.
L— Mahfil toplantılarının açılış ve kapanışlarında okunan dualar, şekli bir görüntüden fazla Mahfilin Ruhani özelliğini sağlar. Ekseriya Hz.ABDÜLBAHA'nın aşağıda ki duasıyle müzakerelere başlamak, TANRI teyidine ve başarı elde edilmesine sebeb olur. Ruhani Mahfil toplantismda okunacak Dua :
O'DUR TANRI İlahi! İlahi! Bu görkemli gününde, biz kendimizi Senden başka her şeyden kesmiş ve Senin kutsal yüzüne tam bir bağlılıkla yönelmiş kullarız. Senin Kelime'ni insanlar arasında yükseltmek amacıyla birbirlerimizle uygun bu Ruhani Mahfilde düşünce ve görüşlerimizde birleştik.
Ey Rabbimiz! ilahımız! Bizi, Senin ilahi yol göstericilerinin işaretleri, İnsanlar arasında Ulu Emrinin sancağı ve kudretli misakının kullarından eyle.
Ey bizim Ulular Ulusu Rabbımız! ilahi Mazharlarının birliği, Ebha Melekutu'nun parlak yıldızlarının ışıkları, her diyarın üzerinde parlamaktadır.
Ey Rab! Bizi hayret verici rahmet denizi dalgalarının çalkantısı ve Ebha yüksekliğinden akan ırmaklardan, Emir göğünden inen ilahi Bağ'ın esintileriyle iyi meyve veren agacın meyvelerinden olabilmemiz için Sen bize yardım eyle.
İlahi! Ruhlarımızı, Senin ilahi birlik ayetlerine dayanır kıl. Gönüllerimizi, bagışının serpintileriyle sevindir ve biz bir denizin dalgaları gibi birleşelim ve parlayan nurunun ışınları gibi birbirimizi kucaklıyalım. Öyle ki, düşüncelerimiz, görüşlerimiz, duygularımız bir hakikat gibi birleşsin ve dünyanın her tarafında birlik aşikar olsun.
Sen cömert, iyilik yapan, verici, güçlü, bağışlayan ve acıyansın. Abdülbaha Abbas 20- ÇALIŞILMASI HARAM GÜNLER Senede 9 gün BAHAİ'ler için kutlu ve çalışılması haram olan günlerdir. Bu günler şunlardir: ---- 21 Mart Nevruz bayramı (Oruç bayramı ve BAHAİ yılbaşısı) ---- 21 Nisan Rızvan Bayram'ının ilk günü (BAHAULLAH'ın Emrini açıklaması. 21 Nisan 1863, saat 15.00) ---- 29 Nisan Rızvan Bayram'ının dokuzuncu günü. ---- 2 Mayıs Rızvan Bayram'ının Onikinci günü. ---- 23 Mayıs BAB'ın Emrini açıklaması (22 Mayis 1844 günü güneş batışından 2 saat 11 dakika sonra) ---- 29 Mayıs BAHAULLAH'ın vefatı (1892 saat 03.00 de) ---- 9 Temmuz BAB'ın şehadeti (1850, takriben öğle vakti) ---- 20 Ekim BAB'ın doğum günü (1819) ---- 12 Kasım BAHAULLAH'ın doğum günü (1817)
Bu kutlu günlerde; ticaret, endüstri ve tarım işleriyle uğraşmak veya özel ve kamu hizmetlerinde çalışmak Akdes Kitabında ki şer'i hükme göre haramdır.
1— Nevruz Bayramı (21 Mart)
19 gün süren BAHAİ Orucunun sona ermesi dolayısiyle kutlanan Oruç Bayramıdır. Bu gün aynı zamanda BAHAİ yılbaşısıdır. Güneş koç burcuna geçer ve gece ile gündüz eşit olur. Bu gün BAHAİ takviminin son ayı olan «Ala» ayı sona erer ve «Baha» ayı başlar. Bu gün Hz.BAHAULLAH'ın Akdes Kitabında «Ne mutlu bu Yüce adla taçlandırılan Baha ayının ilk gününe erişene >> ayetiyle müjdelendirdiği gündür. Miladi yıla göre Bayram, 20 Martta güneşin batışıyla başlar. 21 Mart gününde çalışmak bütün BAHAİ'ler için haramdır. Bütün dostlar bir araya gelerek, birbiriyle sevgi ile kucaklaşırlar; İnsan mutluluğu ve birliği için dua okurlar ve TANRI'yı anarlar.
Oruç Bayramı Duası BEN,KUTSALLAR KUTSALI, ULULAR ULUSU VE NURLULAR NURLUSUYUM İlahi! Bu günü, Sana yakın duran kullarına ve temiz yürekli dostlarına bayram yapıp bu isim ile isimlendirdiğin için, Sana hamdolsun. Her şey, bu Isim ile fethedildi ve Zuhur'un güzel kokulan, yer ile gök arasında bu isim vasıtasıyla yayıldı. Senin kutsal Sahifelerinde ve indirilen Kitaplarında yazılı şeyler, bu isim ile gerçekleşti. Elçilerin ve Sana yakın olanların, herkesi Seni görmeğe, kavuşma denizine yönelmeğe, Senin Tahtın önüne gelmeğe, tatlı nidanı görünmeyen Matla'ından ve Zatının Maşrık'ından işitmeğe hazırlamak için bu ismin müjdecisiyle müjdeledi.
Ey ilahim Allah! Hamdolsun Sana ki, kanıtını açıkladın ve nimetini tamamladın. Hamdolsun Sana ki, Senin birliğini simgeleyen ve tekliğini bildiren Kimse Zuhur Tahtı'na yerleşti. Ve Sen, 0'nunla, herkesi Huzuru'na çağırdın. Bazıları O'na yöneldiler, mulakatına erdiler ve vahyinin şarabını içtiler. Dostlarını özgenden ayırıp cömertlik ufkuna yönelt. Bunu, evreni kaplıyan fazlın ve bütün varlıkları yenen saltanatın namına Senden dilerim. Onları, hizmetine kalkmaları için güçlendir ki, Senin ülkende istediğin, onlardan zuhura gelsin ve Senin zafer bayrakların şehirlerinde, onlar vasıtasıyla dalgalansın. Sen gerçekten güçlü, yüce, koruyucu, bilici ve hikmetlisin.
İlahi! Sana hamdolsun ki; zindanı, ülkene taht, göklerine gök, doğularına doğu, matlalarına matla, feyizlerine başlangıç ve yaratıklarının cisimlerine ruh kıldın. Seçkinlerini, Senin memnun olacağın şekilde davranmağa muvaffak eyle.
İlahi! Onları, Senin bu günlerinde her türlü uygunsuz hal ve hareketlerden arıt. Rabb'im! Bazı diyarında, hoşuna gitmeyen şeyler bulunduğunu ve Seni sever görünen bazı kimselerin tıpkı Sana düşman kimseler gibi hareket etmekte olduklarını görüyorsun. Rabb'im! Sana yakın yaratıklarını ve samimi dostlarını, bu kevserle temizlediğin gibi, onları da bu kevserle temizIe. Diyarında, Emrine zarar verecek ve halkının yakın gelmesini önleyecek davranışlardan arıt.
Rabb'im! Nefislerin arzusuna uymaktan onları korumam, bütün isimler üzerine koruyucu kanatlarını geren Ulu ismin hürmetine Senden dilerim. Koru ki,bütün İnsanlık, Kitab'ında emir buyurduğun şeylerde birleşsinler. Onları, bu dünyada, Senin ayetlerini yayan Emir elleri ve yaratıkların arasında arılık simgeleri yap.
Sen, her istediğini yapansın. Koruyucu ve kayyum Tanrı ancak Sensin. 2— RIZVAN Bayrami : 1., 9. ve 12. gunleri
Rızvan Bayramınn birinci (21 Nisan), dokuzuncu (29 Nisan) ve onikinci (2 Mayıs) günleri olup 12 gün süren Rızvan Bayramının çalışılması haram olan üç günüdür. Hz.BAHAULLAH 21 Nisan 1863 de Çarşamba günü öğleden sonra Necip Paşa bahçesine (Sonradan buraya Rızvan Bahçesi adı verilmiştir) teşrif ettiler. İşte bu önemli günde etrafına toplanan dostlarına, BAB'ın geleceğini vadettiği ve Babi'ler tarafından beklenen TANRI'nın izhar edeceği (MENYÜZHURUHULLAH) kimsenin kendileri olduklarını açıkladılar. Rızvan'ın dokuzuncu gününde aileleri bahçeye geldiler ve Onikisinde yani, 2 Mayıs 1863 de oğle üzeri Istanbula hareket etmek üzere Rızvan Bahçesinden ayrıldılar. Rızvan Bayramına ait nazil olmuş bir çok Levihler vardır. Örneğin: Rızvan Bayramı Duası : BU NURANI TAHT UZERINDE OTURAN O'DUR Ey Ebha'nın Kalemi! Mele-i Ala'ya müjdele: Gizlilik perdesi yırtıldı ve Tanrı'nın Cemali Ulu Adı'nın Maşrıkından Emir Güneşleri doğduran bir ışıkla Manzar'ı Ekber'den göründü. Hoş geldi, safa geldi- Bu Bayram, büyük bir fazlın ufkundan görünen Tanrı Bayramıdır. Bu Bayramdadır ki, bütün eşya isimler gömleğiyle bezenmiş ve cömertlik, önceki ve sonraki varlıkları kaplamıştır. Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, panldayan kutsal bir Matla'dan dogan Tann Bayramidir. Ölümsüz Hurilere bildir. Kızıl odalardan kar beyaz kılıklarıyla dışarı çıksınlar ve Ebha güzelliklerinin tüm görkemiyle, yer ve gök arasında görünsünler. Sonra, onlara izin ver de, hayat suyu kasesini, Rahman'ın Kevseri'nden doldurup bütün alemlerde bulunan, degerli değersiz, herkese sunsunlar.
Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, kutsal ufkundan yeni bir çekicilikle görünen Tanrı Bayramıdır. Ondan sonra, Süphan'ın nurları ile yaratılan, Cennet Gençlerine emir ver de, Rahman'ın ilahi güzellikleriyle Cennet'ten çıksınlar ve Baha'nın eshabından olan Ceberut sakinlerine Yakut Parmaklarıyla ölümsüzlük badesini sunsunlar ve bu suretle onları, Tanrı'nın Cemaline ve ışıldayan Nurlu Cemal'e çeksinler. Bu güzel Bayram, yüce bir izzet Matla'ından görünen Tanrı Bayramıdır. Tanrı'ya yemin olsun. Bu Bayramdadır ki, Hakikat'ın Cemal'i, inkar edenleri boyun eğdiren bir saltanatla örtüsüz perdesiz ortaya çıktı.
Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir saltanatla çıkagelen Tanrı Bayramıdır. Bu Bayram, Kıdem Sultanı'nın isimler perdesi arkasından çıkagelmesi şerefine Kalemin suç yazmaktan durduğu bir Bayramdır. 0 halde, ey yaratık dünyası sakinleri! Yarlıgama yelleri, varlık heykelleri üzerine esip alemlere hayat ruhu üflediği için içten sevininiz.
Hoş geldi, safa geldi- Bu Bayram, parıldayan kutsal Matla'ından görünen Tanrı Bayramıdır. Sakın edep dairesinden çıkmayın. Akıl ve vicdanınızın hazmetmediğini işlemeyin. Tanrı'nın güçlü ve kudretli Kalemi'nin size emri budur. Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, yüce bir fazlın ufkundan doğan Tanrı Bayramıdır. Bu Bayramdadir ki; Ululuk Cemali, her şeyin üstüne yükseldi. istediği ve dilediği şeyi, yer ile gök arasında açıktan açığa söyledi. Bu O'nun yaratıkları saran fazlındandır. Yine bu Bayramdadır ki, Baha'nın Heykeli, ölümsüzlük Tahtına oturdu ve yüzü Beda ufkundan yeni bir izzet nuru ile parladı.
Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, yüce bir fazlın ufkundan doğan Tanrı Bayramıdır. Siz, Ey Ululuk Otağının Sakinleri! Ve siz, Ey Günahsızlık çadırında Oturanlar! Siz, Ey izzet ve Rahmet çadırında Bulunanlar! En yüksek odalarda, en güzel ezgilerle şarkılar söyleyiniz. Zira, gözlerden gizli olan güzellik, bu Zuhur'da açığa çıktı ve Görünmezlik Güneşi Ezeli bir izzet ufkundan parladı.
Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir süsle zahir olan Tanrı Bayramıdır. Ey Mele-i Ala ve ölümsüzlük şehri Sakinleri! ihram giyiniz, zira Ululuğun Haremi, Arafat'ın, Meşar'ın ve Makam'ın tavaf yeri olan bu Harem'de zuhur etti. Eşini geçmiş asırların görmediği bu günlerde, İnsanların Rabb'ını tavaf ve ziyaret ediniz. Müjdeler olsun. Bu Bayram, aziz ve kerim Allah'ın Ufkundan yükselen Tanrı Bayramıdır. Ey Yerin ve Göğün Sakinleri! Bu yüceler yücesi Rızvan'da ölümsüzluk kasesini Baha'nın parmaklarından alıp içiniz. Allah'a yemin olsun: Her kim ondan bir damla içerse, zaman onu değiştirmez. Şeytan'ın oyunu, onu etkilemez. Allah onu, her bir zuhurda aziz ve kutsal bir güzellikle yeniden diriltir.
Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, hikmetli bir Rabb'ın göründüğü yerden görünen, Tanrı Bayramıdır. Ey Kavim! Kendilerinizi, dünya kirlerinden arıtınız ve Mescid-i Aksa'da bulunan Sidret-ül Münteha'ya koşunuz. Ta ki, Rahman olan Rabb'ınızın sesini Süphan'ın fermanıyle yaratılan bu Rızvan'da işitebilesiniz. Bu Rızvan, kapısı önünde kutsallık çadırı sakinlerinin yerlere kapandığı bir cennettir. Hoş geldi, safa geldi. Bu Bayram, büyük bir Celal Ufkundan ışıldayan Tanrı Bayramıdır. Ey Kavim! Bu günlerin güzel kokularından sakın kendinizi mahrum etmeyiniz. Bu günlerdedir ki, Nurlu Genc'in gömleğinden yayılan kokular her an her yerde duyulur.
Hoş geldi, safa geldi- Bu Bayram, Ulu bir ismin Maşrıkından parlıyan Tanrı Bayramıdır. Rızvan Duası :
O'DUR ALLAH Süphansın Ey İlahim Allah! Bu Senin Rizvan Bayramının günlerinden biridir. Bugün Seni davet etmek isteyen birinin davetine icabet göstererek Sicn'in bir yerinde Senin Cemalinin görünmesi, için hazırlanan bu toplantıda bulunduk. Hamd olsun Sana ki, bugün Sicn'in ufkundan dünyayı aydınlatan bir parıldayışla doğdun. Kendi fazlınla gölgende ve çevrende bulunanları ışıklandırdın. Bu münasebetle, konuşmak için ağzını açtın. Varlıkların sakinlerine mana ve beyan incileri saçtın.
Rabbim! Sen bu kadeh vasıtasiyle bütün yer yüzü sakinlerini dirilt ve Senin Cemalinle müşerref olmak isteyip te Senin düşmanların yüzünden bu amellerine muvaffak olamayan BAHAİler için hayırlısını takdir buyur.
Ey İsimlerin Sultanı ve yer ile göğün Maliki! Onlara bugünlerin feyizlerinden pay ayır. Bugünlerdedir ki, her alçak yükselmek, her yönelici güzelleşmek, her sönük alevlenmek, her yoksul zenginleşmek ve her kasıt neşelenmek istedi. Rabbim! Hamd olsun Sana ki, dostlarına hususi bir inayette bulundun. Bütün insanlar arasından onları seçtin ve Senin Emir heykelinin mahpus bulunduğu bu yerden gözlerini onlara çevirdin. Rabbim! Sende olanı, onlardan esirgeme. Onları Senin vahyin rayihalariyle kendine çek. Öyle çek ki onlar bu incizabın tesiri altında Senin özgeni bırakarak Senin fazıl ve ihsan yönüne yönelsinler. Sen dilediğine muktedirsin. Her şeye gücü yetensin. Hamd olsun Sana ey alemlerin Rabbı!
Rizvanin Dokuzuncu günu duasi :
MUKTEDİR ve MUHTAR olan TANRI'nin İsmiyle Hamd olsun Sana, ya ilahi ki, kendi en büyük bayramında, dostlarını bir araya getirdin. Bu en büyük bayramdadır ki, Sen en güzel isimlerinle, yerde ve gökte bulunanlar üzerine tecelli buyurdun. Ondadır ki, Hakikat Güneşi kendi meşiyyet ufkundan doğdu ve Kıdem Heykeli, Senin Rahmaniyet arşı üzerine oturdu.
İlahi! Bugün Rızvanın dokuzuncu günü, Senin dostlarından biri, Senin Zatına mazhar ve nurlarına masrık olanı, hapishanedeki yerinden bir başka yere, Senin Cemalin ve muhabbetin aşkına davet etti. 0, kendisinin malik olduğu ve Senin dostlarından başkalarının malik oldukları şeyler, yağmaya gitmiş olmakla beraber, Senin Vechin önünde elinden geldiği kadar güzel nimetlerini hazırladı.
Rabbim! Madem ki Sen onları kendi çevrene topladın ve bu en büyük inayete muvaffak buyurdun; öyle ise, Sen kendi Emrinde sebatkar eyle ve onların kalplerini artık ihtilafa yol vermiyecek şekilde telif eyle.Sonra, Sen onları benzerini varlık gözünün görmediği ve bir eşi ne bu görünür alemde ve ne de görünmiyen alemlerde takdir olunmamış bulunan bu Güneş'in delillerinden kıl.
İlahi! Gönüllere ve kalplere mıknatıs kıldığın ve vasıtasiyle İnsanları kendi inayetin göğüne ve fazıl ve lütuf ufkuna çektiğin Kelimen yüzü hürmetine, Senden dilerim ki, onların yapmış olduklarını onlardan kabul eyliyesin ve diğerlerine de yapmak istedikleri halda yapmadıkları şeyin mukafatını yazasın. Sen, gerçekten cömertsin, vericisin, inayetlisin ve nurlusun.
Rabbim! Onlardan bazılarına kendi nefslerini tanıt ve onlara dillerini tutmaları için yardım et, olmaya ki makamlarını düşünecek ve amellerini hiçe indirecek sözler söyliyeler. Sen gerçekten her şeye gücü yetensin.
Rabbim! Kendi yaratıklarına Bayram, Kendi memleketin halkına hazine ve şeref kıldığın bugünlerde Senin mülakatından menolunan muhlis dostlarının feryadını işitiyorsun. Senin İzzetine yemin olsun ya ilahi! Sana aşık olanların her yönden gelen seslerini ve Senin düşmanların elinden belalarla müptela olan dostlarının feryatlarını işiten kulağına her bir kimsenin feda olması yaraşır. Sen bilirsin ki, bu dostların feryadı Senin sevgin uğrundadır. Ve onların kalblerinde alevlenen ateş Senin günlerinde ve Senden ayrı düştükleri içindir.
Nefsim Senin hilmine feda! Ey Rahmanın Tel'atı ve ruhum Senin tahammülüne kurban. Yer ile gök padişahlığını elde tutan Senin izzetine and olsun, ey Müştakların Mahbubu ve aşıkların Maksudu ki, görür göz sahibi olan bir kimse bu Mutahhar Levhe bakacak olsa, Senin diyarından gelip bu şehirde ve şehrin etrafında yerleştikten sonra, Seni görmekten menolunanları sevgisi ve sevgin ile yanan yüreğimden akan kanı görür.
Bütün varlığım Sana feda! Ey kudret ve iktidarın Sultanı, bütün varlığım Senin sükünuna kurban, ey haşyetiyle isimler Melekutunda olanları ıstıraba düşüren kimse! Hamd olsun Sana, ey Ehli Baha'ya kalp huzuru veren!
ilahi! Ben tanıklık ederim ki, Senden özge hiç kimse Senin kudret ve Meşiyyet tezahürlerindeki hikmete, ondaki hakikat ve sırlara akıl erdirememiştir.
Sonra, ya ilahi! Dilerim Senden ki, Kendi dostların, edep ve ahlaklariyle ziyafet çeksinler ta ki, bu suretle Senin Mekremet Sofran İnsanlar arasında yayılsın ve bütün yer yüzünde bulunanlar onun çevresinde toplansınlar. Gerçek ziyafet budur İnsanlar arasında.
Sen gerçekten her bir şeye gücü yetensin. Hamd olsun Sana, Ey alemlerin ilahi ve Ey yerlerde ve göklerde olanlara muktedir.
3— Hz.BAB'ın Emrini açıkladığı gün (Bi'set günü)
Hz.BAB, 22 Mayıs 1844 de, güneş batışından 2 saat 11 dakika sonra Emrini Molla Hüseyin'e(Babul Bab) açıkladılar. 0 zaman henüz 25 yaşlarında idiler. Hz-BAB'ın zuhuru, doğacak güneşin habercisi olan tanyerinin aydınlığına benzer. BAB, bir TANRI zuhuru,yani bir şeriat sahibi olduğu gibi, doğacak BAHAULLAH güneşinin bir habercisi idi. Bu gelişin müjdesini bütün eserlerinde ve bilhassa Ahsen-ül Kısas'ında açıkladılar. Bir çok zorluklara ve dayanılması güç belalara uğradılar. Şiraz'a, İsfahan'a ve oradan Tebriz'e sürüldüler. Maku ve Çehrik kalelerinde hapsedildiler. Bu kutlu günde de çalışmak BAHAİ'ler için haramdır.
4— Hz.BAHAULLAH'ın Vefatı (29 Mayis 1892, sabah saat 03.00 de)
BAHAULLAH 8 Mayıs 1892 de hastalanarak, ateşleri biraz yükseldiysede ertesi gün iyileştiler. Bunu takip eden günlerde de zaman zaman rahatsız oldular.
Bugün için yapılan anma toplantılarında BAHAULLAH'ın yasamından bahsedilir, eserlerinden ve levihlerinden bir miktar okunur ve ayrıca Ziyaretname de okunur. Bu günde çalışmak haramdır.
HZ.BAHAULLAH'A VE HZ.BAB'A MAHSUS ZIYARETNAME
Ey Ululuğun Mazharı, Ölümsüzlüğün Sultanı ve yerde gökte bulunanların Padişahı! Senin yüce nefsinden görünenin övgüsü ve Senin Ebha Cemali'nden doğanın Baha'sı, Senin üzerine olsun: Tanıklık ederim ki; Allah'ın Saltanat ve iktidarı,Azamet ve Ululuğu Seninle göründü. Kıdem Güneşleri, kader göğünde Seninle parladı ve görünmeyenin Cemali, Beda ufkundan Seninle yükseldi. Yine tanıklık ederim ki; Senin Kalemi'nin tek bir hareketiyle, «Kaf» ve «Nun» hükmü göründü. Allah'ın gizli sırrı belirdi, varlık başladi ve Zuhurlar gönderildi.
Yine tanıklık ederim ki; Mabud'un Cemali Senin Cemalin ile göründü. Maksud'un Yüzü Senin yüzünde parladı. Katından inen tek bir kelime üzerine varlıklar ikiye ayrılarak, içten inananlar en yüksek zirveye ve Tanrı'ya eş koşanlar en aşağı katlara indi.
Ve yine tanıklık ederim ki; Seni tanıyan, Allah'ı tanımış oldu. Senin görüşmene eren Allah'ın görüşmesine ermiş oldu. 0 halde; ne mutlu Sana ve ayetlerine inanıp saltanatına boyun eğene, Senin görüsmenle onurlanıp, Senin hoşnutluğuna erene ve Senin çevrende donup Senin Arş'ın önüne gelene! Vay Sana zulmedene, Seni inkar edene, ayetlerine küfredene, saltanatına karşı gelene, nefsinle savaş edene, yüzüne karşı kibirlenene, delilinle mücadele eyliyene, hükümet ve iktidarından kaçarak, Emir Parmağı ile Kutsal Levihlerde Tanrı'ya eş koşanlar diye yazılmış olan kimselere katılana!
Ey ilahım ve Sevgilim! Kendi rahmet ve bagışının sağından, bana lütuflarının kutsal kokularını gönder.Gönder ki; beni, benden ve dünyadan alıp Senin yakınlık ve görüşmenin yönüne götürsü. Sen gerçekten dilediğini yapabilen ve her şeyi kuşatansın.
Ey Allah'ın Cemali! Allah'ın övgüsü ve Anısı, Allah'ın Baha'sı ve Nuru Senin üzerine olsun. Tanıklık ederim ki, yaratılışın gözü, Sana benzer bir mazlum görmemiştir. Günlerini, bela kasırgaları içinde geçirdin. Kah zincirler ve boyun laleleri, kah düşman kılıçları altında idin. Bütün bunlarla beraber; Bilici ve Hikmetli'nin katından Sana emrolunanı, İnsanlara emrettin. Ruhum cefalarına feda, nefsim, belalarına kurban.
Senin yüzün hürmetine, yüzlerini, yüzünün nurlarıyla nurlandırıp emrolundukları şeye, sevgin uğruna uymuş olanların yüzü hürmetine Allah'tan dilerim ki; Seninle yaratıkların arasında gerilen perdeleri kaldırasın ve dünya ile Ahiret'in hayırlarından beni rızıklandırasın. Sen güçlüsün, yücesin, azizsin, yarlıgayıcısın, acıyansın.
Sidre'ye ve yapraklarına, Ağsan'ına ve Efnan'ına,Usul ve Furu'una, Senin güzel isimlerin ve yüce sıfatların devamı süresince, Allah'ın selam ve salatı olsun. Onları saldırganların kötülüklerinden ve zalimlerin askerlerinden Sen koru. Sen iktidar ve güç sahibisin. Allah'ın selam ve salatı, Sana eren kadın ve erkek kullarına olsun. Sen cömertsin, büyük fazıl sahibisin. Senden başka bağışlayıcı ve affedici Tanrı yoktur.
5— Hz.BAB'in şahadeti (9 Temmuz 1850, takriben öğle zamanı) BAB'ın çagrısı ve kısa bir zaman içerisinde etrafında toplanan, bu çağrıya inananların günden güne artması Şii din bilginlerini ve bunların kışkırtmalarıyla Devlet büyüklerini telaşa ve düşmanlık beslemelerine sebeb oldu. Tutuklanarak Maku kalesinde dokuz ay ve Çehrik kalesinde Yirmiyedi ay hapsedildiler. Sonra Tebriz'e getirilerek sorguya çekildiler. Burada da «Bin seneden beri ismini çağırdığınız, artık görün diye yakardığınız, görüşmeğe can attığınız ve bir an önce gelişini TANRI'ya yalvararak istediğiniz vadedilen kimse benim» diye iddiasını tekrarladı. Artık feci sonuç kararı verilmişti. O'nu ordugahın bir hücresine kapadılar. Ertesi gün ordugah meydanına iki direk çakıldı ve birine Hz. BAB, diğerine kendi canını Mevlası için fedadan çekinmeyen dostu Muhammed Ali'yi bağladılar. Karşıya üç sıra asker dizildi ve verilen emirle her sıra birbiri peşine silahlarını ateşlediler. 750 silahın meydana getirdiği barut dumanı ortalığı tamamen kararttı dumanlar çekilince görüldü ki silahlardan çıkan kurşunlar yalnız ipleri koparmıştı. Hz.BAB'ın dostu Muhammed Ali yerde ayakta duruyor. Fakat BAB ortalarda yoktu. Araştırılınca, BAB'ın kendi hücresinde vahiy katibi Aka Seyyid Hüseyin'e son sözlerini ve emirlerini vermekte olduğu görüldü. Hz.BAB, hücreye girildiğini görünce «Seyyid Hüseyin ile konuşmam sona erdi. şimdi görevinizi yapabilirsiniz» dedi. ikinci defa başka grup askerler tarafından yapılan ateşle Hz.BAB ve sevgili dostunun vücutları yüzlerce kurşun ile delik deşik edildi. Akşama doğru her iki kutsal vücut meydandan alınarak, şehrin dışınaki bir hendeğe atıldı. Ertesi gün gece yarısı, Babilerden Hacı Süleyman Han tarafından oradan alınarak hazırlanan bir tabuta kondu ve güvenilir bir yerde saklandı. Sonra Tahran'a nakil edildi. Bu şehirde uzun bir müddet muhtelif yerlerde saklandı ve sonunda Hz.ABDÜLBAHA emriyle Hayfa'ya getirildi ve daimi istirahat edeceği yer olan Makam-ı Ala'ya bırakıldı.
işte küçük bir tarihçesi yazılan bu şahadet gününde çalışmak haramdır. Yapılan anma toplantısında eserlerinden ve yaşam hikayesinden bazı kısımlar ve dualar okunur. Sonunda Hz-BAHAULLAH'ın vefatı kısmında yazılan ZİYARETNAME okunur.
6— Hz.BAB'ın doğum günü (20 Ekim 1819) : Hz.BAB, RABBI ALA, NOKTA-İ ULA, Mübesşiri CEMAL-i EBHA, NOKTA-i BEYAN ile lakaplandırılan Seyyid Ali Muhammed 20 Ekim 1819 da şiraz şehrinde doğdular. Küçük yaşlarında iken babaları vefat ettiğinden dayıları Mirza Seyyid Ali'nin himayesine girdiler. Düzenli bir eğitim görmediler. Genç Yaşlarında Necef ve Karbela'yı ziyaret ettiler. Yedi ay sonra döndüklerinde dayılarıyla beraber ticaretle meşgul oldular. 1842 yılında Hatice hanımla evlendiler ve bir çocukları oldu. Adını Ahmet koydular, fakat bi'setten bir sene önce vefat etti.
Bugünde çalışmak haramdır. Anma toplantısında yaşamları anlatılır, eserlerinden parçalarla aşağıda ki levih de okunur.
Hz.BAB'ın Doğum Gününde okunan Levih :
TANRI'NIN KENDİ AZİZ VE VEDUD ISMINE MÜJDECI KILDIĞI YENI DOGMUŞ OLANIN ADIYLA
Bu, Bizim Katımızdan kutlu bir geceye bir levihtir. 0 gecededir ki gökler ve yer bir Güneş'in doğmasıyla parıldadı ve alemlerde bulunanlar O'nun ışığıyla aydınlandı. Tanrı'nın Günü sende doğduğu için ne mutlu sana, ey gece! Biz bu günü, isimler şehirlerinde oturanlar için bir mutluluk meşalesi, ölümsüzlük meydanlarında koşanlar için bir kurtuluş kadehi, yaratık aleminde bulunanlar için bir ferah ve sevinç kaynağı kıldık. Onu, bu isim ile söyleten Tanrı, 0 Ulu gök yaratıcısı yüce olsun. Bu isim iledir ki, kuruntunun perdeleri yırtıldı. Sanıların sisi dağıldı. Kayyum'un ismi kesin bilgi ufkundan parladı. Yine o gündedir ki, hayat şarabının mührü koparıldı. ilim ve beyan kapısı dünyada olanlara açıldı. Rahman'nın esintileri şehirler üzerine esti. Ne güzeldir o an; o anki, her şeyi bilen güçlü ve hikmetli Tanrı'nın Hazinesi onda açığa çıktı.
Ey yerde ve gökte bulunanların topluluğu! Bu gece, anlatmakla anlaşılmayan ve vasıflandırmakla vasıflanmayan Birisinin doğmuş olduğu ikinci bir geceyi işaretleyen birinci gecedir. Ne mutlu bu iki gece üzerinde düşünenlere! Böyle bir kimse, dışı tıpkı iç gibi görür ve Tanrı'nın bu Zuhur'daki sırlarını öğrenmiş olur. Bu Zuhur'dadır ki, şirkin direkleri sarsıldı, boş inançların putları devrildi ve. «0 gerçekten, tek, bir, yüce, ulu, güçlu, koruyucu ve yaklaşılmaz olan biricik TANRI'dır» sancağı yükseldi.
Bu gecededir ki, kavuşmanın güzel kokuları yayıldı ve görüşme kapısı onda açıldı. Her şey: «Padişahlık alemleri kuşatan bir saltanat ile gelen isimler Maliki'ne mahsustu>> diye seslendi. Yine bu gecededir ki, Mele-i Ala kendi en yüce ve nurlu Rab'larını ve isimlerin gerçeklerini, ilkin ve sonun Malik'ini bu Zuhur'dan ötürü yücelttiler.
Bu Zuhur üzerindedir ki, dağlar zengin ve yüce Tanrı'ya doğru kanatlandı. Gönüller Sevgili'nin yönüne döndü. Yapraklar özleyiş yelleriyle kımıldadı. Ağaçlar isteğini Yapan'ın nidasıyla coşarak seslendi. Dünya, Kıdem Maliki'nin görüşme heyecanıyla titred. Bütün şeyler bu ism-i Azam'ın açığa çıkardığı saklı Kelime'nin etkisiyle varlık sahasında göründü.
Ey Bol Bagışlayan'ın Gecesi! Biz, sende Kitap Anası'nı görüyoruz. Acaba, gördüğümüz gerçekten bir yeni doğan mı, yoksa bir Kitap mı? Hayır, hayatıma yemin olsun, bütün bunlar isimden başka bir şey değil. Tanrı, O'nu onlardan kutsal kılmıştır. O'nun vasıtasıyladır ki, gizlideki görünmez ve Tanrı Hazinesi'ndeki sır açığa çıktı. Hayır, hayatıma yemin olsun, bütün bunlar birer sıfat olmaktan öteye geçemez. 0 ise, onların sultanı. Onunladir ki: «0ndan önce Allah'tan özge bir ilah yoktur» sözünün mazharları zahir oldu. Ne mutlu kesin bilgiye inananlara ! Söz buraya gelince, Kalem-i Ala bayılıp düştü ve dedi: <<Ey isimlerle anılmayan Kimse ! Beni yer ve gök üzerine koruyucu olan saltanatınla affet ; çünkü ben Senin yaratmanla yaratıldım. Şu halde, yaratma alanına çıkmış olan bir şey tarafından anılamıyacak olanı, ben nasıl anabilirim? Bununla beraber, Senin izzetine yemin olsun, Senin bana ilham buyurduğunu açıklarsam, bütün varlıklar sevinçten yok olur. Ya bu yüksek makamda ve yüce makamda, Senin beyan denizinin dalgalanışlarını anlatacak olsam, ne olur halleri?
Rabb'im! Bu Ulu Makam'ı anmağa dili dönmiyen bu kalemi Sen af buyur. Ve sonra ey Malik'im ve Sultan'ım! Bana acı ve Senin önünde işlediğim bu suça göz yum. Sen gerçekten vericisin, güçlüsün, yarlıgayıcısın ve kerem sahibisin.
7— Hz.BAHAULLAH'ın Doğum Günü (12 Kasim 1817)
Hz.BAHAULLAH Tahran'da dünyaya geldiler. Kendileri, devlet adamları ve vezirler yetiştiren bir ailedendiler. Okul ve medresede okumadılar. Bununla beraber çocukluğundan itibaren farklı ve üstün bir yeteneğe, güzel konuşmağa ve etrafındakileri inandırma yeteneğine sahiptiler. Bu hususta oğlu Hz.ABDULBAHA diyor ki <<13-14 yaşlarında iken, bilgisi ün salmıştı. Hangi konu olursa olsun konuşur, her problemi çözmeden elden bırakmazdı. Hocalarla çekişir, güç ve karışık dini meseleleri cevaplandırarak dinliyenleri kendisine hayran bırakırdı.>> Babalarının vefatı üzerine genç yaslarında ailenin maddi ve manevi yüklerini omuzları üzerine aldılar. (Hicri 1251 yılında Mirza İsmail Nuri’nin kızı Asiye hanımla evlendiler. Bu birleşmeden HZ.ABDULBAHA, Mırza Mehdi, (Gosmaz Ahtar) ve Bahaiye hanım dünyaya geldi) Yasamları baştan başa hapislerde ve sürgünlüklerde, bela ve zorluklar içerisinde geçti. Yaşam yıllarını dört bölümde toplayabiliriz. a) 27 yıl süren birinci bölümde, BAHAULLAH hanedana mensup bir ailenin ferdidir. Rahattır, varlıklıdır. Yoksullara ve muhtaçlara yardım etmesini ve onları korumasını severler. b) 9 yıl süren ikinci bölümde, BAHAULLAH Hz.BAB'ın Emrini kabul etmiş üstün bir dindardır. Bu yıllarda BAB'ın emrini yaymağa çalışmaktadır. c) 4 aydan ibaret olan ve Tahranda Siyahçal zindanında geçen bu bölümde BAHAULLAH, zorluklar, sıkıntılar, üzüntüler ve işkenceler içerisinde kıvranmaktadır. d) Bu sürgünlükler bölümüdür. 12 Ocak 1853 de Bagdat'a sürgünle başlar; istanbul, Edirne ve sonra Akka'da devam eder ve burada vefatlarıyla sona erer.
Hz.BAHAULLAH'ın doğum gününde çalışılması haram olan günlerdendir. Anma toplantılarında eserleri, levihleri ve aşağıdaki doğum levhi okunur.
BAHAULLAH'ın Doğum günü okunacak levih :
0 KUTSAL, YÜCE VE ULUDUR
Doğum Bayramı geldi, güçlü, aziz ve çok şefkatli olan Tanrı'nın Cemali Taht üzerine yerleşti. Ne mutlu o kimseye ki, bu günde, Yüz'ün önüne gelir, koruyucu ve kayyum olan Tanrı'nın gözü ona bakar. Söyle: Biz, padişahlar aleyhimize geçtikleri halde, bu Bayramı Sicn-i Azam'da tuttuk. Zalimlerin baskısı ve dünyanın orduları, Bizi geri tutamadı. Rahman'nın bu övülmüş makamda tanıklığı budur. Söyle: itminanın Özü, imkanın yaygaralarından hiç telaş eder mi? O'nun, olmuş ve olacak her şeyin üzerine parlayan Cemali'ne yemin olsun ki, asla! Bu, Tanrı'nın bütün şeyleri kuşatan satvetidir. Bu, O'nun her gören ve görülen üzerine koruyucu kudretidir.
iktidar ipine yapışınız ve sonra istediğini yapan Rabb’ınızı her gizli görünmez üzerine ışık serpen bu tanda anınız. Kıdem Dili, ağzı mühürlü şarabın açılmasına tanık olan bu günlerde, işte böyle söz söyledi. Tanrı'ya küfreylemiş olanların boş inançları sizi iztiraba düşürmesin veya sanılar sizi bu kurulu köprüden uzak tutmasın.
Ey Baha Ehli! Rahman olan Rabbı'nızın sevgisi havasında feragat kanatlarını açıp Uçunuz ve sonra O'na Levh-i Mahfuz'da yazılı olan şey ile yardımda bulununuz. Herhangi bir kimse ile mücadelede bulunmayınız. Tanrı'nın hoş kokuları ve sözleriyle ortaya çıkınız. Bütün yüzler bunlarla Tanrı'ya yönelir. Bu gün gaflette kalanlar kendi nefsani arzularının şarabı ile sarhoş olup anlamaktan mahrumdurlar. Ne mutlu Rabb'ının ayetlerine matla olan Kimse'ye, alçak gönüllülük ve pişmanlık içerisinde yönelene!
Sen, İnsanlar içersinde ayaklan ve sonra onlara Aziz ve Muhtar olan Rab'larının kitabında inmiş olanları hatırlat. Söyle: Tanrı'dan korkunuz, her şüpheci günahkarın peşinde gidenlerin kuruntularına uymayınız. Isimlerin Maliki olan Rabb'ınızın tahtı yönüne aydın yüreklerle yöneliniz. 0, gerçekten sizi hakikatla kuvvetlendirir. Aziz ve bol verici Tanrı ancak O'dur.
Ulu Deniz gözlerinizin önünde dururken su birikintilerine ne koşup duruyorsunuz? Yüzlerinizi bu yana çeviriniz ve Allah'a ortak koşan her hilekara uymayınız. işte ölümsüzlük kuşu Sidret-ül Münteha'nın dalları üzerinde böyle öttü. Tanrı'ya yemin olsun, 0, öyle bir ötüş öttü ki Mele-i Ala, sonra isim şehirlerinin sakinleri ve daha sonra sabah akşam Taht'ın çevresini dönenler coşup kendinden geçtiler. Rahman olan Rabb'ınızın istek göğünden Beyan sağnakları işte böyle boşandı. Ey Kavim! ileri geliniz. Tanrı'nın ayetleri ile, 0 ayetlerin indiği sırada karşı çıkanlara ve Rahman olan Rabb'ınıza delil ve burhan geldiği sırada küfreylemiş bulunanlara uymayınız.
Hz.ABDÜLBAHA ise 28 Kasım 1921 de vefat ettiler. Bugün çalışılması haram olan günlerden sayılmaz. Yalnız BAHAİ'ler o gün sabah saat 1.00 de bir araya gelerek bir anma toplantısı yaparlar; Levih, Dua ve yaşam tarihinden bir miktar okurlar. Kendilerine ait Ziyaretnameyi de okuriar.
Hz.ABDÜLBAHA'nın Ziyaretnamesi :
HZ.ABDÜLBAHA'NIN VEFATININ YILDÖNÜMLERİNDE VE iSTENDİĞİ ZAMANLARDA OKUNABİLEN «ZİYARETNAME»
<<Her kim bu münacatı içten gelen bir yalvarı ve yakarı ile okursa, Ben kulun yüreğini sevinçle dolmasına sebep olur ve benimle yüz yüze görüşmüş olur».
İlahi! İlahi! Yalvarı ve yakarı ile ellerimi Sana doğru uzatıyor ve sağduyuya sahip hakikat ehlinin idraklerine sığınmayan Kutsal Eşiğini örten topraklara yüz sürüyor yalvarıyorum ki; Rabb'im! Senin Birlik kapında alçak gönüllülükle bekliyen bu kuluna kendi merhametli gözlerinle bakasın ve onu ebedi rahmet denizlerine daldırasın.
Ey Rabb'im! Senin ellerin arasında olan bu yoksul kulun ve yalvarıcı kölen, Sana yalvarı ve yakarı ile yönelerek, Sana sığınarak ve Sana güvenerek sesleniyor: Rabb'im! Seni seven dostlarının hizmetinde beni başarılı kıl. Birliğinin huzurunda kulluk etmek için bana güç ver. Alnımı Senin Kutsal alanının kulluk nurlarıyla nurlandır ve Senin Ulu Melekut'una yönelt. Beni Uluhiyet kapısının eşiğinde gerçek bir faniliğe ulaştır ve Senin Tanrılık alanında daima gerçek bir yokluğa kavuşabilmem için bana yardım et.
Rabb'im! Bana fanilik kadehinden içir, bana fanilik elbisesini giydir, beni fanilik denizine batır, beni dostların gelip geçtikleri yollarda toz toprak eyle ve beni Senin yolunda yüriyen seçkinlerin bastığı topraklara feda eyle.
Ey aziz Ulu Rab! Sen gerçekten cömert ve Yüceler Yücesisin. işte Senin kulun sabahın erkeninde ve akşam Sana böyle sesleniyor. Rabb'im! Senin kendi Emri'ne ve kullarına hizmet etmek uğrunda onun beslediği arzuları gerçekleştir. Onun içini aydınlat, kandilini yak, yüreğini ferahlandır. Sen cömertsin, acıyıcısın, bagışlayıcısın ve Sen gerçekten azizsin, şefkatlisin, merhametlisin. Abdülbaha Abbas
Emrin Velisi Hz.ŞEVKİ RABBANİ'nin vefatı 4 Kasım 1957 dir. BAHAİ'ler için bugünde çalışılması haram olan günlerden değildir. Emrin Velisi hayatta iken özel anma toplantısı istemediklerinden bir anma toplantısı yapılmaz. Vefat anma toplantılarında siyah elbise giymek şart degildir. Yalnız ahbabların, sade ve koyu renkli elbise giymeleri daha uygundur.
21 - BAHAİ TAKVİMİ BAHAİ takvimini Hz.BAB ortaya koymuş ve Hz.BAHAULLAH, bunu değiştirmeden kabul etmiştir. BAHAİ yılı, güneş yılı olup Hz.BAB'ın Emrini açıkladığı yılın ilk Nevruz'undan başlar. Buna göre, BAHAİ takvimi başlangıcı 1844 miladi senesine rastlar.
Güneşin koç burcuna girmesiyle yıl başlamış olur.Yılın bu günü BAHA ayının ilk günüdür. Ondokuz gün süren BAHAİ Orucu sona erer ve o gün Nevruz Bayramı olarak kutlanır.
BAHAİ yılı, Ondokuz aya bölünmüştür ve her ay Ondokuz günden oluşur. Buna göre
yıl 361 gün tutar. Güneş yılı ise, 365 dir ve dört yılda bir defa artık yıl
(Kebise yılı), 366 gün olduğundan aradaki 4 ve artık yıldaki 5 gün fark «HA»
günleri veya <<ATA>> günleri (26
şubattan 1 Marta kadar) olarak kabul edilmiş ve
BAHAİ takviminde ki ayların adları :
Ay sırası Ayların adı Miladi takvimine rastlayan aylar 1 Baha 21/3 – 8/4 2 Celal 9/4 - 28/4 3 Cemal 29/4 - 16/5 4 Azamet 17/5 - 4/6 5 Nur 5/6 - 23/6 6 Rahmet 24/6 - 12/7 7 Kelimat 13/7 - 31/7 8 Kemal 1/8 — 19/8 9 Esma20/8 — 7/9 10 İzzet 8/9 — 26/9 11 Müşiyyet 27/9 — 15/10 12 İlim 16/10 - 3/11 13 Kudret 4/11 — 22/11 14 Kavl 23/11— 11/12 15 Mesail 12/12 — 30/12 16 Şeref 31/12 — 18/1 17 Sultan 19/1 — 6/2 18 Mülk7/2 — 25/2 «HA» veya «ATA» günleri 26/2 — l/3 19 Ala 2/3 - 20/3
Ayın günlerinde aynı adlarla adlandırılır. Örneğin: Baha ayının Baha günü, Baha ayının Cemal günü gibi. Haftanın günleride TANRI özelliklerinden alınmıştır. Şöyledir :
Pazar Cemal günü Pazartesi Kemal günü Salı Fezzal günü Çarşamba Addal günü Perşembe İsticlal günü Cuma İstiklal günü Cumartesi Celal günü
<<HA veya ATA>> günlerinde ziyafetler tertip edilir. Neş'e ve mutluluk içerisinde levih ve dualar okunur. TANRI, şükür ve övgü ile anılır. Bu günlerde fakirlere yiyecekler verilir sofralar dizilir ve bağışlarda bulunulur.
<<HA>> veya <<ATA>> günü duası :
ULU ADIMLA Ey Tanrım! Ey Ateşim! Ey Işığım! Ey İsimlerin Maliki! Kitabında <<HA Günleri>> dediğin günler, işte geldi. Yaratık dünyasında bulunanlara yüce kelimenle ödev kıldığın oruç günleri yaklaştı. Herkese civarında bir yurt ve yüzün nurunun belirdiği yerde bir barınak ver. Bunu, Senden bu günler ve bu günlerde Senin buyruk ipine ve hüküm kulpuna yapişanlar yüzü hürmetine dilerim. Ey Tannm! Bunlar,nefsani arzulara değil, Kitabında indirdiğin buyruklara uyan kullardır. Onlar, Senin buyruğuna boyun eğmişler; Senden aldıkları güçle kitabını tutmuşlar; Senin katından emrolunanı yapmışlar; kendileri için indirileni seçmişlerdir. Ey Tanrım! Senin levihlerinde indirdiğin her şeyi kabul ve itiraf ettiklerini görüyorsun.
Ey Tanrım! Bağışlayıcı elinle onlara ölümsüzlük Kevserinden içir. Onlara, Buluşma denizine dalıp kavuşma şarabına erenlerin mükafatını yaz. Ey yüreği kullara acıyan padişahlar Sahibi! Onlara bu ve öbür dünyanın bütün iyi şeylerini takdir etmeni; yaratıklarından hiç birinin bilmediği şeyi, onlar için yazmanı; onları, Senin çevrende dönenlerden ve bütün alemlerinde Senin Tahtın etrafında dönecek olanlardan eylemeni Senden dilerim. Sen güçlüsün, bilicisin, her şeyden haberdarsın.
22 - BAHAİ DİNINDE DIĞER ŞER'I HÜKUMLER BAHAİ Dininde bulunan şer'i hükümleri sıralamak pek uzun ve fazla yer alacağından, bazılarını sıralamayı yeter bulmaktayız :
1— ipek giysi ve bazı hayvan derilerinden dikilmiş giysiler başka dinlerde yasaklanmışsada, BAHAİ dininde kaldırılarak dostlar serbest bırakılmıştır. Yalnız, bugünün gülünç olan ve kınanan modalarını taklit etmekfen uzaklaşmak gerektir. Hz. BAHAULLAH Yedinci Beşarat'ında buyuruyorlar <<Giysi şeklini ve saç ile sakal kesim şeklini kulların iradesine bıraktık. Yalnız ey dostlar! Nefsinizi bilgisizlerin oyuncağı yapmayınız.>>
2— Her türlü av hayvanlarını yemek helaldır. Avda yaralanan hayvanlara ulaşıncaya kadar eğer hayvan ölürse onun etini yemek haramdır.
3— Önce ki dinde yasaklanan, her türlü altın ve gümüş kaplarda yemek ve içmek helal kılınmıştır.
4— BAHAİ Dininde her türlü köle alım ve satımı tamamen haramdır.
5— BAHAİ Dininde ölçülü ve insaf hududu içerisinde Faiz, Akdes Kitabının şer'i emri gereğince helal kılındı. Hz.BAHAULLAH bu hususta işrakat levhinde buyuruyorlar <<Bugün kendi soydaşına, yurttaşına, kardeşine faizsiz ödünç para verecek kimselere az rastlanır. Onun için, İnsanlara fazlımızın bir eseri olarak faizi de halk arasında elde dönen diğer alış veriş niteliğine soktuk. Yani, ödünç paranın faizi, bu açık hükmün, TANRI göğünden indirildiği andan itibaren helaldir, iyidir ve temizdir... 0, gerçekten dilediği gibi hükmeder. 0, faizi bundan önce haram kılmış olduğu gibi, şimdi de helal kılmıştır. Emir melekutu O'nun avucu içindedir. Yapar ve Emreder. Fakat bu işte ölçu ve insaf gözetilmelidir.>>
6— Hastaların, usta doktorlara gösterilmesi ve verilecek ilaçların kullanılması ve tavsiyelerin dinlenmesi bu dinde emir edilmiştir.
7— Diğer Dinlerde ve onların mensuplariyle samimi ve sıcak bir ilişki kurmak BAHAİ dininde emredilmiştir. Bu içten ilgi, İnsanlar arasında anlaşma ve birlik sebebi olur. Anlaşma, uyuşma ve birlik ise bütün insanların düzen içerisinde mutlu olarak yasamlarına sebeb olur. Hz.ABDÜLBAHA buyuruyorlar <<Bu zuhur, büyük bağışların ve rahmetlerin zuhurudur. çünkü, cihat (Savaş) hükmüne kitabtan tamamen sildiler ve yasakladılar ve bütün diğer Dinlerle gönülden bir istekle iyi geçininiz emrini verdiler.>>
8— BAHAİ Dininde öldürme (katletme), Akdes Kitabının şer'i emrine göre kesin olarak yasaklanmıştır.
9— Çekiştirme (gıybet) ve suç yükleme (iftira),BAHAİ Dininde hiç beğenilmeyen ve yasak olan fena huylardan sayılmıştır. Hatta, öldürme ve zina kadar iğrenç görülmektedir. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Ey dostlar! Dil Beni anmanız için bir vasıtadır, onu gıybet ile kirletmeyiniz. Eğer nefsiniz bu arzuyu gösteriyorsa, kendi ayıplarınızla uğraşınız. Benim kullarımın ayıplarını dedikodu yapmayınız.>> Hz-ABDÜLBAHA da diyorlar <<Umulur ki TANRI dostları, çekiştirmekten ve suç yüklemeden tamamen uzaklaşır ve birbirini övgü ile anarlar... En beğenilmeyen huy, başkalarının ayıplarını daima arayan huylardır.>> Yine HzABDÜLBAHA buyuruyorlar <<Ey TANRI'nın dostları! Fesattan uzak durunuz. Fitne ateşinden sakınınız. Zira fitne ateşi, evreni ateşe verir; gece demez, gündüz demez TANRI yapısını yıkar. Kışkırtıcılardan tamamen uzak durunuz. Sevgiden, uysallıktan, bağlılıktan ve emanetten başka şeylere sarılmayınız.>>
10— BAHAİ Dininde el öpmek saygi maksadıyla secde etmek ve yere kapanmak haram kılınmıştır.
11— BAHAİ Dininde, şahısların başkaları yanında, TANRI'dan hataları için af dilemesi (günah çıkarmak) yasaklanmıştır. Başkalarının yanında, şahsın hatasını açıklaması, onun hör görülmesine ve aşağılanmasına sebeb olur. Halbuki TANRI, hiç bir zaman kendi kullarını alçalmış görmek istemez. Bağışlanma; yalnız TANRI'dan ve O'na yönelerek istenir.
12— Saç kazımak BAHAİ Dininde haram görülmüştür.
13 __ Emanet ve dürüstlüğe BAHAİ dininde çok önem verilir. HZ.ABDÜLBAHA bu hususta diyorlar <<Bu devirde emanet, BAHAİ dininin yanıtı ve derin bağlılığının sebebidir.>>
14— Kitab-ı Akdes'e göre uyuşmazlık, çekişme,kavga ve vuruşma tamamen haramdı. İğrenç huylardan sayılır Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar << Dil TANRI'nın anılmasına mahsustur. Bunu, başkalarını çekiştirmekle kirletmeyiniz.>> Yine buyuruyorlar <<Kavganın zehiri uyuşmazlıktır. TANRI'dan dileyiniz ki aradaki uyuşmazlık, anlaşmağa ve birleşmeğe çevrilsin.>> Diğer bir yerde de <<Bir olayda eğer en ufak bir bozgunculuk, çekişme, kavga veya başkasının üzüntüsünü hissederseniz, TANRI hatırı için bu işten tamamen uzaklaşınız.>> ve diyorlar <<Ey BAHAİ'ler! Sizler TANRI sevgisinin ve iyiliğinin doğduğu noktalarsınız. Dilinizi hiç bir zaman kimseyi sövmeğe veya lanetlemeğe kullanmayınız>> Uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması ve yerini anlaşma ile birliğe bırakması hakkında Hz.BAHAULLAH'ın pek çok öğütleri ve uyarmaları vardır. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Ey Dünya İnsanlar! TANRI, bu dinde uyuşmazlık, bozgunculuk ve ayrılık sebeblerini kitaptan kaldırdı. Sevgi, anlaşma ve birleşme sebeblerini yerine koydu.>> yine <<Dostları tekrar hatırlatır ve öğütleriz ki bozgunculuk (fesat) kokusunu duydukları yerden hemen uzaklaşsınlar ve kaçsınlar.>> Hz.BAHAULLAH dostlarından tekrar rica ediyor ve diyor ki <<Ben kendimi yer yüzünde oturanların birliği yolunda feda ettim. Dostlar! çalışınız ki uyuşmazlık eserleri yer yüzünden silinsin ve birlik ışıkları İnsanlar arasında parlasın.>>
15— İnsanların birbirine kuruntu (gurur) beslemeleri, boş şeylerle övünmeleri ve
büyüklük tasalaması BAHAİ dininde uygun ve beğenilen bir huy değildir.
Hz.BAHAULLAH, Kelimat-ı Firdevsiye'de buyuruyorlar <<Alçak gönüllülük, insanı
izzet ve iktidar göklerine çıkarır; gurur ise alçalmaya ve hakir görülmeğe sebeb
olur.>> Hz.ABDÜLBAHA'da diyor ki <<Kendini beğenmişlik uyuşmazlık ve bozuşmanın
baş sebebidir.
16— Yalan söylemek kadar kötü bir huy yoktur. Hz.ABDÜLBAHA diyorlar <<Bir tek yalan kelime sizi TANRI katından tamamen uzaklaştırır.>> Hz.BAHAULLAH Hikmet levhinde buyuruyorlar <<Gözde iffetli, elde güvenilir, dilde doğru ve yürekte TANRI'yı anıcı olunuz.>>
17— Zina ve Livata fiili, BAHAİ şer'i hükmüne göre iğrenç ve haramdır.
18— Yolda, çarşı ve pazarda TANRI'yı anmak ve anar görünmek haramdır.
19— TANRI kelimelerini açıklamak, başka anlamda yorumlamak, TANRI öğretilerini değiştirmek ve öğretilerin dışında hareket etmek haramdır. Hadislere,söylentilere ve anlatılan sözlü emirlere hiç değer verilmez. Bunlar kesin bir yargı veya yasa olamazlar. Her BAHAİ, yalnız BAHAULLAH'ın şer'i emirlerine itaat eder. şer'i hükürnler yazılı ve açık anlamlıdır. Bununla beraber Hz.BAHAULLAH, bunların yorumunu ve açıklamalarını gerektiği zaman yalnız, Hz.ABDÜLBAHA'ya Hz.Veliyy-i Emrullah'a ve yüce Adalet evine bırakmıştır. Akdes Kitabında bulunmiyan ve gereksinme duyulabilecek emir ve yasaları ancak yüce Adalet evi koyabilecektir. Adalet Evinin aldığı kararlar şer'i hüküm sayılırlar.
20— Yaralayıcı ve öldürücü silah taşımak, lüzumlu haller dışında haramdır.
21— Kumar oynamak BAHAİ şer'i hükmü gereğince haramdır. Talih oyunları hakkındaki karar ise, Adalet Evine racidir. 18 Temmuz 1982 tarihli mektublarında <<Talih oyunları hakkında bir Nass yoktur. Ancak Hz.ABDÜLBAHA'nın vasiyetnamelerinde bu kararı Yüce Adalet Evine bırakmışlardır. şimdi, Mahfiller mani olmaktan veya arzularına göre bu fiili övme veya yermekten kaçınılmalıdırlar. Adalet Evinin kararına kadar dostları serbest ve özgür bıraksınlar>> diyorlar.
22— BAHAİ dininde musiki, güzel sanatların bir dalı sayılmıştır. Musiki aleti çalmak ve güzel bir sesle şarkı söylemek günah değildir. Hz.ABDÜLBAHA bir levihlerinde buyuruyorlar <<Bu yeni devirde Hz.BAHAULLAH evham perdelerini yaktı ve doğu halkının bağnazlıklarını kötülediler ve ayıpladılar. Doğu milletlerin bazılarında çalgı ve güzel sesle okumak ayıplanmakta ve beğenilmemekte idi. Fakat bu yeni ve aydın devirde BAHAULLAH bir çok levihlerinde musiki ve güzel sesin ruhun ve kalbin, ruhani gıdası olduğunu açıkladılar. Musiki, güzel sanatlardandır. Üzüntülü kalbin ferahlanmasına sebeb olur. 0 halde ey dost! Iç açıcı güzel bir sesle TANRI kelime ve ayetlerini toplum içerisinde ve mahfillerde oku ki, dinleyicilerin kalbleri üzüntü ve gamdan azat olsun, yürekleri heyecana gelsin ve TANRI melekutuna yönelsinler.>> Diğer bir yerde ise <<Musiki övülen bir sanattır>> diyorlar.
23— Hz.Bahaullah Akdes Kitaplarında, bütün İnsanları müşterek bir dilde öğretim yapmalarını emretmişlerdir. Bu şekilde bütün İnsanlar birbirini kolayca anlayacak, birbirinin fen, edebiyat ve bütün ilerliyen ilimlerinden haberdar olacaklardır. Hz.ABDÜLBAHA,bu tek dilin, bütün milletlerin dil bilginleri tarafından ya yaşıyan bir dil veyahut ortaya konacak yeni bir dil olarak seçilmesini tavsiye ediyorlar. Böylece her milletin ana dili yanında, bütün dünya okullarında okutulacak bir dil kazanılmış olunacaktır. 0 zaman Hz- BAHAULLAH'ın söylediği, bütün dünya bir vatan ve bütün İnsanlar bir millet gibi görüleceklerdir.
24— Ev sahibinin izni alınmadan evine girilmesi ve yine izni alınmadan, onun esyalarına el uzatılması haramdır.
25— BAHAİ dininde rivayetlere hiç itibar edilmez. Hz.şevki Efendi Amerika ahbablarına buyuruyorlar <<BAHAİ'ler Hz.ABDÜLBAHA'ya izafa edilen sifahi emir ve hitablara pek ehemmiyet vermemelidirler, ancak sağlığı bizzat ABDÜLBAHA tarafından kabul edilmiş olsun. Hz.BAHAULLAH'ın yasaları ve levihleri bütün BAHAİ'ler için kafi kaynaktır. Olabilir ki ortaya atılan rivayet cazip olsun, fakat buna kanmamak gerektir.>>
26— Sünnet yapılması hakkında bir Nass yoktur. Bundan dolayı yapılması farz değildir. Bu uygulama serbest bırakılmıştır. Fakat bugün Tıp ilmi ve batılılar, sünnet yapılmasının pek çok faydaları karşısında bu yöne yönelmektedirler.
27— Konuşurken ve öğüt verirken mimber üzerine çıkmak haramdır.
28— BAHAİ dininde dilenmek haram ve çok fena bir harekettir. Hz-BAHAULLAH diyorlar <<Fakirler çalışmak ve kazanmak için uğraşı göstermelidirler. çalışma bu yüce dinde gerekli ve TANRI katında beğenilen bir harekettir. çalışmağa uğraşı veren kimseler TANRI'nın bağışına hak kazanırlar.>> Bununla beraber çalışamıyacak kadar aciz ve hasta olanlar Adalet Evi müeseselerinde bakılırlar. Hz.BAHAULLAH buyuruyorlar <<Ey dünya zenginleri! Yoksullar,sizin aranızda olan Ben'im emanetlerimdir, onları koruyunuz.>>
29— Bütün hayvanlara iyi davranılmalıdır. Onları incitmek, aç bırakmak, üzerlerine fazla yük yüklemek, fazla iş yaptırmak ve sopalamak günahtır.
30— BAHAİ dininde dervişlik, müritlik, çilekeşlik,inziva ve manastır hayatı yaşanması yasak edilmiştir. Hz.BAHAULLAH, Kelimat-ı Firdevsiye'de buyuruyorlar <<Ey yer yüzünde oturanlar! İbadet amacıyla bir köşeye çekilmek (inziva) ve zorlu, zahmetli perhiz (riyazet) beğenilen bir hareket değildir... Sizin için yaradılmış olan şeylerden kendinizi yoksun bırakmayınız.>> Yine 3. Napolyon'a gönderdikleri levihte ise <<Ey Rahipler! Kendinizi manastırlarda ve hücrelerde hapsetmeyiniz. Bu yerleri, Emrimle terk ederek kendinizin ve insanlığın faydalanacağı şeylerle uğraşınız. Evleniniz ki; sizlerden yerinizi tutacak kimseler meydana gelsin. Biz'im size Emrimiz, akılsızlıktan sakınarak doğruluğa yapışmak idi. Siz ise, TANRI'nın yollarını bıraktınız ve kendi yollarınızı takip ediyorsunuz. Yüce TANRI'dan korkunuz, akılsızlardan olmayınız. İnsan olmazsa, Ben'i memleketimde kim arar? Özelliklerim nasıl açığa çıkar? Düşününüz, uyuyanlardan ve perdelenenlerden olmaynz>> diyorlar.
31— BAHAİ'ler, içinde bulundukları hükümete itaat etmeleri şeriatça emredilmiştir. Hz.BAHAULLAH Beşaret levhinde diyorlar <<BAHAİ'ler, ülkesinde yaşadıkları hükümete karşı, içtenlikle doğruluk ve güvence göstermelidirler.>> Hz-ABDÜLBAHA'da <<Bugün tarn bir inanç ve güvence içerisinde içtenlikle hükümeti destekliyen ve millete karşı içten bir dostluk ve bağlılık gösteren bir zümre varsa, oda bu mazlum BAHAİ toplumudur>> diyorlar ve ekliyorlar <<0nlarda ki bu itaat ve boyun eğme, EPHA CEMALI'nin açık emri gereğince herkesin tutması gerekli bir buyruğudur.>> Ayrıca bir hataya düşebilecekleri şöylece uyarıyorlar <<Hükümete karşı gelen bir kimse, kendisini gerçek TANRI katında sorumlu, cezayı haketmiş, hatalı ve beğenilmemiş saymalıdır.>> BAHAİ'lerin istek ve amaçları; İnsan birliği, genel barış ve milletlerin birlik ve beraberliği olduğundan, devleti teşkil eden halkla, azınlıklarla, farklı din ve mezhep sahipleriyle, onların işlerine karışmaksızın ve onların görüş ve programlarına kendisini kaptırmaksızın, yalnız kendi inanç çerçevesi içerisinde kalmak şartıyla sevgi, dostluk, beraberlik ve iyi niyet gösterirler. BAHAİ'ler politika ve particilikten çok uzaktadırlar.
32— BAHAİ'ler, inançlarını gizli tutmazlar. Korku veya hikmet sebebiyle sahip oldukları inancı hiç bir zaman saklamazlar; sorulduğunda doğruyu yani Dinlerini açıkça söylerler; ve başkalarının inancına saygı duyarlar. Emrin Velisi buyuruyorlar <<Inançlarınızı hikmet veya korku sebebiyle saklamayınız; bilakis onları gizlemekten çekininiz.>>
33— BAHAİ dininde hiç bir şey gizli degildir. Bütün şer'i hükümler ve dinin yapılmasını ve tutulmasını gerekli gördüğü ödevler; kitaplarda ve levihlerde açıkça ve kesinlikle belirtilmiştir. Kitapların ve BAHAİ kurumlarının emirleri dışında yapılan her hareket veya söylenen her söz, BAHAİ dinine ait değildir. BAHAİ dini, dünya üzerinde ki bütün toplumlara seslendiği için şer'i emirleri ve yapılması ve tutulmasi istenen (farzlar) işler ünitiptir; yani her toplumda farksız olarak görmek mümkündür. Afrika, Asya, Amerika... tipi BAHAİ yoktur. Dünya yüzünde tek tip BAHAİ vardir,o'da hiç bir şeyi gizli olmayan, yalnız Hz.BAHAULLAH'in Emir ve Öğretilerine uyan ve bunun dışına çıkmayan, Büyük İnsan Birliği ideali için yüreği çarpan BAHAİ örneğidir. |