|
TANRININ EMİNLERİ
ÖNSÖZ
Hz. Abdülbaha’ nın 1921 tarihinde suudu,bir yandan Bahai devrinin kahramanlık ya da yeni bir dinin başlangıç devrinin kapanışını, diğer taraftan bir geçiş devri olan Hz. Bahaullah’ın saltanatının ve onun Dünya Nizamının tüm arzda nihayet tamamen kurulacağı Altın Asrın gelmesine yol açacak olan kuruluş devrinin başlangıcını simgeler.
Hz. Bab’ ın 1844 yılında Emrini açıklamasıyla başlayan ve 77 yıl devam eden kahramanlık devri iki Tanrı Mahzarı, Hz. Bab ve Hz. Bahaullahile Hz. Abdülbaha’ nın şahsında merkezi oluşan yüce Ahd-i Misakın kuruluşuna şahid oldu. O devirde yaklaşık elli yıl nurunu bu dünyaya saçtı. Tüm insanlığı canlandırmak ve azametinin büyüklüğünü geçmiş Peygamberlerin haber verdiği Yeni Dünya nizamının kurulmasına yönelik Ruhani enerjiler insanoğlu için serbest bırakılmıştır.
O devrin ilk döneminde Emrin şehid resulü, “tüm yaratıkların ondan meydana geldiği” Nokta’i Ulâ Yeni bir günün doğuşunun Sur’ unu çaldı ve sonunda şahadetiyle Tanrı Emrine kaybolmaz bir ihtişam saçtı.
O devrin ikinci döneminde Tanrı Mahzarlarının en yücesi Hz. Bahaullah’ın zuhuriyle tüm Tanrı Resul ve Nebilerinin gönüllerindeki arzular gerçekleşmişti.
Hz. Musa O’nun huzuruna erişmenin özlemini çekiyor. Hz. İsa’nın ruhu O’nun aşkı için göğe çekilmiş , Hz. Muhammed O’nun çehresinin güzelliğini görmenin hasreti içerisinde ve Hz. Bab O’nun uğruna canını vermişti. O’nun zuhurunun getirdikleri“her insana yeni bir hayat üfledi.” Kırk yıl kadar süren bu dönemde insanoğlunun hayatını düzenleyecek ve dünyayı kapsayacak teşkilâtın çalışmasını idare etmeğe yönelik ve bin yıldan az olmayan bir devrin kanun, kural ve öğretileri nazil oldu.
Hz. Bahaullah’ın sudundan sonra Kahramanlık devrinin29 yıllık üçüncü döneminde, Sırrullah , “Tüm isimlerin etrafında dolanan” Hz. Abdülbaha, Kutsal levihleri açıkladı ve tefsir etti. Tanrı Emr4ini ruhunda ihate etti, nakızlardan Emri korudu, Emrin çıkarları için mücadele etti ve Emri Batı Dünyasında yaydı.
Hz. Abdülbaha’nın sudu Nazmı idarenin doğuşunu ve kuruluş devrini simgeler. Bu devrin merkezi de Emrin Velisi Hz. Şevki Rabbani’dir. Hz. Abdülbaha’nın “İlahi ve Kutsal Sidrenin en Büyük Dalı”, “Eşsiz İnci”, İlahi rehberliğin fecrinden parlayan ışık”, diye vasıflandırdığı zat Hz. Şevki Rabbani’dir. Hz. Bahaullah ve Hz. Abdülbaha tarafından açıkça hazırlanmış Nazmı İdarenin temellerinin atılmasında Hz. Şevki Rabbani 36 yıl Bahai dünyasına önderlik etti. Kuruluş döneminde Bahai dünyasının karşılaşacağı çeşitli sorunlarda onları yönlendirecek, yardımcı olacak ve ilham verecek ciltler dolusu eserler yanısıra, Mahalli Mahfillere ve şahıslara yazdığı mektuplarla çok zengin bir rehberlik bırakmıştır.
Emrin Velisinin görev süresinin ilk 25 yılı Kuruluş devrinin birinci, safhasını oluşturur. İkinci safhası 1946 da başlayıp Hz. Şevki Rabbani’nin 1957 de suduna şahit olup 1963 yılında Umumi Adalet Evi’nin kuruluşuyla son buldu.
Umumi Adalet Evi Hz. Bahaullah’ın Emrin yücevarlığı diye nitelendirdiği ve yanılmaz önderlik bahşettiği bu haşmetli kuruluş, bugün, Bahaileri aynı görev olan tüm dünyada teşkilatın kurulması işinde onlara yol göstermektedir.
Bu zuhurda yapılan işlerin en değerlisi, her zaman Tanrı Emrini tebliğ etmek olmuştur. Gene de Emrin gelişmesinin her döneminde ahbaplar bütün kalbiyle dikkatlerini gerektiren belirli görevlerle karşılamışlardır. Örneğin; Emrin başlangıç günlerinde Hz.. Bab’ın müridleri ellerine kılıçlarını alıp kendilerine hücum eden düşmanlarına karşı nefislerini korudular. O günlerde Molla Hüseyin’in ölümsüz sloganı, “Atınıza atlayın, Ey Tanrı Kahramanları “ onların harekete geçmeleri için bir çağrıydı.
Mamafih, daha sonraki dönemde, “Hz. Bahaullah’ın döneminde” ahbaplara yapmaları için değişik görev verildi: Şimdi kılıçlarını bir yana atıp büyük bir sevgi ve hikmet ile Emri tebliğ etmeleri ve hatta gerekirse canlarını seve seve feda etmeleri öylendi. O dönemde pek çok kişi şehadet kadehinden sevinç ve şükranla içtiler ve kanlarıyla, canlarıyla kitleleri tebliğ ettiler.
Hz. Abdülbaha döneminde ahbaplar hernekadar Emri aynı şekilde tebliğ etmeğe devam ettilerse de vurgu değişti. Bu dönemde Ahdi Misak ihlâl ediliyordu. Bu davranış öyle büyük boyutlaraulaştı ki Emrin nakızlardan korunma görevi her şeyden üstün tutuldu. Bu dönemde ahbaplar Misakın merkezi Hz. Abdülbaha’nın etrafında toplandılar ve Emri,sadakatsızların hücumlarından büyük bir azim vesebatla korudular.
Kuruluş devrinde, Emri tebliğ etmenindışında ahbaplara verilen en büyük görev Hz. Bahaullah’ın Nazmı İdaresini kurmaktı. Arzın her tarafında Mahalli, Milli Ruhani Mahfillerin kurulması için ahbaplar el ele verip çalışmaktadır. Bu ilahi teşkilatınsayısının harikulâde çoğalması ve onların birlikte çalışmaları gereği, Ahbapları Emrin hakikatlerini ve Nazmı İdarinin prensiplerini öğrenmekte kendilerini derinleştirmede zorunlu kılmaktadır.
Gerçekten, Mahalli Ruhani Mahfil üyelerinin omuzlarına düşen başlıca sorumluluk Hz. Bahaullah, Hz. Abdülbaha ve Hz. Şevki Rabbani’nin koydukları Emrin prensipleriyle kendilerini yetiştirmektir. Emrin teşkilatı veya Nazmı İdari’nin şekliyle ilgili konular aşağıdaki gibi işlenmiştir:
Amaç, Nazmı İdari’nin aslına varmak, Ruhani mahfillerin çalışmalarını içeren prensiplerive Ruhani ölçüleri özetlemek, Nazmı İdarinin Ruhunun ne olduğunu anlamak ve onun önemini belirtmek, kuruluş devrinin ilk elli yılında ortaya çıkan idari teşkilâtı tanımlamaktır.
Bu kitabın ikinci bölümünde adı geçen Yüksek standartlar ve yüce idealler Hz. Bahaullah, Hz. Abdülbaha ve Hz. Şevki Rabbani’nin yazılarına dayanmaktadır, yoksa yazarın duygularına dayanmaktadır, yoksa yazarın duygularına veya tecrübesine değil. Yazarın kendisi Hz. Bahaullah’ın Emrindeki hizmetlerde yetersizliğin tamamen bilincindedir. Bu bilinç kitabın hazırlanmasının sonuna doğru daha da artmıştır.
Adip Taherzadeh Dub Laoghaire, Co. Dublin, İrlanda Temmuz, 1971
BÖLÜM1
İLAHİZUHUR
Tanrı Kelâmı
Hz. Bahaullah’ın açıkça bildirdiği öğretilerden biri de mevcut dinlerin menşeinin ilahi olduğu , onun kurucularının Tanrı Mahzarları olup her devirde bunların zuhurlarıyla insanların yücelmeleri ve ilerlemelerini sağlayanruhani enerjilerini dünyaya salıvermiş olduklarıdır.
Her zuhurda bu enerjilerin araçları ve taşıyıcıları O’nun Mahzarlarının buyurdukları Tanrı Kelâmı olmuştur. Onların kelâmı yaratıcı olup güç ve etkisinin özelliği ile insanların kalpleri,ne nüfus etmiş ve her asırda yeni bir medeniyetin, yeni bir insan neslinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur.
Tanrı Kelâmının izharı yağmurun yağmasına benzetilebilir. Yağmur esnasında her bitki direk olarak onun gücüyle canlanır. Yağmur dindiği zaman “Hayat Suyu”ancak yağmur sularınıntoplandığı depodan alınabilir. Aynı şekilde, her Peygamberin buyurduğu Tanrı Kelâmı kendisiyle direkt temasta olan kişilere hayat vermiştir. Her devirde kelâmın yaratıcı gücü Tanrı Mahzarlarına inananlara ebedi hayat ve iman ruhu bağışlamıştır. Fakat Peygamberler bu dünyadan ayrıldıktan sonra, izhar sağanakları artık yağmaz olunca müminler geride bırakılan levihlere başvururlar.
Geçmiş zuhurlarda müminler kaplarını “Hayat Suyunu” ihtiva eden ruhani depodan doldururlardı. Bu sudan önce kendileri içer ve daha sonra da hayat veren suyu başkalarına sunarlardı. Dinler işte böyle tebliğ edildi ve yayıldı. Mamafih, bu su deposu benzetmesinde insanlar ellerini suya soksalar ve başkalarına da bu sudan vermek için kaplarını o suya batırsalar ve kendilerini o suyun derinliklerine daldırsalar , bir süre sonra o suyun safiyeti kaybolmuş olur. Aynı şekilde, Tanrı kelâmı ve öğretileri deposuna da serbestçe girilip çıkılsa ve ona bazı fikirler, teoriler ve tefsirler ilave etmek suretiyle ve melunca Tanrı Emrini değiştirirse, insanoğlu Hayat Suyunu kirletmiş ve onunsafiyetini ebediyen yok etmiş olur.
Her dinin müminleri önce O’nun yazılarından ilham almışlar ve sonra da Peygamberlerinin tedavi edici mesajını başkalarıyla paylaşmışlardı. Geçmiş dinlerde kişiler Tanrı Sözünü kendi anlayışlarına göre tefsir etmekte serbest bırakılmışlardı. Böylece, insanoğlu kendi fikirlerini Tanrı Emrine eklemiş oldu. Örneğin, daha Hz. Muhammed’in naaşı toprağa verilmeden din iki ana mezhebe ayrılmıştı. Bu mezhepler sonra kendi aralarında da bölünmüştür. Tanrı’nın temiz kelâmı ellere düştüve tamamen şahsi sebeplerden dolayı pek çok değişikliklere uğradı. Geçmiş dinlerdeki tutum buydu.
Tüm dinlerin ve devirlerin özü olan “Tanrı Günü” nün geldiği bu Zuhurun, “Hz. Bahaullah’ın Zuhurunun” bazı özellikleri vardır. Bu özellikler sayesinde camianın bütünlüğü korunmuştur. Bunlardan birisi izhar olan kelâmın pek çok olması ve salahiyetidir. Geçmiş dinlerden farklı olarak Hz. Bahaullah’ın ağzından çıkan her kelime katipleri tarafından zabtedilmiş ve Hz. Bahaullah kendisi bazi levihlere mühürlerinden birini basmıştır. Böylece onların salahiyeti hakkında en ufak bir şek ve şüphe yoktur.Geçmiş dinlerde Tanrı’nın birkaç münferit rahmet sağanağına karşın bu zuhurda Tanrı Kelâmı kırk yıl ırmaklar halinde insanlara aktı. Geride levihler okyanusu bıraktı. Bu zuhurda nazil olan kelâm o kadar büyük bir hızla akıyordu ki bir saat içerisinde Hz. Bahaullah’dan bin ayet nazil olmuştur. Hz. Bahaullah kendisi bu fani hayatı sonuna kadar eserlerinin toplamının yüzden fazla olduğunu buyurmuşlardır.
Hz. Bahaullahın Ahdi
İkinci belirgin veçhesi Hz. Bahaullah’ın insanlara verdiği özel bir armağandır. Bu armağan Hz.Abdülbaha’nın kendisidir. Hz. Bahaullah’ın sudundan sonra bu büyük ve yüce okyanusun deposu görevini yapmak için Tanrı onu özellikle yaratmıştı. Çünkü Hz. Bahaullah suudundan sonra kimsenin O’nun levihleri üzerinde değişiklik yapmasını istemiyordu. Bu sebeple her şeyi Hz. Abdülbaha’ya emanet etti. Kendi el yazısı ile yazdığı vasiyetnamesinde Hz. Abdülbaha’yı Misakın Merkezitayin etti ve Zuhuruyla Tanrı’nın insanlara bahş ettiği inayetlerden nasiplerini alabilmeleri için tüm ahbaplara, Hz. Abdülbaha’ya yönelmelerini emretti. Hiç kimseye levihlerini tefsir etme bir yana, tek bi,r noktasını dahi değiştirme hakkını vermedi. Yalınız Hz. Abdülbaha Hz. Bahaullah’ın sözlerinin anlamını ve maksadını izah edebilirdi. Böylece geride bıraktığı o güçlü kelâm okyanusunu, Hz. Abdülbaha’nın eline bırakmıştı. Hz. Abdülbaha bu okyanusu sadakatsiz kişilerden korumak için etrafını çevreleyenbir duvar görevini yaptı ve insanların müdahalelerine karşı onu mühürledi.Hz. Bahaullah’ın Emrini ruhuna öyle bir şekilde gömdü ki Hz. Bahaullah’ın sudundan sonra da O’nun Emrinin gücü ve ilâhi enerjisi insanlara akmaya devam etti.
Hz. Abdülbaha Tanrı’nın bir Mazharı değildi. Fakat Hz. Bahaullah’ın Emir Okyanusunun muhafazası olduğu için Mahzarlığın otoritesi ona verilmişti. Bu büyük okyanus 29 yıl onun ruhunda çalkalandı. Onun hayat veren suyunu doğudave batıda binlerce kadın ve erkeğe ihsan etti. Bu dönemde Allah’ın Emrini yıkmak, o okyanusu koruyan duvarlardan içeriye sızmak için camia içerisinde birçok vicdansızca hamlelerde bulunuldu. Emirde ileri gelen birçok kişiler şahsi çıkarları içinöğretilere kendi kişisel fikirlerini katmak, Allah’ın Emrini bölmek ve nihayet hayat suyunu zehirlemek için Ahd-u Misakın Merkezine karşı gelmişlerdi. Fakat Hz. Bahaullah’ın ahdi çok sağlam temellerüzerine kurulmuştu. Okyanusuçevreleyen duvar ise istila edilemezdi. Pek çok imanlı, sadık ve kahraman kişiler Hz. Abdülbaha’ya sonsuz samimiyet ve imanla hizmet ettiler, Onun etrafında toplandılar ve arslanlar gibi Hz. Bahaullah’ın Ahdini imansız kişilerin şiddetli hamlelerine karşı korudular. Öle ki sonunda bu nesle ve bundan sonra gelecek olan nesillere ruhlarını canlandıracak olan safiyeti bozulmamış bu temiz hayat suyunu aktarmışlardır.
Teşkilatasrı
1921 yılında Hz. Abdülbaha’nın sudu ile teşkilat dönemi başlamış oldu. İlkbahar mevsimi sona ermiş ve yaz mevsiminin ilk merhaleleri başlamıştı.Hz. Bahaullah’ın kendi müminleriyle olan ahdinden farklı olarak Tanrı’nın insanlarla olan büyü,k ve sonsuzahdi bu Emir için artık tamamlanmış oldu. Tanrı’nın insanlara bahşetmiş olduğuher şeyin iki şeyden ibaret olduğu söylenebilir; birisi Hz. Bahaullah’ın Emri’nin Okyanusu (Hz. Bab’ın emrini de içine alır) diğeri ise onun zarfı, Hz. Abdülbaha’dır. Bu Ahdin tanrıya düşen kısmıydı.
Teşkilat asrında Hz. Abdülbaha’nın da vasiyetnamesinde buyurdukları gibi Bahailer kendilerine düşen rolü oynamak zorundalar. Hz. Bahaullah’ın Emir Okyanusunu teşkil eden hayat suyunun arzın her köşesine götürebilmek için planlanmış kanallar görevini yapacak teşkilatın inşasıdır.Bu, Tanrı’nın Yüce Ahdinin insanlara düşen kısmıdır. Ahbapların bu konuda yetersiz ve olgunlaşmamış olduklarını bildiği için Hz. Abdülbahabu görevde onları yalınız bırakmadı: Onlara, eşsiz ve paha biçilmez , bir inci, “İlahi ve mukaddes ağacın ana dalı”. “İlahi önderliğin fecrinden parlayan ışık”, Tanrı’nın yeryüzündeki simgesi, Tanrı Emri’nın Velisi ve O’nun kelamının açıklayıcısı ve izah edeni diye tarif ettiği Hz. Şevki Rabbani’yi verdi. Hz. Şevki Rabbani devrinde Hz. Bahaullah’ın Emirleri Velilik müessesesi yoluyla tertemiz ve hiçbir değişikliğe uğramadan ahbaplara yağdı. Mahalli,milli ve beynelmilel teşkilatın ana hatları –Hayat Suyunun aktığı kanalların planı- zaten Hz. Bahaullahve Hz. Abdülbahatarafından çizilmişti. Hz. Şevki Rabbaninin görevi bunların inşası idi.
(Kitapta bir şekil var. çizilecek)
Kanallar ve rezervuar benzetmesinden sonraHz. Şevki Rabbani’nin Hz. Bahaullah’ınEmir okyanusunun Mahalli ve Milli teşkilatları içine alan geniş ağı biribirine bağlayan bir pompa merkezi olduğu söylenebilir.
Su deposundan ilk önce ana kanallara, daha sonra yardımcı kanallara temiz ve her türlü pislikten arınmış olarak pompalandıktan sonra her haneye ulaşır. Aynı şekilde Hz. Bahaullah’ın Emrinin yeryüzünü canlandıran güçleri Hz. Şevki Rabbani vasıtasıyla Dünya merkezinden Milli Mahfillere ve oradan da dünyadaki tüm Mahalli Mahfillere aktı. Böylece Emrin Ruhu, insanlar tarafından saflığı pislenmeden yine insanlara aktı. Hz. Şevki Rabbani'nin sudundan bir süre sonra Umumi Adalet Evi’nin kuruluşuyla Hz. Bahaullah’ın İdari Nazmının tacı olan bina kurulmuş oldu. Bugün Hz. Bahaullah’ın Emir okyanusunda mevcut Emrin dünyaya canlılık veren güçleri Umumi Adalet Evi’nden bir ağ gibi örülü Milli ve Mahalli Mahfillere akmakta ve dünyanın her yerindeki binlerce insana ruhani hayat bahşetmektedir.
B Ö L Ü M 2
İLAHİMÜESSESELER
Ruhani Mahfillerin Çalışmaları
Ruhani Mahfiller Hz. Bahaullah’ın yarattığı ruhani müesseselerdir. Bu müesseselerde hizmet eden kimselerde sonsuz nimetler ihsan etmiş ve halen embriyo halindeki İdari Nizamın iskeletinin kurulmasında paylarının olmasını sağlamıştır.Bu imtiyaz büyük olduğu kadar sorumlulukları da baş döndürücüdür. Çünkü, bu kişiler idari nizamda mevcut prensiplere başvurmak ya sağlam temeller üzerinde kurulu birlik ve beraberlik içerisinde çalışan güçlü ve sağlıklı Mahfiller kurarlaryada tam tersine düzensiz, gergin, problemli, sürtüşmeli, anlaşmazlıklarla dolu ruhsuz bir bedenden ibaret kalırlar.
İlk zamanlar, Emrin kahramanlık döneminde hizmet eden ve yaşayan Baha İlerin bu gibi sorumlulukları ve problemleri yoktu. O zamanlar, Tanrının Mahzarlarıyla ve Ahdinin Merkezi ile doğrudan doğruya ilişkileri olduğundan Hz. Bahaullah’a aşık, ilahi vasıflarla bezenmiş, benliklerinden uzak yeni varlık idiler. Bu kutsal ruhlar, O nunkelamının şarabıyla sarhoş ve O’na bağlı, tıpkı baharın bitkileri gibi O’nun dininin ilk bahar yağmurlarıyla temizlenmişlerdi. Güçlerini ve gıdalarını doğrudan doğruya ve bağımsız olarak Emrin merkezinden alıyorlardı. İlk günlerde bu iman eden kişiler Hz. Bahaullah ve Hz. Abdülbaha ile direk olarak haberleşiyorlardı. Bugün elimizde bulunan levihlerin pek çoğu onların sordukları soruların cevabıdır. O günlerde kötü niyet, anlaşmazlık, ahbaplar arasında gerginlik ve sürtüşmelere yer yoktu. Çünkü bir Bahai cemiyet hayatı yoktu. İşte O’nun zamanındaydı ki Emir Ruhani devleri doğurmuştur.
Halbuki, Hz. Bahaullah’a inananlar bu teşkilat devrinde Bahai camiasında birlikte çalışmak zorundadırlar. Artık Hz. Bahaullah’ın dininin ilkbahar yağmurları sona ermiştir ve o ilk günlerdeki Tanrı’ya meftun bir grup kahramana ruh veren Hayat Kevseri ahbaplara ancak Takdiri İlâhinin Emrettiği teşkilat sayesinde ermekte ve onları tazelendirmektedir. Bu nizamın temelini kuran ve hiç şüphesiz Emrin tüm teşkilat dönemine ruhunun hakim olacağı Hz. Şevki Rabbani, Nazm-ı İdari’nin doğuşunu şöyle özetlemiştir: “Şiraz’da doğup Tahran’da yeniden alevlenen, Bağdat ve Edirne’de ateşi körüklenen, batıya götürülüp bugün beş kıtanın saçaklarını aydınlatmakta olan bu ölümsüz, bu dünyaya hayat bahşeden Ruhun; gelişmesini canlandırmak ve yayılan enerjisini kanalize etmek üzere düzenlenmiş müesseselerin içine girerek hülûl etmesinin zamanı şimdi gelmiş bulunmaktadır.” (1) G.P.B.
Gelecekte Milli ve Mahalli Adalet Evleri olarak inkişaf edecek olan “Bahai Camiasının yegâne kudret kaynağı” , Bahai Ruhani Mahfilleri Emrin Hayat veren Ruhunun içinden geçtiği kanallardır.
Ruhani mahfil sadece dokuz kişinin bir araya toplanması değil fakat o ruhun geçmesi için insanın bir vasıta olduğu ilahi bir müessesedir. Genelde Mahfil üyeleri sosyal, entelektüel, ruhsal açıdan değişik ailelerdengelirler. Genç ihtiyar, zengin fakir, okumuş cahil, eski veya yeni tescil olmuş herkes Ruhani Mahfil üyeleri olarak bir arada otururlar. Dış dünyada herhangi bir teşkilatın çalışmalarına sekte vurabilecek olan düşünce, kültür, öer ve adet ve değişik ailelerden gelmiş olmak Ruhani Mahfiller için bir kuvvet kaynağı ve inayet olmaktadır. Mahfil üyeleri eğitim, kapasite ve kabiliyetleri üzerinde duracakları yerde Emrin ruhuyla çarpan sevgi dolu uyumlu bir beden yaratarak ve O’nun birleştirici gücünün dinamikliğini göstererek Hz. Bahaullah’ın Nazm-ı İdarisi ruhu çerçevesinde bir arada çalışırlar.
FerdinRolü
Daha önce Ruhani Mahfillerin, Hayat Suyunun içinde geçtiği kanallara benzetildiği görülmüştü. Her fert de kanalı oluşturan taşlara benzetilebilir. Değişik ölçü ve biçimde dokuz taştan bir kanal yapalım ve sonra da içinden su geçtiği zaman bu taşların üzerine suyun yaptığı basınç ve etkileri inceleyelim. Dokuz taşta düzgün yüzeyleri içeri gelecek şekilde çimentoyla birleştirilecek olursa o zaman su sakin bir şekilde içinden akar gider. Ama, bazı taşların sivri uçları suyun akışını engelleyecek şekilde dizilirse o zaman girdap meydana gelir. Her taş büyükbaskı altında kalır, sonunda kanal yıkılabilir, aynı şeklide, Mahfil Üyeleri uyum ve birlik içerisinde toplanır, kendi şahsi, arzularını bir yana bırakır ve benliklerini bir yana atarlarsa o zaman Ruhani bir Mahfil olur. Hz. Bazhaullah’ın inayetleri,ne mahzar olur ve onlar vasıtasıyla Emrin öğretilerinin ruhu ve gücü beşere erişir. Fakat Mahfil üyeleri başarılarından ötürü üstünlük ve gurur duyularını ortaya koyacak olurlar ve tıpkıo kanaldaki çıkıntılar gibi egolarını dışarıya fırlatacak olurlarsa Hz. Abdülbaha’nın da dediği gibi“o mahfil bir hiç olur”. Mahfil o girdabın merkezi olur ve Emrin Ruhunu taşıyan o kanal da tıkanır.
(iki adet şekil yapılacak. )
Mahfilde derin acı, ızdırap ve gerginlik dönemi baş gösterir. En çok ızdırap çeken kişiler de egolarını dışarıya atan kişiler olur. Tıpkı kanalın içindeki çıkıntılı taşlara çarpan akar su gibi teşkilâtta akmakta olan Emrin azametli güçleri gibi bu engeller üzerinde büyük baskılarda bulunursonunda bu engeller suyun gücüyle aşınarak sürüklenip yok olurlar. Nazm-ı İdari kötü niyetli hodbin insanları barındırmaz. Tevazuyu, benlikten uzak hizmeti ve dünya bağlarından uzak olmayı ister. Her Mahfil üyesinden beklediği kıstas Bahailerin tevazu ve hizmet yolunda yürümelerini teşvik eden Hz. Abdülbaha’nın şu sözleriyle özetlenebilir: “Beni sevdiklerinin ayakları altında toz toprak yap”. Hz. Bahaullah, tevazu ve hizmeti birçok levihlerinde insanlar için amaçlanan en yüce makam olarak övmüştür. Kişi bu sıfatlara sahip olmadığı sürece yaptığı iş ne kadar da değerli olsa Tanrı katında makbul değildir. Örneğin, bir dosta verebileceğimiz en makbul hediyenin ne olabileceğini düşünelim. Onda olmayan bir şeyi vermektir. O halde insanlarda olup Tanrı’da olmayan ve O’nun hoşuna gidebilecek ne olabilir? Tanrı’nın her şeyi vardır. Fakat Saltanat ve Hükümdarlığından dolayı tevazu olun sıfatlarından değildir O halde bu, insanların kendisine verebileceği en büyük hediyedir. Ahbaplara karşı tevazu ve hizmet Mahfil üyelerinin iki temel vasıflarıdır. Meşveret sırasında var olması gereken sevgi ve birlikbunlarsız yıkılır ve Mahfil Nazm-ı İdariruhuna göre faaliyet gösteremez.
EskiNizamınEtkileri
Emrin yeni oluşan müesseselerine bulaştırılan zararlı diğer elemanlarından biri de Hz. Bahaullah’ın krallara ve liderlere yaptığı çağrıya kulak asmamalarından bu yana çözülmekte olan Eski Nizamın kötü etkileridir. Bu kötü etkilere tahammöül edenler dış dünyada çalışmak ve zorunda olan Bahailerdir. Öyle bir dünya ki dinsizlik, ahlaksızlık, ruhaniyetten uzak, taassup ve mücadele ile dolu, yanlış değerler, entrika, yalan dolan içerisinde çalışan boş ve yıpranmış müesseseleriyle çevrili bir dünya. Bahailer ne kadar da samimi olsalar, dikkatli olmazlarsa farkına varmadan Emrin ruhuna ve İlahi müesseselereters düşen Eski Nizam alışkanlıklarını ve değer ölçülerini beraberlerinde Mahfile getirirler.
Dokuz taştan yapılan kanalın benzetmesi üzerinde duralım. Her ne kadar kanalın içerisinden temiz su akarsa da kanal kendisi toprağa gömülü ve etrafı toprakla çevrilidir. Bu taşlardan bir tanesibile su sızdıran gözenekli maddeden oluşmuş ise dışarıdaki bazı pislikleri içeri sızdırmaya yeterlidir. O zaman su toprak ve pislikten etkilenmiş olur. Ama taşlar sağlam ve dış etkilere karşı mukavemetliyse o zaman dışardan hiçbir pislik içeriye sızmaz ve kanalın içinden akan su temiz ve mikroptan azad kalır. Bu Ruhani Mahfiller için de böyledir. Her üyenin gücü, dayanışması ve Emirde sebatı Hz. Bahaullah’a olan imanına ve Emirlerine itaatına bağlıdır.
(şekil yapılacak)
Hz. Bahaullah’a karşı kayıtsız, imanı zayıf ve yüreksiz bir Bahainin bu gevşemişdeğer yargılarından yıkılmış teorilerinden ve hızla yıkılmakta olan düzenin bozuk uygulamalarından etkilenmesi ve Hz. Bahaullah’ın dünyayı kucaklayan emrinin henüz olgunlaşmamış kuruluşlarına birtakım zararlı unsurları sokmak için aracı olması muhtemeldir.Hz. Bahaullah’ın dininde eski ve yıpranmış müesseselerin korku, şüphe ve tereddütlerinin ve modası geçmiş politik, sosyal ve dini doktrinlerin hiç biri yoktur, ve hiç bir zaman insanların karşılaştıkları problemlere geçerli bir çözüm getirmeyi başaramayan bu modern zamanda neşredilen insan yapısı boş, Allahsız felsefe ve teorilerden etkilenmemektedir. Fakat, Hz. Bahaullah’ın makamını tanıyan ve O’nun Ahdine sadık Mahfil üyheleri eski nizamın zehirleyici etkilerinden korunmuşlardır. Hz. Bahaullah’a olan muhkem inançları, Hz. Abdülbaha, Hz. Şevki Rabbani ve Umumi Adalet Evi’ne olan sarsılmaz sadakatları, davranışlarındaki doğruluk ve Hz. Bahaullah’ın Ahkâmına bağlılıkla bu üyeler yeni doğan bu ilahi müesseselere yapılan kötü baskılara karşı korunmuş ve karşı koyabilmek için zırhlanmışlardır. Nazm-ı İdarinin bu kanalını oluşturan kişiler gerçekten sabit ve parçalanmaz kayalardır.
Ahidde Sebat
İnanç nisbi bir terimdir ve yoğunluğu kişiden kişiye değişir. Kişi Hz. Bahaullah’ın Emrinin gerçeğini ilk tanıdığı zaman Emrin kıvılcımı kalbinde tutuşur. Eğer o insan Hz. Bahaullah’a aşık olacak olursa, Emrine hizmet edecek ve O’nun Kelâm okyanusuna dalacak olursa bu kıvılcım muhteşem bir ateşe dönüşür. Kalp ancak bu şekilde sonsuz teyid ve güvene mazhar olur.
Hiçbir öykü korkusuzca ve kahramanca Tanrının Emrini yaymak için kıyam eden, Hz. Bahaullah’ın dininin gerçekliğini kanıtlamak için sonuna kadar kanlarını ve canlarını feda eden şehitlerin öyküleri kadar duygulandırıcı değildir. Bunlar imanınen üst merhalesine ulaşmış katiyet ve güvenin birer örneğiydiler. Ruhullah Varka’nın öyküsü Emir tarihine geçmiş büyük bir ilham kaynağıdır. Emrin genç şehitlerinden ve ruhani bir mucizeydi. Sekiz yaşındayken Akka’da Hz. Bahaullah’ın huzuruna müşerref olmuş, Cema-i Mübareğe olan sevgisi O’nda öyle bir olgunluk ve idrak yaratmıştı ki ahbaplar O’ndan ilham almışlar ve O’nun ruhunun yüceliğine şahit olmuşlardı. Mevlasının huzuruna müşerrefolduktan sonra Emre olan bağlılığı ve onu herkese duyurma isteği o derecedeydi ki bu iştiyak Tahran hapishanesine atılmasına sebep oldu. Orada Hz. Bahaullah’ın Varka lakabını verdiği bir şair olan babası Ali Muhammed ile hapishane hayatının sıkıntılı ve üzüntülü günlerini paylaştı.O hapishanede, sevgili babasının vücudunun celladın kılıcıyla yere düştüğünü gözleriyle gördü. Kısa bir süre sonra oniki, yaşındayken dinini inkar etmeği reddettiği için boğularak öldürüldü.
Gerek Hz. Abdülbaha’nın ve gerekse Veraka-i Ulya’nın Ruhullah’a büyük takdir ve sevgileri vardı. Akka’daykenher ikisi de onunla konuşmaktan zevk duyarlardı. Bir gün Hz. Abdülbaha, Ruhullah’a boş zamanlarında ne yaptığını sormuş O da “İnsanlara Emri tebliğ ederiz. Onlara beklenen zuhurun geldiğini söyleriz”, diye cevap vermiş. Belli ki Hz. Abdülbaha bu gençle konuşmaktan hoşlanmış ve onu denemek için de, “Eğer Hz. Bab gerçek peygamber olmasaydı ve asıl peygamber de zuhur etmiş olsaydı ne yapardın” diyediye sormuş. Derhal cevabı şu olmuş, “Ona Emri tebliğ ederdim” İşte gerçek imanın, mutlak güvenin ve Ahd-i Misakda sebatın bir örneği.
Her ne kadar kahramanlık devri, sona ermiş ise de ahbaplar bu kuruluş devrinde çeşitli deneylerden geçmektedirler. Bu deney alanlarından birisi de kişinin düşünce, söz ve davranışlarının denendiği, sıfat ve potansiyelinin tanınacağı Ruhani Mahfillerdir. İman eden kişinin en iyi koruyucusu Ahdi Misak'a olan bağlılığıdır. Daha sade bir ifadeyle önce Hz. Bahaullah’a daha sonra Hz. Abdülbaha , Hz. Şevki Rabbani’ye ve bugün de Umumi Adalet Evine itaattır. Bu bir iman meselesidir. Tanrı’nın en yüce Zuhuru Hz. Bahaullah’a iman eden herkes zaten bu Emrin ana prensibini kabul etmiş demektir.
Emirde kişinin kabul edebileceği pek çok öğretiler veya prensipler vardır. Ama kendi düşüncelerine ters düşen bir beyanla karşılaştığı zaman o kişi deneyden geçer. İşte o zaman denilebilir ki Emre olan bağlılığı Hz. Bahaullah’a ve O’nun hatadan münezzeh kıldığı ilahi güçle yönlendirilenleri derhal bütün samimiyeti ile kalben kabul etmesi, onların kelâmının, öğretilerinin ve yol gösteriliciklerinin hatan uzak ve insan beyninin ise sınırlı olupğ muhakemelerinin hatalı olduğunu kabul etmesiyle belirlenir.
Ruhanistandartlar
Ruhani Mahfillerde hizmet etmek için çağrılanların omuzlarına düşen en büyük sorumlulukHz. Bahaullah’ın kaleminden nazil olan, Hz. Abdülbaha tarafından hazırlanan ve Hz. Şevki, Rabbani tarafından bütün teferruatıyla açıklanan Nazm-ı İdari prensiplerinin bu müesseselerin çalışmalarında sadakatla uygulanmasını temin etmektir.
Bu prensiplerin en önemli misali Ruhani Mahfillerde meşveret sırasındadır. Hz. Bahaullah’a ve Hz. Abdülbaha’ya göre Ruhani Mahfil üyelerinin meşveret sırasında yukarıda tutmaları gereken standartlar gerçekten çok yücedir. Hz. Abdülbaha bir yazısında, “Birlikte meşveret edenlerden ilk istenilen şey temiz niyet, aydın ruh, Tanrıdan başka her şeyden ari, O’nun ilahi rayihasına cazibe, tevazu ve O’nun kulları arasında alçak gönüllülük, sabır, zorluklara tahammül, O’nun yüce eşliğinde hizmettir…..İlk şart Mahfil üyeleri arasında tam bir sevgi ve ahenktir. Birbirlerine karşı yabancı davranmaktan tamamen uzak durmalılar ve kendilerinde Tanrı birliğini görmelidirler, zira onlar bir denizin dalgaları, bir ırmağın damlaları, bir semanın yıldızları, bir güneşin ışınları, bir fidanlığın ağaçları ve bir bahçenin çiçekleridirler” (2) P.B.A.
Bahai meşveretini her Mahfil üyesi için bir imtihan sahası yapan, bu ruhani standartların uygulanmasıdır. Şahsın tüm vasıfları, imanı, cesareti ve Ahid’deki sebatı, Mahalli meşveret masasının etrafına toplandığı zaman şiddetli bir sınavdan geçer. Kişinin içinde ruhsal çekişme burada başlar ve ego haklim olduğu sürece devam eder. Aslında birçok kez bir hayat boyu sürer. Bu savaş meydanında aydınlık ve karanlık kuvvetleri birbiriyle çarpışır. Bir tarafta ruhani varlık, müminin ruh, diğer tarafta ise en büyük düşman, benlik veya ego durmaktadır.
Hz. Abdülbaha ruhani standardı yükseklere çıkarmıştır. Kişi kalbiniAzamet Makamına çevirecek olursa, hiç şüphesiz ruh kulağı ile her mahfilde Hzx. Abdülbaha’nın titreşen sesiyle şunları söylediğini duyar:
“iyi niyet” “aydın ruh” “Tanrıdan başka her şeyden arınmış” “Tanrının İlahi rayihasına cazibedir” “tevazu” “kulları arasında alçak gönüllülük” “sabır ve zorluklara tahammül” “hizmet” “sevgi” “ahenk” “bağlılık” “nezaket” “vakar” “itina” “yabancı ve soğuk davranıştan kaçınmak”
Bunlar ve buna benzer daha pek çok sıfatlar Bahai meşveretinde önde gelen taleplerdir. Ruh, Hz. Abdülbaha’nınkoyduğu bu yüc e standartlara kulak verdiği ve gerektiğinde bunları meşveret sırasında uyguladığı zaman, yenilgiye uğrayan ego arkalara çekilir. Bu savaştan ruh muzaffer çıkar, iman ve bitaraflık nuruyla parlar. Ancak bu ruhani prensiplerin uygulaması sadece yüzeyde kalmamalı, gerçek olmalı. Sevgi, birlik dünya bağlarından uzak olma ve ahenk duygularının uygulanması yürekten gelmeli. Sadece dış görünüşte kalmamalıdır. Tevazu ve hizmet, nuraniyet, bağlıluk, nezaket, sabır diğer bütün sıfatlarla birlikte ruhun vasıflarındandır. Bunlar sözle olmaz. Öyle olacak olursa, o zaman ego muzafferdir.
Hz. Bahaullah’ınMevcudiyeti
Bahai meşvereti sırasında herkesin böyle bir yüce standartlara erişmesi kolay olmayabilir. İnsan ne kadar da samimi ve sadık olsa bu prensipleri uygulamaya muvaffak olmaz. Fakat Ruhani Mahfillerde büyük bir kuvvet vardır. Genelde önemsenmeyen bu güç beşer aczini ve eksikliklerini asil emellere ve övünç veren faaliyetlere çevirecek kapasitededir. Ruhani Mahfillerdeki gerginlik ve anlaşmazlık atmosferini sevgi, ve birliğe çevirir. Ruhani Mahfil münakaşa ve aksini iddia etme çabalarından uzak, Ruhani Mahfil Emrin ruhunu insanlara ulaştıran mükemmel bir kanal olabilir. Bu kudretli güç Hz. Bahaullah’ın Mahfildeki mevcudiyetidir. Üyelerin kendilerini Mahfil toplantılarındaTanrı’nın huzurunda olduklarını düşünmelerini Akdes Kitabı’nda Hz. Bahaullah buyurmuşlardır. Aslında bu Hz. Bahaullah’ın huzurudur. Bu mevcudiyet hayali değil, gerçektir. Zira onlara sadece kendilerini O’nun huzurundaymış gibi farzetmelerini değil aynı zamanda “Görünmeyeni görmeleri” için de çağrıda bulunur.
Bu hayatta gerçek olan şeyler çoğu zaman insan gözüyle görülmez. Bu muhtemel dünya ve içinde görülen her şey bir gölgeden başka bir şey değildir. Gerçek dünya ruhanidir. Onu idrak edebilmek için de insanın ruhani sıfatları olmalıdır. Hz. Bahaullah’ın Ruhani Mahfildeki mevcudiyeti her şeyden daha gerçektir. O’nun da teyit ettiği gibi üyeler toplandıkları zaman onlar hakikaten O’nun huzurunda oturmaktadırlar. Mahfil üyeleri gerçekten bunun bilincine varırlarsa, ruh gözüyle, Hz. Bahaullah’ı aralarında görürler, tevazu, benliği önemseme okyanusuna dalarlar, yeni bir ruhla dolup aydınlanırlar.Hz. Bahaullah’ın huzuru dokuz kişiy6i bir vücut gibi birbirlerine kenetler, artık birbirlerinin hataları ve eksik yönleri üzerinde durmazlar. Herhangi bir üyenin ağzından çıkan her kelime, meşveret sırasında ileri sürdüğü her fikir aslında tevazu ve hizmet ruhuyla Hz. Bahaullah’a hitap edilmiş demektir. Böyle bir atmosfer içerisinde de Bahai meşvereti gerçekten yapıcı olur, zira her üye fikrini açık sözlülükle ve samimiyetle sunmaktan başka bir şey yapamaz.
Birçok zamanlar insanın camia içinde popüler olmama veya diğer üyelerden herhangi birini küstürme gibi kişinin fikrini açıkça ifade etme kısıtlamaları ortadan kalkar ve yerini cesaret ve hikmet alır. Hakikaten, o zaman , kişi Hz. Bahaullah’a temiz bir niyetle dönerse sözleri dinleyenler üzerinde öyle bir etki bırakır ki o zaman kimse alınmaz.
Hz. Bahaullah’ın Mahfilde mevcut olması bilinci ruhani bir atmosfer yaratır, fertler mütevazi olurlar, herhangi bir üstünlük duygusu kaybolur ve benlik silinip atılır. Çünkü Hz. Bahaullah’ın huzurunda kim kendisini arkadaşından daha üstün görebilir.? İçinden de olsa, kim bir diğerinin düşüncelerini hakir görür.? Kim sinirini bozar, sesini yükseltir. Mahfilde arkadaşının sözünü keser, münakaşa eder veya kim başka birine kırıcı sözler söyler veya öyle bir tavır takınır.?
HakikiMeşveret
Böyle çalışan bir Ruhani Mahfil “Tanrı’nın gerçekten tayin ettiği”dir. “Ey Ahd’i Misakda sabit kişiler! Hz. Abdülbaha her zaman İlâhi inayetle kurulmuş herhangi bir Mahfil ve sonsuz bağlılıkla İlâhi Melekuta yönelmiş misakda sabit Mahfil üyeleriyle ideal bir irtibat halindedir.Onlara yürekten bağlı ve onlarla ebedi bağlarla bağlıdır." (3) sözleri Hz. Abdülbaha'nın Mahfil üyelerine verdiği bir sözdür. Nazmı İdari ruhuyla yapılanBahai meşveretleri yaratıcı niteliktedir. Böylece çeşitl, fikir ve düşünceler dengeli ve olgun bir kararla bağlanır. Mahfil üyeleri önce ilgili konuyla aşina olmalılar, daha sonra dua ederken nasıl davranıyorlarsa aynı davranış içerisinde fikirlerini ve görüşlerini açık sözlülükle ifade etmelidirler.
Hz. Abdülbaha, buyurmuşlar: "Bu Emirde meşveretin hayati bir önemi vardır, fakat sırf kendisi bir şey söylemek için değil ruhani bir müzakere olmalıdır. Maksat meşveretin ortaya çıkaracağı gerçeği araştırmak için ileri sürülen beyan üzerinde durmaktır. Kişi fikrini tam bir samimiyet, sukunet ve bütünlük içerisinde tartmalıdır. Kendi fikrini beyan etmezden daha önce başkalarının ortaya attıkları fikirleri dikkate almalıdırlar. Kendinden önce ortaya atılan fikrin daha doğru ve yararlı olduğunu görürse derhal kabul etmeli, yoksa kendi fikrine saplanıp kalmasın...... O halde, hakiki meşveret muhabbet havası ve davranışı içerisinde yapılan Ruhani bir konferanstır. İyi sonuç alınması için üyeler dostluk içerisinde birbirlerini sevmelidir. Sevgi ve dostluk temel taşlarıdır."
Gerek Hz. Abdülbahave gerekse Hz. Şevki Rabbani meşveret sırasında açık sözlülüğün önemine büyük ağırlık vermişlerdir. Hz. Abdülbaha buyurmuşlar, "Üyeler öyle bir hikmetle beraber meşveret etmelidirler ki herhangi bir tatsızlık veya ayrılığa sebep olmasınlar. Bu da ancak her ferdin tam bir serbestlikle fikrini söyleyip tartışmasını yapmasıdır."(4) Emrin velisi buna ilaveten, "Şunu hatırımızda tutmalıyız ki Emri ta kökünde şahsın kendini ifade etmesi, içinden geçenleri açıklama serbestliği ve fikrini beyan etme serbestliği prensibi yatar."
Çok zaman ortaya atılan bir fikir başka fikirlere de sirayet eder. Bu fikirler döne dolaşa önergeye dönüşür ve sonunda ittifakla kabul edilir. Başka durumlarda önerge ekseriyetin kararıyla kabul edilmişse bu onun daha az geçerli olduğu anlamına gelmez. Kararı tüm üyeler yürekten kabul ederler. Çünkü Hz. Abdülbaha müminlerin öyle hareket etmelerini istemiştir. Nazmı Idarenin çalışmasını yönlendiren prensiplerden birisi budur. Kalben bu desteklenmezse kişi Emrin Ruhuna göre hareket etmemiş olur.
Emrin akidelerine sadık, ruhen gelişmiş hiçbir Mahfil üyesi fikirleri fikirleri ne kadar da iyi olsa yüksek fikirlerinden dolayı hiçbir zaman kendi kendine gururlanmaz.Bahai meşveretinde kendi fikrini beğenen , doğmatik, inatçı, kavgacı olan bir kişi Emrin temel ruhuna karşı geliyor demektir. Kendi fikirlerinin kabulu için israr etmek , kulis yapmak ve kandırmak gibi eski nizamda sık sık görülen şeyler Hz. Bahaullah'ın dinine ters düşer.
Prensipler Üzerinde Değişiklik Yapılamaz.
Bazı zamanlar bilinçsiz olarak ve bazı zamanlar da içgüdüyle Ruhani mahfil üyeleri herkesi memnun etmek için veya herhangi bir kişinin yada camianın duygularını incitmemek için temel prensiplere yakın kararlar alırlar. Bu da eski Nizamın zararlı etkilerinden bir başkasıdır. Şüphesiz böyle yapmakla Ruhani Mahfilin çalışması zedelenir.Halbuni, gayri Bahai sosyal, politik veya dini müesseseleerproblemlerini çözümlemek için etkileyici vasıta olarak genellikle uzlaşma yolunu seçerler. Yeni Dünya Nizamının müesseseleri ise güç ve kuvvetlerini Hz. Bahaullah tarafından nazil olan Tanrı Kelâmının hakikatinden alırlar.
Devamlı olarak kırk yıl insanlara bahş edilen ve en az bin yıl bu müesseselerin çalışmalarını yönetecek olan kanunlar, prensipler ve öğretiler çok açık ve seçik olup hiç bir şekilde değiştirilemez veya ona benzetilemez. Buna ilaveten, Hz. Abdülbaha 29 yıllık yönetimi sırasında bu öğretilerin ruhunu açığa çıkarmış ve tefsir etmiştir. Daha sonra Hz. Şevki Rabbani 36 yıllık Veliliği sırasında gerek şahıslar ve gerekse mahfillerle yaptığı yazışmalarda Hz. Abdülbaha'nın tefsirlerini genişletmekle kalmamış, kanunları ve prensipleri özel durumlarda uygulamıştır, Her ne kadar Ruhani Mahfil üyeleri kişisel görüşlerini beyan etmekte serbest iseler de ve Mahfilde kendi inisiyatiflerini kulanırlar ve kendi bölgelerinde karara varmak için istedikleri kadar meşveret yaparlarsa da Hz. Bahaullah'ın, Hz. Abdülbaha'nın, Hz. Şevki Rabbani'nin ve Umumi Adalet Evi' nin gösterdikleri yolu takip etmek ve bunun üzerinde herhangi bir tesviye yapmadan uygulamak sorundadırlar. Bu geniş ilahi okyanusun yol göstericiliği Mahfil toplantısında Bahai meşveretine açık bir yön verir, üyelerin pek çok tuzakları önlemesini ve Emrin ruhuna uygun kararlar almasını sağlar.
İdari Nizamın Prensipleri
Hz. Bahaullah'ın getirdiği dinin özelliklerinden birisi de eski dinlerde bir eşinin dahi görülmediği bir dizi yeni öğretilerin nazil olmuş olmasıdır. Bu öğretiler Emri müesseselerin fonksiyonunu düzenlemek için planlanmıştır. Adem'den başlayıp Hz. Muhammed'le sona eren ve hatta Babi dönemini içine alan peygamberler silsilesinde dinin amacı ve öğretileri hemen hemen aynı idi. Hiristiyan dininin ruhani ve moral öğretilerini özetleyen"Dağdaki Vaiz"tüm dinlerin temel modeli ve ruhani öğretilerin özü sayılabilir. Bu ruhani öğretiler insan hayatı ve davranışları üzerine derin ve ebediyen kalıcı bir etki yapmıştır. Ne zamanın geçmiş olması ve ne de geçmiş dinlerin artık bu günkü problemleri çözümleyemeyecek bir duruma düşmüş olması onların içinde yaşadıkları, beyinlerine, ruhlarına işlemiş olan bu ebedi ruhani öğretileri kalplerinden söküp atamamıştır. Bu etki o derece kuvvetliydi ki sukûtu hayale uğramış, imanını yitirmiş, dinsizler grubuna katılmış olanların dahi insancıl ve ruhani prensipleri hayatlarında bir yaşam şekli olarak uyguladıkları görülmüştür.
Hz. Bahaullah'ın zamanına kadar Tanrı Mazharlarından hiç biri getirdikleri öğretilerde Yeni Dünya Nizamındaki müesseselerin fonksiyonları için getirilen Nazmi İdari'nin prensiplerinden hiç birini getirmemiştir. Ruhani ve idari prensipler eş değerde olup onlara eşit önem verilmektedir. O) halde, bu zamanda mümin bir kişinin ilâhi temel öğretiler olan sevgi, dürüstlük v.s sıfatlarla birbirleriyle olan ilişkilerini yürütmesi yeterli değil, aynı zamanda Bahai camiasında rolünü tanımlayan ve teşkilatla olan ilişkisini tayin eden davranışlarını da gözetmesi gerekmektedir.
Hz. Bahaullah'ın halen embriyon halindeki Dünya Nizamı müesseselerinin kuvveti ve etkisi merciinin sadece ilâhi olmasına ve Emrin ruhunun onlar vasıtasıyla aklamasına bağlı değildir. Aynı zamanda Bahailerin de Nazmı İdari prensiplerini imanlarından gelen bir davranış olarak görmeleri, bu teşkilat ile ilgili Hz. Bahaullah'ın emirlerine kalben itaat etmeleri, teşkilatla ilgili görevlerini yerine getirirken Nazmı İdariyi gelişmesini engelleyecek, gücünü kıracak veya makamının itibarını bozacak elemanların içeri sızmasına karşı itinayla korumalıdırlar.
Seçim
Nazmı İdari prensiplerinden bir kaçını sayarken önce Ruhani Mahfil Seçimiyle başlayalım. İdari bir fonksiyon olasına rağmen Ruhani Mahfil seçiminin büyük bir özelliği vardır. Tam bir ruhaniyet ve ibadet ruhuyla yapılmalıdır. Emrin Velisi bir Mahfil üyesinin sıfatlarının neler olduğunu açıklamıştır. Seçmenler oylarını verirken, ".....hırs, taassup, maddi çıkarlardan en ufak bir eser bulunmadan sadakatında en ufak bir şüphe götürmeyen, fedakar, kafası çalışan, kabiliyetli, tecrübe gibi sıfatları kendisinde toplayan kişileri seçin" (5) P.B.A. Bahai seçiminde aday göstermek, oy toplama gezileri düzenlemek, propağanda yapmak yasaktır. Bu çeşit hareketler Hz. Bahaullah'ın Emrinin ruhuna aykırı olup yasaklanmıştır. Seçmenler seçmekte serbesttirler ve seçim gizli oyla yapılır. İki kişinin hatta karı kocanın dahi konuşup birbirlerini etkilemeleri uygun değildir. Bu idari prensipler bir Bahai için kutsaldır. Bu prensiplerden herhangi birini bozmak ilahi prensiplere karşı gelmekle aynıdır.
Müesseselerin yetkileri
Nazmı İdari prensiplerinden bir diğeri de yanlış da olsa Ruhani Mahfilin aldığı kararlara itaattır. Ruhani Mahfiller hatadan münezzeh değildirler, ama Mahfil üyeleridışındaki kişiler kendi görüşlerini nazarı itibara almadan verilen kararı bütün kalpleriyle destekleyecek olurlarsa gerçek meydana çıkar ve Mahfil bir önceki kararını düzeltmeye itilir. Bunu yapmayacak olsalar biler Nazmı İdari öyle bir şeydir ki yanlış verilenbir karar düzeltilebilir.Zira Mahalli Mahfiller. Milli Mahfillere ve onlar da Umumi Adalet Evi'ne bağlıdırlar. Milli Mahfillerin kendi yörelerindeMahalli Ruhani Mahfiller üzerinde geniş yetki ve otoriteleri olduğundan yanlış diye değerlendirilen karara onların dikkatlerini çekerler. Gerekirse, en sonunda Umumi Adalet Evi konu üzerinde son ve hatadan münezzeh kararını verir.
Hz. Bahaullah, Hz. Abdülbaha ve Hz. Şevki Rabbani'nin Mahalli ve Ruhani Mahfillere verdikleri yetki açık ve şüphe götürmez. Mahfillerin verdikleri kararlara uymak ahbaplara emredilmiştir. Kararların yanlış olduğu düşüncesiyle itaatsizlik yasaklanmıştır. Hz. Şevki Rabbani Ruhani Mahfillerin yetkilerini şu sözlerle açıkçabelirtmiştir.
"Emrin menfaatine dokunacak tüm konularda Mahalli Ruhani Mahfillerin yüce yetkilerini ayakta tutacak olan daha evvel de beyan edilen prensibi kat'i ve şartsız bir lisanla bir kere daha teyid etmek isterim. Yetkilerde çelişki, Mahalli olsun, Milli veya Beynelmilel olsun, Bahai yetkisi altında hiçbir şekil veya ahvalde ikilik olmaz. Milli Mahfil her ne kadar kendi planlarının ve nizamnamelerinin yegane yorumlayıcısı ise de kendi yetki alanındaki fertlerin ve müesseselerinin kendi imtiyazlarını suistimaleveya hak ve imtiyazlarını yavaşlatmalarına izin verirse o zaman doğrudan doğruya ve moralman sorumludurlar. O, Bahai dünyasında milli camiaların menfaatlerinin ve birçok faaliyetlerinin başlıca kaynağı ve güvenilen muhafızıdır.Hz. Bahaullah'ın devrinin en yüce idari organı olan Umumi Adalet Evi ile bu camiaları birbirine bağlayan yegane bağı oluşturur."(6) P.B.A
Her ne kadar Milli Ruhani Mahfillere kendi yetki alanlarına düşen konularla ilgilenmeleri için yetki verilmiş, lüzumu halinde aldıkları kararları uygulamada mecbur kılma yetkisi kendilerine verilmiş ise de ve kendilerini seçmenlere karşı hiçbir sorumlulukları yok ise de Mahfil kendi üyelerinin diktatörce hareket edebilecekleri bir müessese değildir. Tam tersine, Mahfillere gelen her konu sevgi dolu meşveret ruhuyla, dikkatle ve adaletle incelenmelidir.
Üyelerin Sorumlulukları
Emrin Velisi, Ruhani Mahfil üyelerinin davranış ve sorumluluklarını şu sözlerle izah etmiştir;"Onların (yani Mahfil üyelerinin) fonksiyonu dikta etmek değil, meşveret etmektir. Sadece kendi aralarında meşveret etmek değil, mümkün olduğu kadar temsil ettikleri ahbaplarla da meşveret etmektir. Kendilerini Tanrı Emrinin daha verimli ve daha vakur bir takdimcisi için seçilen bir vasıtadan başka bir şey olarak görmemelidirler: Hiçbir zaman kendilerini Emirde ileri gelen kişiler olarak, kabiliyet ve fazilet bakımından başkalarından üstün i Emrin öğreti ve prensiplerini tebliğ eden yegane kişiler olarak görmemelidirler. Açık fikirlilikleri, üstün adalet ve görev duyguları, samimiyetleri, dürüstlükler, ile ahbaplara, Emre ve insanlığın iyilik ve menfaatlerine kendini tamamen adamalı, sadece hizmet ettikleri kişilerin güven ve desteğini kazanmak değil, aynı zamanda saygı ve sevgisini de kazanmak için görevlerini büyük bir tevazu ve gayretle ele almalıdırlar. Onlar her zaman gruplaşma ruhundan uzak olmalılar, gizlilik atmosferi bertaraf etmeliler, tahakküm eder tavırlardan kendilerini kurtarmalılar, yaptıkları işlerde her türlü taassup ve ihtirası yok etmelidirler.Hikmet sınırları içinde ahbabı güven içine almalılar, onlara planlarını açıklamalılar, problem ve endişelerini paylaşmalılar, öneri ve öğütlerini istemeliler. Herhangi bir karar almak için bir araya geldiklerinde ihtirastan uzak, istekli ve samimi bir meşveretten sonra Tanrı'ya dua edercesine dönmeliler ve samimiyetle, itikat ve cesaretle oylarını kullanmalılar ve ekseriyetin sesine boyun eğmeliler, çünkü Hz. Abdülbaha bize hakikatin sesi olmayı, hiçbir zaman çekişmemeyi, her zaman bütün kalbimizle tatbik etmemizi buyurmuştur. Ahbaplar bu sese bütün kalpleriyle uymalıdırlar. Emrin korunması ve ilerlemesi için tek yol olarak kabul etmelidirler." (7) P.B.A.
İnsanın kabul ettiği bir karara itaat etmesi ve kabul etmesi kolaydır fakathemfikir olmadığı ve özellikle kendisini ilgilendiren bir konuda kararın yanlış olduğu inancındaysa aynı şekilde davranması her zaman için kolay değildir. İşte bu ahbapların bu devirde karşılaşacakları imtihanlardan biridir. Ruhani sıfatlar kazanabilmesi, Hz. Bahaullah'a daha çok yaklaşabilmesi ve dünya bağlarından insanın kopması için birçok kişilerin mücadele etmesi gereken ruhani bir savaştır bu.
Dünya Bağlarından Kopmak
Birçok kez gözleri perdeleyen, kişileri mağrur, kibirli ve bencil yapan işte bu dünyaya bağlı olmaktır. Hz. Bahaullah'a itaat, alçak gönüllülük, teşkilata itaat etmek ise sonunda kişiye tahmin edemeyeceği inayetleri sağlar.
Bu dünyaya bağlılığı, dünya mallarına sahip olmak yanlış değerlendirilmektedir. Hz. Bahaullah müminlerine şöyle izah etmiştir:İnsan kendisini, dünya süsleriyle süslemek , giysilerini giymek veya dünya nimetlerinden yararlanmak isterse, Allah'la kendisi arasına hiçbir şeyin girmesine izin vermezse, o zaman bundan hiçbir zarar gelmez. Çünkü, Tanrı yerde ve gökte yaratılan her şeyi hakikaten kendisine iman eden kulları için yaratmıştır.(8)A.D.J.
Dünya nimetlerine bağlılığı anlam ve tabiatına ışık tutacak olan Farsça'da bir hikaye vardır. Bu bir kralla dervişin hikayesidir. Kralın pek çok ruhani sıfatları olduğu halde bu dünyadan elini eteğini çekmiş dervişlere kalben imrenirmiş. Dervişin tüm mal varlığı içinde yemeğini taşıdığı sepetiymiş. Zamanını orada burada dua okuyarak, Tanrı'yla hasbıhal ederek geçirirmiş. Ne evi, nede malı mülkü varmış, fakat sanki bütün dünyaya sahipmiş gibi kendisini zengin görürmüş. Kral onun bu yaşamına imrenmişve ondan bu dünya bağlarından kopma konusunda ders almak istemiş. Derviş bir süre , gelip sarayda kalmış. Nihayet kral, tahtını tacını bırakıp derviş gibi hayat sürmeye karar vermiş. Eski püskü elbise giyip fakir kılığına girmiş.
Bir süre birlikte yürüdükten sonra derviş sepetini sarayda unuttuğunun farkına varmış. Sepeti olmadan yoluna devam edemeyeceğini ve sepeti alabilmeleri için geri, dönmeleri gerektiğini söylemiş. İşte bu olayla derviş nihayet imtihandan geçmiş ve dünyaya ve kadar bağlı olduğu görülmüş. Kralise saraylarını, hazinesini bırakmış ve dünya bağlarından kopmuş olarak yoluna devam ederken bir hayat boyu dervişlikten dem vuran dervişin küçük sepetine ne kadar bağlı olduğu ispatlanmış.
Dünya bağlarına bağlılık aklın bir davranışıdır, zenginlikle bir ilişkisi olması gerekmez. Öğrenim ve bilgisi hayattaki başarıları ile, cemiyetteki yeri ile şöhret popülerliği ile gurur duymak, kişi ile Tanrı arasında engellerdir.
Birlik
Ruhani Mahfilin iyi çalışması için önemli prensiplerden bir diğerri ise üyeler arasındaki birliktir. Birlik her şeyin aynı olması veya meşveret sırasında herkesin aynı görüş ve fikirde olmaları demek değildir. Tam tersine, Hz. Abdülbaha'nında buyurdukları gibi, "Gerçeğin parlak kıvılcımları ancak değişik fikirlerin çarpışmasından ortaya çıkar." Birlikten maksat, üyeleri biribirine bağlayan ruhani bir bağdır ve bu birleştirici gücünü de Hz. Bahaullah'tan alır. Buı birliği başarmanın kilidi diğer üyeleri Tanrı sevgisi ile sevmeleridir, yoksa kendi çırakları için değil. Kendisini diğerlerinden üstün görmek , onların fikirlerini cahilce ve yetersiz de olsa hakir görmek Hz. Bahaullah'ın öğretilerinin ruhuna ters düşer. Bu da o kişinin çocukça bencilliğinin işaretidir.
Adalet-Sevgi
İnsanın kalbi imandan ve Allah'a inanmaktan yoksunsa o zaman hayvani hisleriyle sevkolur. İşte o zaman hemcinslerine şevkat gözüyle bakacağı yerde onu adalet gözüyle izler, onda pek çok hatalar görür ve eleştirir. Diğer taraftan Eski Nizamınana fonksiyonunun camia içerisinde nizam, intizam ve barışı temin etmesi ile bilinen katılık, adalet ve eşitliğin yavaş yavaş yerini ılımlılık, affedicilik ve sevgiye bıraktığı görülmektedir.Hz. Bahaullah'ın Emri insanların kalbine yaptığı dinamik etkiyle cemiyetteki bu düzeni tersine çevirmeyi amaçlamaktadır. Bu din, insanların birbirlerini yargılama ve eleştirmeye hakları olmadığını gösterir. Fertlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin sevgi ve şefkata dayandığını, onların affedici ve kusur görmemelerinin övgüye değer bir sıfat olduğunu açıkça belirtir. Mamafih şunu da belirtir kileride Umumi Adalet Evlerine yerini bırakacak olan Ruhani Mahfiller af değil, adalet üzerine kurulmuştur. Hz. Şevki Rabbani'nin sekreteri vasıtasıyla yazdığı mektuptan bir kısım şöyle yazmaktadır;
Hz. Abdülbaha gibi O da ahbapların Emre hizmette birleşmelerini görmek için sabırsızlanıyor. Ahbaplar arasında Tanrı sevgisine dayanan gerçek sevgi olursa Emir daha çok hızlı yayılır. Ahbapların birbirleriyle ilişkilerini düzenleyen ölçü sevgidir. Nazmı idari bunu değiştiremez fakat maalesef ahbaplar bazen bu ikisini birbirine karıştırmaktadır. Bir fert olarak birbirlerine karşı affedici, sevecen ve sabırlı olacakları yerde birbirlerine karşı her biri sanki kendisi Mahfilin tümüymüş gibi disiplin, adalet ve müsamahasızlıkla muamele etmektedir."(9) B.J.
MahfilKararlarını Desteklemek
Emrin müesseselerini bugünkü cemiyetin yapısının derinliklerine kök salmış başka bir kötülükten koruyan bir diğer prensip de ahbapların "toplantıda veya toplantı dışında" Ruhani Mahfilin kararlarına itirazı veya eleştiriyiHz. Abdülbaha'nın men etmiş olmasıdır. Birçok üzüntü ve huzursuzluğun olduğu bir dünyada her sınıftan kadın erkek, ferden ve kollektif olarak dini olsun, siyasi olsun yetkililerin faaliyetlerini tenkid ettikleri ve hatta bazen kendi fikirlerini onlara kabul ettirmek için zor kullandıkları ve teröre başvurdukları bir dünyada Hz. Bahaullah'a inananlar etraflarını saran eski bnizamın boş kavgaları,geçici ihtirasları, münakaşa ve karışıklıklardan etkilenmemektedirler. Onlar Hz. Bahaullah'ın Dinininruhuyla öyle dolmuşlar ki Hz.Abdülbaha'nın buyurdukları bu emirlere büyük bir içtenlikle itaat etmektedirler. O halde, gerçek bir Bahai, Ruhani Mahfilin kararlarını gerek sözleri ve gerekse davranışlarıile eleştirmez, sansür etmezMahfilin ekseriyetle aldığı kararı kalben kabul etmeyen herhangi bir mahfil üyesihakikaten Tanrı Emrinin İlahi kanunlarına karşı geliyor demektir. Aynı şekilde fert, uygun kanallardan geçirmek suretiyle fikrini söyleme hakkından yoksun değildir. Eğer memnun kalmazsa Mahfilin kararına karşıonlara müracaat eder. Herhangi bir konuyu Mahfile getirmesi içinkişiye ya münferiden veya 19 gün ziyafetlerinde meşveret ederek pek çok imkan verilmiştir. Mahalli Ruhani Mahfilin aldığı karara itirazı varsa Milli Mahfile ve Milli Mahfilin aldığı karara itirazı varsa zaman da UmumiEvi ne müracaat etme hakkı vardır. Fakat bu arada itirazına cevap gelinceye kadar Ruhani Mahfilin aldığı karara uymak zorundadır. Herhangi bir zaman veya sebeple Ruhani Mahfilin yetkisiyla mücadele ederse Tanrı Emrinin yerleşmiş ruhani prensiplerinden birini daha ihlal etmiş demektir.
Ruhani Mahfilde Hizmet Etme Nimeti
Ruhani Mahfillerde hizmet, Hz. Bahaullah'ın sevdiklerine verdiği bir ihsandır. O'nun Dünya Nizamı iskeletinin inşasında kişiye bu görevde bir pay alma imtiyazını vermekle kalmaz, aynı zamanda onun karakterini de geliştirir. Bahai meşveretleri sırasında benliğini ve ihtiraslarını sindirmesi için mücadelenin sonucu ruhani sıfatlar da kazanır.
Dokuz taştan oluşan kanal benzetmesinin sonucu kanalın içindeki taşların bir süre sonra pürüzlü ve keskin yerleri aşınır. Aynı şekilde kişinin eksik yönleri ve zaafları Ruhani Mahfil toplantılarında ortaya çıkar Emrin akan ruhuna göğüs gerer. Biribirini etkileyen bu durumda insanın cehaleti, taassubu ve diğer beşeri kusurları yerini daha büyük ölçüde olgunluğa ve hikmete bırakır.
( Kitabın 44 nci sayfasındaki şekil.)
Şekil ve Ruh Arasında Denge
Ruhani mahfil üyeliği kendi bünyesi, içerisinde büyük sorumluluklar da taşır. Mahfil üyelerinin omuzlarına düşen en büyük sorumluluk bu dinin kurucularının koydukları ruhani ve idari prensipler doğrultusunda Mahfil işlerinin yönetilmesini temin etmektir, yoksa dış dünyadan alınma insan yapısı şekillere uymak değildir.
Hz. Bahaullah'ın Nazmı İdaresi ik,i bölümden ibarettir: Şekil ve ruh. İkisinin birbiriyle olan ilişkisi beden ve ruh gibidir. Her ne kadar esas kısım ruh ise de beden de ihmal edilemez. İkisi arasında denge sağlamak önemlidir. Nazmi İdari Şeklinin esaslı yönü verimlilik ve nizama dayalı bir Nazmı İdaridir ki her Mahfil kendi bünyesine göre bunu geliştirmelidir. Fakat Nazmı İdari prosedür ve sistemleri sonuca varmak için bir araç olarak düşünülmelidir, yoksa en son varılacak maksat Hz. Bahaullah'ın dünya nizamının henüz olgunlaşmamış müesseselerinden akmakta olan Emrin Ruhudur. Her Mahfil üyesinin görevi; Nazmı İdari mekanizmasını geliştirme pahasına, Ruhaniyeti yok etmeğe vebir zaman sonra Mahfili katı kurallarla Nazmı İdaride verimli fakat kurallar ve kanunlara esir, son derece teşkilatlanmış ama sevgi ruhu ve Yeni Nizamın belirgin sıfatlarından olan birlikten yoksunluğa karşı korumaktır.
EmrinKorunması
Nazm-ı İdaritatbikata konuldukça bazı eşsiz özellikler açığa çıkmaktadır ve gün geçtikçe teşkilatın gelişme modelleri daha da belirgin olmaktadır. Böyle bir hususiyet Mahalli ve Milli Ruhani Mahfillerin sıhhatli çalışma durumlarının korunmasıdır. Bu sorumluluk sadece Mahalli ve Milli Ruhani Mahfil üyelerine değil, Nazmı İdaride önem ve hayati rol oynayan Emrin Elleri müessesesine de düşer.
Bu müessese ve Müşavirler Heyeti,-ileride Emrin siyaneti ve yayılması işini devam ettirecektir- seçim yoluyla değil tayin yoluyla oluşmuştur.Kudret ve salahiyet tamamen Mahalli ve Milli Ruhani Mahfillere verilmiş ve kendi bölgelerindeki Emri işler tamamen onlara emanet edilmiştir. Müşavirler idareci değildirler. Onların fonksiyonu Emri işleri idare etmek değildir. Muavenet heyetiyle birlikte Mahalli Ruhani Mahfillere yardımları ve Milli Ruhani Mahfillere önerileri, ahbaplara idari vazifelerinin ifasında onlara ilham ve cesaret vermekle bu müessese Emrin korunmasında ve Hz. Bahaullah'ın henüz olgunlaşmamış Dünya Nizamı müesseselerinin fonksiyonunda büyük rol oynar.
Mamafih en son yaptığımız benzetmede bir mahfilin kudreti ve canlılığı Mahfil üyelerine bağlıdır. Çünkü onların Emre bağlılıkları ve sadakatları ile Cemal-i Mübareğin Misakının Merkezinin koyduğu idealler ve prensipler Ruhani mahfillerin çalışmalarına uygulanabilir. Hz. Şevki Rabbani'nin Bahai Nazmı konusundaki yazılarını iyice inceleyecek olursak Emrin teşkilat döneminde Mahfil üyelerinin amaçlarının kendilerini üstün idareciler veya camianın bazı çarpaşık problemlerini çözümleyecek kişiler olarak kendilerini görmemeleri gerektiğini ancak toplantı esnasında ruhani hava yaratmalarını, öyle ki Hz. Bahaullah'ın teyidinin her taraftan kendilerine erişeceğini ve onun desteği ile sorunları çözebileceklerini anladılar.
Daha önce de söylendiği gibi bunun başarılması için kişinin Hz. Bahaullah'a imanı, O'nun Ahdine bağlılığı, bencilliğini baskı altında tutması, "hareketlerinin dürütlüğü.......sevdikleri arasında tevazu ve alçak gönüllülüğü, O'nun yüce eşiğinde hizmetle"olur. İşte Rahman olan Tanrı'nın emanetçilerinin bu zamandaki mücadeleleri budur. BÖLÜM 3
Hz. BAHAULLAH'ın CİHANŞUMUL DÜZENİNİN KURULMASI
Henüz Olgunluk Çağına Erişmemiş olan Yeni Dünya Nizamı
Yeryüzünü öldürücü güçlerin silip süpürdüğü, tüm beşer ırkının kargaşalık ve dehşete battığı ve bir zamanlar saygıdeğer müesseselerin kökten sarsıldığı bir zamanda İsmi Azam'a bağlı, her seviyeden, genç ihtiyar, zengin fakir, tahsilli tahsilsiz kişilerden oluşan çok az sayıda kadın ve erkek, Emrin yenilmez gücüyle donanmış ve Mevla'nın eksilmeyen destek ve teyidiyle güçlenmiş ve nihai zaferden emin Emrin yeryüzünü kaplayan yeni müesseseleri kurmakla ve gelecekte Hz. Bahaullah adı altında kurulacak olan Yeni Dünya Nizamını hazırlamakla meşguldürler.
İleride ihtişamın doruğu içinde meydana çıkacak ve kuruluşu Bahai Dünya Birliğinin ortaya çıkışını, en büyük barışın sancağının yükselişini ve Tanrı krallığının yeryüzüne yerleşmesini gösterecek olan bu Dünya Nizamı bugün henüz olgunlaşmamış durumda olup gelişmektedir ve İdari ni,zam olarak işaret edilmektedir. Bu Nazmi İdari teşkilat devrinden beri sistematik bir şekilde Bahai camiasında gelişmektedir.
DörtFerman
Hz. Abdülbaha'nın geride kalanlara bıraktığı vasiyetname Ahdi Misakın semeresi veya "Yeni Dünya Nizamının Fermanı" diye de belirtilebilir. Vasiyetname de Nazmı İdarinin özellikleri anlatmış, prensiplerini koymuş, fonksiyonunu tarif etmiş ve Bahailere müesseselerini kurma görevine başlamalarını söylemiştir. Tamamı 14 tane olan ve Amerika Bahailerinehitap eden Hz. Abdülbaha'nın bir dizi levihleri, Emrin tüm milletlere ver yeryüzündeki insanlara tebliğ edilmesi, için yazılmış olup "Tanrı Emrini Tebliğ etmek için bir fermandır. Abdülbaha bu levihlerde Bahailerin dünya malına bağlı olmamalarını, bu dünyanın süprüntülerinden ruhlarını arıtmalarını, sevgi ve birlik ruhuyla kıyam etmelerini ve Tanrı Emrinin ilerlemesi için dünyanın her köşesine gitmelerini öğütler. Aynı zamanda bu levihlerde Hz. Bahaullah'ın Emrinin iletilmesi gereken 120 ülke ve bölge ve ada ismi saymaktadır. Buna ilaveten Hz. Şevki Rabbani bu ilahi plana şöyle değiniyor: Emrin limitlerinin genişletilmesi için çizilmiş sadece bir araç değil......Fakat Hz. Bahaullah'ın nüve halindeki Dünya nizamının inşa ve tamamlanmasının hızlanması içindir.
Bu iki dökümana, Hz. Bahaullah'ın mukaddes Kitabu Kitabı Akdes ile birlikte "Gelecekteki Dünya Medeniyetinin Fermanı" denilebilir. İliya Mağarası'nın yakınında Hz. Bahaullah'a nazil olan Kermil Levhi, (Dünya Bahai Merkezi inşaası çadırı) Bahai müesseselerini yönetecek ana müesseseleri teşkil ettiği gibi insanlık için Yeni Dünya Nizamını kurma işinde de onlar için ilham kaynağıdır.
Hz.ŞevkiRabbani -Nazmı İdarinin Yapıcısı
Nazmı İdarinin temelini kuran ve müesseselerini inşa eden Hz. Şevki Rabbani'dir.Her şeyden önce Bahailerin Mahalli Mahfilleri nasıl kuracaklarını öğrenmeleri üzerinde durdu. Onbeş yılını çok çetin bir iş olan Nazmı İdariyi Bahailere öğretmekle geçirdi. Mahalli ve Milli müesseselerin fonksiyonunu, çalışma alanını ve son varacakları amacı anlattı. Milli Ruhani mahfilleri sağlam temeller üzerine oturtmakla Nazm-ı İdariye şekil verdi. Daha sonra bunların üzerine Milli Ruhani Mahfilleri kurdu. Bugün Milli Ruhani Mahfiller Hz. Bahaullah'un haşmetli binasını ayakta tutan ve destekleyen müesseselerdir.
Hz. Abdülbaha suud ettiği zaman ahbapların Emri bilgileri noksandı ve yeterince olgun değillerdi. Kendi aralarında bir camia hayatı olduğunun yeterince bilincinde değillerdi. Hz. Şevki Rabbani , Hz. Bahaullah ve Hz. Abdülbaha'nın levihlerinin beliğ tercümesi, kendisinin güçlü yazıları, tüm dünyadaki Mahalli ve Milli Mahfillere çalışmalarında önderliği ile 30 yıl boyunca devamlı cesaret vermesi ve sebatı sayesinde sabırlı ve etkileyici bir şekilde Hz. Bahaullah'ın dinini gözler önüne serdi. Emrin sahip olduğu her şeye doğru görüş açısı getirdi. Kurucularını, Emirlerini, kanunlarını, prensiplerini ve müesseselerini, bir bilmecede olduğu gibi yerli yerine yerleştirdi. Cemiyet hayatı, birlik ve dayanışma konusunda ahbapların yeni kavramlar edinmelerini sağladı.
Emrin kahramanlık döneminde Hz. Bahaullah'a o kadar cezbolmuşlardı ki başka hiçbir şeyi gözleri görmüyordu. O'na aşıkdılar ve tamamen O'nun huzurunun şarabıyla sarhoştular. Ama artık Yeni Dünya Nizamını kurmanın zamanı gelmişti. Hz. Şevki Rabbani'nin gayret ve rehberliği sayesiyledir ki Bahailerin görüş ufukları genişledi. Yani bir ışık altında Emri tanıtmaya başladılar ve yeryüzünde pek çok kişi Mahalli ve Milli Mahfilleri kurmak için kıyam ettiler.
VeliliğinİlkOnbeş Yılı
Emrin velisinin ilk onbeş yıllık döneminde 8 Milli Ruhani mahfil kurulmuştur ve buna ilaveten 30 kraliyet eyaleti Emrin hudutları içine girmişti. Bu dönemde diğer önemli olaylar şunlardı:
1) Hz. Varaka-i Ulya, Hz. Bahaullah'ın kızkardeşi 1932 yılında suud etti. 2) Emrin müstakil bir din olduğunun Mısır Devletince resmen tanınması. 3) |